Tabu olan varlığın üzerine ant içildiği bilinmektedir. Ant içilerek ya gücün vaat ettiği imkânlardan mahrumiyet göze alınmakta veya o gücün imkânlardan mahrum etmenin dışında ayrıca ceza verebileceğine inanılmaktadır. Örneklemek gerekir ise ekmek insanı çarpar ve yine ekmek yenilerek açlıktan kurtulmuş olunur. Yakut Türklerinin en itibarlı ant şekli ayı kafası üzerine yapılan anttı. O bulunamadığı hallerde at kafası üzerine ant içiliyordu.[1] Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında kişinin başı üzerine ant içilir. “özünün de özümün de başı için” diyen kimse doğru söylediğini başları üzerine yemin ederek anlatmış olur. Ant verilirken veya sadaka talep edilirken de “erinin başı için” veya “çoluğunun çocuğunun başı için” denir ki baş, kafa, kelle antta önemli bir matahtır. Anadolu’da bazı bölgelerde at kafatası kemiği ile yağmur duasına çıkılır[2].

 

Ayı-şaman bağlantısını “şamanın gökyüzü seyahatinde ona yardımcı olan ruhlar arasında ayı da vardır”, “yardımcı ruhların arasında ayı donuna giren de vardır.”.[3] “Bu seyahatte Ayı Perisi de görev almaktadır”[4] gibi tespitlerden sonra coğrafyanın kapsamı genişletilebilir.  Orta Asya ve Sibirya’dan tespiti yapılabilen ayı donuna girebilmeği Anadolu ve Türkistan efsanelerinden ve daha ziyade menkıbelerinden bildiğimiz; güvercin, kartal, kurt, geyik donuna girme tespiti bir arada düşünebiliyoruz. Don değiştirme tespitini  ayı için batı Türklüğü inanç coğrafyasında örneklemek mümkün müdür, noktasına gelinmektedir.

 

Yer-Su inancındaki Su Ruhu’nun Anadolu Selçukluları’na ait bir efsanede yer almış olması, ejder veya ayı şeklinde belirlenmesi[5] Bozkırın ve Ormanın ruhunun da ayı şeklinde bilinmesi şaşırtıcı olmamalı. Zira Emel Esin’in de belirttiği gibi bu ayı Çin masallarındaki ayı şeklindeki Su İlahı’nı hatırlatmaktadır[6]. Erken dönemlerden bahsedilmekte olmasının yanı sıra bir bedenlenme söz konusu ise tek tip bir ayıdan söz edilmemiş olabileceği gibi ayı olmayıp ve fakat ayı bedenine çağırım yapan bedenlenmeler de söz konusu olabilecektir.

 

Bahattin Ögel, Oğuz Han’ın göğsünün ayı göğsü gibi olduğunun bir benzetme olduğunu belirttikten sonra, Bir Baraba_Türk destanında “Bir yiğit silkinerek, altın yünlü ayı ile altın yünlü kurt (karışkır) donuna giriyor.” Derken[7] destanî dönemden Türk kültüründe hayvan donuna bu arada ayı donuna girilebildiğine işaret etmiş olmaktadır.

 

Altay ve Yakut Türklerinde ayının orman ruhunun bedenlenmiş şekli olduğuna inanılır. Şaman ayı postuna bürünerek ayı ruhunun gücüne sahip olacağına inanılır. Beşiğine ayı pençesi konulmuş çocuğu bu pençenin şeytan türü kara güçlerden koruyabileceğine, ayı postundan yapılmış çizmeyi giyen kimseyi yılanın sokmayacağına, duyma sıkıntısı çeken kimselerin kulağına ayı tabanı konulması halinde duyabileceğine inanılır[8]. Anadolu’da ayının hastalıkları korkutup kaçırdığı, kıllarının marazlı çocuklar için yapılmış muskalara konulmasının yararlı olduğu, ayrıca böyle çocukların ayı sırtına bindirilmesinin tedavilerine yardımcı olduğu gibi inançlar vardır. Orta Anadolu’da kuluncu kalkmış kimseler ağrıyan kısmı dişi ayıya çiğnetmelerinin şifa verici olduğuna inanılır[9].

 

Ocaklı kimseden el veya nefes almış kimsenin yılan türü varlıklar tarafından sokulmayacağı inancı ile totem konumunda bulunan ayının tös fonksiyonu aynı nitelikleri içermektedir. Anadolu Türk kültür coğrafyasında da beşikten hareketle bebeğin görünmeyenlerden korunması yöntemleri vardır. Beşik boş iken sallanması doğru bulunmaz. Boş beşiğin görünmeyen kötü güçler tarafından sahiplenilebileceğine inanılır[10]. Bu tehlikeden korunmak için beşiğe içerisinde ayetler yazılı olan muskalar asılır ve bebek beşiğe besmele ile konur. Görünmeyenlere karşı korunma İslamî dönemde de sürmüş, töslerin koruyuculuğunun yerini İslamî uygulamalar almıştır.

 

Hz. Eyüp peygamberin türbesindeki yuvarlak şifa taşı sırtı veya başka bir yeri ağrıyan kimselere şife veriyordu. Rahatsızlığı olan şahıs yatırılıp  hasta bölgesi üzerinde taşım yuvarlanması halinde kişinin şifa bulacağı inancı vardı.[11]. Birçok ulu zata ait bu tür şifa veren taşlar veya asalar vardır. Örneklemeleri çoğaltarak şüphesiz amacımız kutsiyetin kutsallığını ihlal etmek değildir. İşaret edilmek istenilen husus, mutlak olanın tecellisi fikriyatı ile destanî veya mitolojik dönemin inanç sistemleri arasında varsa paralellikler bu noktalara dikkat çekmektir.

 

Bingöl’den yapılmış Şeyh Ahmet ile ilgili bir halk inancı derlemesine göre; mezarı halen kutsal bir mekân olarak ziyaret edilmekte olan Şeyh Ahmet geçmişte çift sürerken tek öküzünün yanına bir ayıyı muhtemelen boz ayıyı koşarmış.[12] Ayıya hükmedebilen bir zat manevi derecesi yüksek olan bir kimse olmalı. Geyikli Babaların geyiklerine at gibi binip sefere çıktıklarına, geyiklere taşıttıkları keresteler ile cami inşa ettiklerine ve geyik sağıp öksüz bebek beslediklerine dair anlatılar vardır.[13] Halk tasavvufunda insanad ile hayvanatın aynı alemde ünsiyet oluşturmaları şeklinde izah getirilebilen hal, ulu zatların gerektiğinde alem değiştirebilip hayvanlar aleminde de olabildikleri veya hayvan donuna girebildikleri onlarla ilişki kurabildikleri söylenilebilecektir. Buradan hareketle Bingöllü Şeyh Ahmet’in Boz Ayısı ile kurduğu ilişki şaman-ayı ilişkisini izahta emsal teşkil edebilir mi?

 

Tespitler arasındaki ilinti konusuna gelince; Yaşar Çoruhlu’nun diğer bazı uzmanlarla paylaştıkları ve bizim de katıldığımız teşhisine göre “ayının avlanarak yenilmesi, onun kuvvetinin ve çeşitli özelliklerinin insanlara geçebilmesi yaşanıyordu.”[14] Başkurtlar ve diğer bazı Türk topluluklarında ayı bu maksatla da avlanıyordu[15] Altay Türk halk inançlarında Sagal Boyu’nun kutsal hayvanı ayıdır. Bu toplumda ayı; gücün, aklın, saygının simgesi olarak bilinir. İnanca göre ayı, bozkırın sahibi ve şamanın ulaşım aracıdır[16]. Böylece ayı eti yiyen Altaylı Sagallar güçlü, akıllı, saygın olmayı bu et sayesinde edinmek istemiş olmalıydılar. Tös olan kurt, geyik, kartal, hatta at ve benzerleri için de aynı izahı yapabiliyoruz. Kurdun hikmet içerdiğine inanılmayan vücut aksamı yoktur[17]. Türkistan ve Türkiye Türk kültür coğrafyasında birçok ulu zatın türbesinde geyik boynuzu vardır[18]. At’ın da nalında, üzengisinde, yelesinde, izinde mistik hikmet olduğu inancı vardır[19].

 

Pir kültü ile tös oluşturmuş objeler İslamî dönemin halk inanç değerleri itibariyle de karşılaştırılabilir. Türbe toprağı yenilerek veya türbe çeşmesinden suyu içilerek şifa umulan, ağacının yaprağından keza derman umulan türbedeki ulu kişinin hikmetli konumu ile aksamlarından inançla beklentiye girilen tös oluşturmuş nesne, özellikleri itibariyle farklı konumda değillerdir. Konuya İslamî açıdan bakınca, Âlemlerin Rabbi varlığına delalet eden her şeyin de âlem olduğu esaslandırmasından yola çıkılınca, hikmeti veren Gücün mutlak sahibi, âlemlerden istediğine verebilir. Zira her şeyin sahibi olan, hikmetin de her şeydeki hikmetlerinde gerçek sahibidir.

 

SONUÇ:

            Ayı, eski Türk inanç sisteminde, bütün zamanlarda ve inanç coğrafyasının tümünde olmasa da tabu idi. Bu inanç bozkırın diğer halkları ile de paylaşılıyordu. Ayının tabu oluşu onun genelinin yanı sıra özelde de bütün vücut aksamları için geçerli idi. Bir dönem tabu olduğu üzerinde durulan Kurt gibi varlıklar için de bu kural geçerli olmakla beraber, kutsalın parçalarının da kutsal olabileceği gerçeğinin yanı sıra, farklı bir durum ile de karşı karşıyayız. Ayıya ait aksamların beheri tabu özellikleri bakımından farklı kuvvelere sahiptirler. Dilini yiyenin kekemelikten, gözünü yiyenin ise körlükten kurtulacağı gibi inançlar bu durumun örnekleridirler.

Boz ayının, renginden kaynaklanan farklı bir mistik gücü vardı. Ayılarda olduğu gibi, kurtlarda, atlarda ve geyiklerde de boz, alaca, kır şeklinde tezahür eden bu özellik kurt, geyik ve at da adeta kut yoğunluğu olarak gözlenebiliyordu. Boz-mavi arasındaki mistik bağlantıyı, inanç sisteminin diğer verilerinden hareketle de kurabiliyoruz. 

[1]Abdulkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, , C.I, Ankara,  Ankara, 1968, s. 317-330

[2] Yaşar Kalafat, “Türk Kültürlü Halklarda Hayvanlarla İlgili İnançlar I”, Türk Kültürlü Halklarda Mitler, Berikan,  Ankara, 2012, s. 131–180

[3] Yaşar Çaruhlu , a.g..e. s.158

[4]İbrahim Kafesoğlu, Eski Türk Dini, Ankara, 1980, s. 31

[5] Yaşar Çoruhlu,  Kozmolojik, Mitolojik, Astrolojik Dinî ve Edebî Tasavvurlara Göre

      Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi, Seyran, İstanbul, 1995, s. 159

[6] İbrahim Kafesoğlu, Eski Türk Dini, Ankara, 1980, s. 31

[7] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1998, s. 534

[8] Nilüfer Yıldırım, Anadolu Masallarında Şamanizmin İzleri, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi S.E.T.E. Anabilim Dalı, Elazığ, 2004, s. 387–389

[9] Burhan Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, İstanbul, 1980, s. 552–553

[10] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 2009

[11]Yaşar Kalafat “Urfa Yöresinde Türk Halk İnançları; Karakeçililer – Zazalar ve Arapça Konuşanlar” Erciyes Aralık 2000 S. 276 sh. 6–10

[12] Yaşar Kalafat, İ.M.V. Noyan, “Altay Türk Halk İnançlarından Anadolu’ya Dair Bazı Tespitler”, ARIŞ, Kasım 2011, S.6, s.60–76

[13] Hacer Savaş, “Safranbolu ve Çevresi Halk İnançlarının Dinler Tarihi Açısından Değerlendirilmesi”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Dinler Tarihi Bilimleri Dalı, Yüksek Lisans Tezi 2007

[14] Yaşar Çoruhlu, a.g.e a.g.y

[15] M.M. Sagitov, “Başkurt Folklorunda Hayvanlara Tapınma”, Çev. N. Yüce, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, 1982-1983, Ankara, 1986, s. 125-132 Zikreden, Yaşar Çoruhlu, a.g.e. s. 159

[16]Yaşar Kalafat, İ.M.V.Noyan, “Altay Türk Halk İnançlarından Anadolu’ya Dair Bazı Tespitler”, ARIŞ, Kasım 2011, S.6, s.60-76

[17] Yaşar Kalafat, “Türke Çarelerde Kurt” Türk Kültürlü Halklarda Karşılaştırmalı Halk İnançları, Kurt 2 Türk Halk Tefekküründe Kurt 2, Berikan, Ankara 2009, s. 53-63

[18] Yaşar Kalafat, “Aşkabat ve Çevresinde Medfun Türkmen Uluları, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mart 1996 S.ııı, s.16–23

[19] Yaşar Kalafat “Orta Toroslar ve Türk Halk İnançlarında At” Alanya Tarih ve Kültür Semineri III. 1996 –1997 –1998- 1999–2001 Alanya 2004 sh. 74–82