TÜRKİYE MİLLİYETÇİLERİNDEKİ FARKLILAŞMANIN FARKINDA OLMA HALİNE DAİR

 

 

                                                                                                                             Yaşar Kalafat[1]

 

 

            GİRİŞ:

            Türkiye milliyetçiliği ifadesi ile Türk karşılığı olarak “Türkiyeli” kelamını seçmeği amaçlamadık. Türkiye’de bir kısmı Türk milliyetçiliği saflarında da yer alabilmiş olan etnik milliyetçileri kastetmek istedik.

            Millet, birlikte yaşanılan farklı ana dilli, farklı etnik kökenli, farklı siyasi görüşlü ve inançlı tolum kesimlerinden oluşur. Zümre, aşiret, boy gibi tanımlarla anlatılan kesimlerle milletin farkı buradadır. Bunların savunucularına, kavmiyetçi, zümreci, bölgeci denilirken, topların tümünü içeren millet menfaatini, şahsi ve kesim mensubiyetinin üzerinde tutabilenlere ise milliyetçi denilir.

Bu bilinen gerçeğin açıklanmasına, “Türkiye Milliyetçileri” tanımına açıklama getirebilmem adına ihtiyaç duyduk. Zira millet kavramı iç ve dış politikada ümmet kavramına yerini bırakmaya başladıktan sonra, Türkiye’de açılan yeni kurumlar ve mevcut bazı kurumların mevzuatındaki şekillenmeler ile Türkiye’de Türk milliyetçiliği ile adeta yarışan rakip milliyetçi hareketler boy vermeğe başlamışlardır. Bu gelişme Türk milliyetçilik anlayışına yeni bir boyut getirmek, farklı bir anlayış getirmekten oldukça farklıdır. Biz bu çalışmamızda teşhir ve tepki sergilemekten yana değil durum tespiti yapıp, gelişmedeki aktör kesimleri “farkında olma” noktası itibarı ile yazımıza taşımaya çalışacağız.

METİN:

Türkiye’de milliyetçi yapılanmalar uzun süre daha ziyade ana dilini esas alan Türkçü hareket ve dini esas alan İslami hareket olarak sahne alırken milliyetçi sol hareketlerde çelişkiyi emperyalizmle Anadolu halkları arasında koymuşlardır. Şeyh Şamil hareketi her üç kesime de lider olabilirken; O, Çeçen, Lezgi, Abaza, Çerkez, Karapapah, Kumuk, Karaçay, Nogay gibi Anadolu’daki anadilleri farklı olan kesimlerin Slavlığın karşısındaki Türk liderdi. Bu halk kesimleri içeren İslami kesimin nazarında ise Ortodoks Hıristiyanlığın karşısındaki İslam mücahidi idi. Belirtilen sol fikirli bu kesimin mensuplarına göre ise, O, Çarlık emperyalizminin karşı bir halk kahramanı idi.

Yeni Osmanlılık Anadolu’da Türk olmayı milletin ortak ismi olmaktan çıkarıp Anadolu halklarından birimi konumunda algılayınca, Türkiye’de Türk milliyetçiliği, Kürt milliyetçili, Çerkez milliyetçili veya Arnavut milliyetçiliği gibi hareketlerden bir hareket konumuna getirilmiştir. Tartışılması istenilen husus Siyasi iktidarın tercihi değil, Türk milliyetçilik fikriyatındaki bu gelişmenin irdelenememiş olmasıdır.

Üzerinde durulan husus, bir kimlik inşası hususudur. Siyasilerden evvel Kültür bilim alanının konusudur. Türklük bilinin sahasına girer. Bizimde irdelenmesine önem verdiğimiz cihet bu cihettir.

Resmi bir çalıştay toplantısında, katılımcılardan anadili Çerkezce olan bir Türk, Türkiye dışında yaşayan Çerkezlerin kültür faaliyetleri için Türkiye Cumhuriyeti’nin ödenek ayırmasını isterken, Osetya’da ABD’nin tahriki sonucu, RF’un yıktığı Gürcistan’ın Osetya bölgesindeki evlerin TİKA tarafından yeniden yapıldığını veya Kuzey Irak’ta Barzani Yönetimine TC.’nin 100, 500, 500 milyonluk taksitlerle yardım yapabildiği çalıştay ortamına taşınabilirken, Türklük bilimi alanının bilim insanın, ortak Türk milliyeti adına fikir üretmesi beklenebilmelidir. Bu yapılamıyor ise Türkolog’dan beklenen açıklama gelemiyor ise “Türk milliyetçiliği farklılaşmanın farkında değildir”, denilebilir.

Bu teşhisimizi irdelerken Türkiye Türkologlarının aksakallarından konuyu tartıştık. Hocamızdan aldığımız açıklamalara

“Bugün Türk soyundan gelmeyen, Türkçe konuşmayan vatandaşlarımızı da diğer müşterekler (tarih, din, kültür, vatan…) sebebiyle Türk sayarız. Kendi dillerini konuşmalarına, türkülerini söylemelerine de karışmayız. Ama devlet olarak onların dillerini eğitime veya resmî iletişime sokmak mecburiyetimiz yoktur. Onlara, resmî dilimiz olan Türkçeyi öğretmek görevimiz vardır. Ayrı resmî dil, onları bize daha bağlı ve sadık hale getirmez, tam tersine ayrılıkçılık akımını körükler. Hiçbir akıllı devlet de bunu istemez.” [2]

Şeklinde Türk milliyetçiliği adına yapılmış bir açıklamanın üzerinde kendimizi Türk milliyetçisi olarak bilen bir kimse olarak durmak istiyoruz. Bir milletin akrabaları, yani milletlerin akrabası olan toplumlar sadece ve muhakkak kan akrabası veya gen akrabalığı mıdırlar? Diğer müşterekler kapsamında anılan tarih, din, kültür, vatan…” akrabalığı daha az veya yok sayılabilecek bir akrabalık türleri midirler?

Tarih bir akrabalık bağı olarak kabul edilirken, ortak tarihin bir başlangıç tarihi olmalı. Tarihî ortaklık dönemi ile akbalığın tesisi başladığına göre, ortak tarih oluştuktan sonra akrabamız olmadıkları için milliyetimizin kapsamına girememiş olarak kabul edilen toplumlar, milletin milliyet bakımından asli unsurları olabiliyorlar demektir. Veya milletimizden tarih bakımından kopan başka milletlerin tarihlerini paylaşmak durumunda olan soydaş toplumlar, yukarıda ki iddiaya göre, Türklükten çıkmış mı oluyorlar. Slavlarla, Farslarla veya Çinlilerle aynı tarihi kaderi paylaşmak zorunda kalan Türkler, Türklükten sayılmayacaklar mı?

Birlikte yaşadığımız halklardan aynı dini paylaştığımız toplumları din akrabası sayıp, birlikte yaşamadığımız dindaşlarımızı Türklüğün dışında tutmak veya birlikte yaşamadığımız Şamanist Türkleri Türklük kapsamına alıp birlikte yaşadığımız Kürtleri Türklüğün dışında tutmak çelişki içermiyor mu?

Bu açıklamada yukarıdaki iddianın kapsamına alınan vatan için de geçerlidir. Vatandaşınız olmayan Kafkasya Nogayları Türk’türler ve fakat vatandaşınız olan Kürtler Türklüğün dışındadırlar.

Vatandaşınız olan Kürtlerin Türklüğü söz konusu olabilecek iken onların vatandaşınız olmayan komşu coğrafyalardaki akrabaları Türklük dışındadırlar.

Bizim Türklük dairesinde mütalaa ettiğimiz toplumların da, aynı mülahazadan yola çıkılarak, farklı milliyetlerin inşasına izah getirmeleri pekâlâ mümkündür.

Müşterekler kapsamında işaret edilen diğer belirleyici, kültür ise taşıdığı genler itibariyle tarihi, dili, dini de kapsadığı gibi bunlardan bağımsız olmayan ve bunların da belirleyicisi olan genleri taşır. Bu genler, kültür genleri milletin kimlik edinmesinde biyolojik genlerden daha az önem arzetmezler.

“Birlikte yaşanılan halkların demokratik hakkı” demek, siz bizden ayrılın demektir. Halkların hakkı, grup hakkı değil, birey hakkı olabilir. Yani birey olarak kendi dilini kullanabilir, kendi oyununu oynayabilir. Şu anda grup hakkı isteyen HDP’nin ayrılıkçı bir siyaset güttüğü açık değil mi? “[3]

Birlikte yaşayan halkların demokratik hakları demek, “seninle entegre olalım” demektir. “Sen gelin veya damat olarak geldiğin aileye kültürel değerler de getirdin onları yok saymayarak onları da kültürel hayatımızda paylaşarak, yaşatalım” demektir. Artık maddi ve ruhi hayatımızda olduğu gibi kültürel hayatımız ı da paylaşalım bütünleştirelim” demektir. “Asimile değil entegre olalım” demektir. “Ayrılalım” demek değil, ayırmak isteyenlere ve ayrılmak isteyenlere alet olmayalım, vasat oluşturmayalım” demektir.

“Halkların hakkı” tanımlaması ile “bireyin hakkı” tanımlamasının farklılığı, uygulamada sınırları kolay ayrılabilecek türden haklar değildir. Kültür, toplumsal hayatın bir ürünüdür. Türküler söylenirken dinlenilmek isterler. Tek oynanan oyunlar bile seyirciye muhtaçtır. Böylece giderek örgütlenme ve örgüt organları oluşur. Kullanacağız dilinizle yayın yaparsınız ve o dili yayın dili haline getirmek için eğitim kurumlarınız oluşur. Farklı hakların hakları, sadece o halklar tarafından değil de, milli kültürün, ortak kültürel servetin aslî bir parçası olarak benimsenir ise, emperyalizm etnik milliyetçilik yaptırabilmek için ortan bulamaz ve etnik milliyetçilik yapmaya kalkanlar taraftar oluşturamazlar. Zira istismar için sahiplenmek istenilen kesim, entegre olduğu/uyum sağladığı halkla birlikte olmakla, ait olduğu safı seçmiş olur.

HDP’nin faaliyet alanı bulabilmesi, O partinin Kürtçülük adına vaatte bulunup taraftar oluşturduğu alanın Türk milletinin kültürel birliğinden yana olanlar tarafından sahipsiz bırakılmasındandır. Entegrasyon için atılması gereken atılmayınca, birlikte yaşamdan yana olanların bir girişimleri, projeleri, birikimleri, kadroları olmayınca, duyulan açlığı siyasi oryantalizm, yerli fanatiklerle kapatmaya çalıştı ve geriye dönülemeyecek noktaya gelindi.

“Türklük bilimi misyonunu herkes üstlenebilir. Bir Türkolog olarak ben bundan memnun olurum. Tabii bilimsel yöntemler ve sınırlar içinde kalınmak şartıyla.” [4]

Türklük bilimi misyonunu/amacını, yüklendirmek milli Türkoloji’nin görev alanına girer. Türkoloji sadece tarih, dil, edebiyat bilgisi vermek değil bu bilginin neden verildiğini, niçin verildiği, milli hayatın yükseltilerek nasıl devam ettirebileceğini de metoduyla kadrosuyla manifestosuyla öğretmek demektir. Türkoloji eğitimini aslî alanı olarak almış genç bir vizyon/uzak görüşlülük edinememiş ise, bu yapılanmayı, bir doktor, mühendis, istihbarat elemanı, savcı veya diplomatta nasıl beklersiniz?

“Türkoloji, Türklerin dilini, tarihini, kültürünü… inceler. Başka etnik gruplarla olan etkileşim de ilgi alanına girer. Ama doğrudan başka etnik dillerin incelenmesi Türkolojinin dışındadır. Diğer etnik gruplar kendi dillerini kullanma hakkına sahip oldukları gibi onu inceleme hakkına da sahiptir. Etnek dil ve kültürler Türkoloji dışındaki disiplinlerce de incelenebilir. Bir Türkolog da merak ediyorsa bir etnik dili öğrenip onu inceleyebilir, ama bu Türkoloji çalışması olarak adlandırılmaz. Dil bilimi çalışması denebilir. Eğer Türkçeyle diğer dil arasındaki etkileşimi inceliyorsa o zaman Türkoloji alanına girer.” [5]

Türkoloji/Türklük bilimi, Türklüğün var olma bilimidir. Türk dili, Türk edebiyatı, Türk tarihi gibi disiplinler bu var olma, varlığını koruma ve varlığını yükseltme biliminin aslî bilim dallarıdır. Türk kültürünü inceleyen Türkoloji; Türk iskân politikasını, diplomasisini vb bilmez ise yaşayan devlet hayatının bir parçası olamaz kültürel kapasite olarak sadece ders kitaplarında ve öğrencilik yıllarında kalır. Bütün büyük diller, birlikte yaşanılan halkların dillerinden de nasiplenerek, büyümüş, büyük olmuşlardır.

Birlikte yaşadığı halkların dillerinin araştırılmasını faaliyet alanı kapsamına almadığı için Türkoloji, yetişmiş alanda elemanı olmadığı için TDK ’na bastırttığı Kürtçe-Türkçe ve Türkçe-Kürtçe sözlüğü hazırlattığı Kürt dilli HDP’den milletvekili olmuş şahıs ve o partinin milletvekilleri aktif silahlı terör örgütü PKK ile olan bağları nedeniyle mahkûm olmuşturlar. Bu örnekleme diğer birçok resmi devlet kuruluşunun benzeri faaliyetlerinden hareketle yapılabilir.

Türkoloji kapsamında incelenme imkânı bulamayan etnik kültürlerin incelenmesi hangi disiplinler kapsamında yapılabilir. Dili, tarihi, inancı, halk kültürü, edebiyatı Türklük biliminin dışında tutulan, Balkanlardan, Kafkasya’dan, Ortadoğu’dan kopup Türk dilli halkla birlikte aynı kaderi paylaşarak gelmiş Anadolu’daki soydaşları ile de biteviye yeni akrabalıklar kurmuş toplumlar, etnisite iseler de “milli etnisite” dirler. Bu toplumlar ana dilleri ve ırkları Türk olduğu için değil, Türk kültürlü halklar oldukları için Türklerle aynı kaderi paylaşmaya mahkûm edildiler. Size göre Anadili Türkçe olanlar kadar Türk olan bu insanlara mensubu bulundukları Türklüğün bilimini kim verecek? Türkiye’de Kürt Dili ve Edebiyatı Araştırma Enstitüleri ilk kurulduklarında olduğu gibi Paris Kürdoloji Enstitüsü’nden bilim adamı temini cihetine mi gidilebilmelidir?

Türkçe ile etnik diller arasında etkileşim alanı inceleme konusu yapılmaması demek, Türkiye’deki etnik dillere Türkiye dışındaki anadili bu olan ülkelerden Türkiye’deki üniversitelerde kurulmuş olan ilgili araştırma merkezlerine dil, edebiyat, tarih, halkbilim alanlarında bilim adamı sağlanmalıdır, demektir ki, yapılan da budur.

Kürt kültürel kimlik çalışmalarının, bağımsız hareketinin habercileri olduğu söylenebilecektir. Diğer benzeri arayışlar da federatif yapılanma taleplerine gebedirler

“Romantik Dönem ”in arkasından bağımsızlık talebinin geleceğini, hatta geldiğini çok iyi biliyoruz”.[6]

&                                                         &                                             &

 

Ara açıklama

Milliyetçi kesimde Türk fikir ve kültür insanın hakikaten kafası ciddi şekilde karışıktır. Çok kere farklı disiplinlerden bilim adamlarının ve aynı disiplinden kimselerin konuyla ilgili açıklamalarında ilişkilendirmeleri sağlam olan varılmış bir sonucu dinlemek okumak mümkün olamamaktadır. Yapılan açıklamalarda açıklık kazandırıcı açıklamaları ile uygulamaları arasında çelişki yaşayabilmektedir. Bu konuda sistemli bir düşüncenin sonucu olan açıklama dinlemek bir hayli zor olmaktadır. Açıklamalarda düşünce sistemi bulmak kolay olmamaktadır.

Bölücülüğün ülke için tehdit oluşturduğunu düşünen bir kısım milliyetçi aydın için Türk Dil Kurumu Kürtçe Sözlük yazmamalı. Ancak Türkçe-Kürtçe ve Kürtçe-Türkçe gibi karşılaştırmalı sözlük çalışmalarının yapılması Kürtçe sözlük yazmış olmanın kapsamına girmez. Adeta “Biz araştırıp yazmayız bizim dil bilimlerimizin uğraş alanına girmez ve fakat baskı işlemini üstleniriz” demek gibi bir anlayış. Diğer taraftan bu camiaya, Türk Türkolog’u ailesine mensup aydınların büyük çoğunluğu, “Dil Kurumu’nun kuruluş amacında bu tür hizmet yoktur. Yapılması yasaktır.” Kanaatindedirler.[7]

Etnik kesimin kültür incelemelerinin bakanlıklar, üniversiteler gibi resmi kurumlarca yapılmaması gerektiğine inanan milliyetçi kesimin tarihçeleri, araştırmalarında Şerefhan’ın Şerefname-Kürt Tarihi isimli eserini kaynak eser olarak gösterebilmektedirler. Keza, doktora tezi olarak şecere kayıtlarına göre Kureyşan aşiretinin incelenmesini verilebilmektedir. Bize göre her iki uygulama şekli de yerinde ve gereklidir. Ancak, Kureyşan aşireti bir Zaza aşiretidir. Zaza etnik kimliği için üzerinde durulan üç yaklaşım tarzına göre; Zazalar etnik köken olarak Kürt’türler, Zazalar Türk’türler ve Zazalar Türk ve Kürt kökenli bir halk değil, farklı bir etnik kimliğe sahiptirler.

Bu kesim aynı zamanda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an-ı Kerim’in Kürtçe mealini neşretmiş olmasını yerinde bir hizmet olarak kabul etmekte ve fakat Kültür Bakanlığı’nın Memo Zeyn’i yayınlamasını ve yayına hazırlayan araştırmacının tutumlarını onaylamamaktadırlar.[8]

Bu kesim, Memo-Zin türünden eserlerin Amerika’da doktora çalışması yapılması ve üniversite yayınları arasına girmesini, anılan ülkedeki derin devlet siyasi oryantalizm dayanışmasının bir başarısı olduğunu, Türkiye’de bu tür çalışmaların yapılamadığından şikâyet edebilmektedirler.

Milliyetçi kesimin bir kısım sosyal bilimcileri, “Devlet bu türden etnik kesimin kültürlerine yönelik araştırmaları ve yayınları, Bakanlık türü resmi kurumlarına değil, maskeli faaliyet de gösterebilecek kuruluşlarına yaptırmalı” kanaatindedirler.

Türkiye’de; kuruluş amaçlarının kapsamında, bu tür araştırmalar olmadığından yola çıkan ve kurulduğu yıllardaki çalışmaları ile de bu tür mesai vermeyen kuruluşlar, devlet desteğinden yoksun kaldıkları için uzun süre pasif kaldılar. Tekrar aktif duruma geçebilip destek görmeye başladıkları zaman devlet onlardan, yukarıda açıklaması yapılan türden etnik meseleler konulu hizmet bekliyordu ve aldı. Bu kuruluşların kuruluş dönemindeki amaçları ile birlikte bilim adamı kadrosu da değişmişti.

Türk sosyal bilimci milliyetçi bilim insanın, çalışma alanından hareketle Türklüğe hizmet anlayışı ile siyasi iktidarların Türklüğe hizmet anlayışı çok kere uyuşmamızdır.

Bazı araştırma merkezlerinin kuruluş amacı ve ilk yıllarında verdiği hizmetin (mensuplarının Türk milliyetçisi olduklarından zerre kadar şüpheye mahal yok iken,) devlet politikası ile örtüşmesi hangi gerekçe ile ne derece ne hangi anlamda Türkçüdür irdeleme gerektirir.

Kanaatimizce Türkiye’nin içerisinde bulunduğu blok NATO, Varşova Paktına karşı idi, Batının doğuyu izlemesi araştırması ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç, bu potansiyele haiz Türkçülerce karşılanabilirdi. Bir takım araştırma kuruluşlarının kurulmaları bu dönemin ve bu ihtiyacın da bir sonucudur. Zaman geldi batı bu ihtiyacı karşılamada farklı yapılanmalar geliştirdi. Bu gibi kuruluşlar, zamanla Sovyet coğrafyasını araştırma konusunda çeşitli nedenlerle yeterince bir varlık gösteremediler, gösteremezlerdi. Yaşlanan kadrolar yenilenemediler. Cumhuriyetinin yükseköğreniminin genel politikasında da böyle bir milli hedef pek yoktu.

Yukarıda da açıklandığı gibi, milliyetçi kesim olarak çok tekrarlanan bir söylemimizde yer alan hususlardan birisi de ABD gibi ülkelerde derin devletin bu ihtiyacı işbirliği halinde olduğu üniversitelerde çalıştırdığıdır. Bizde bu tür üniversitelerin kurulamadığı husustur. Bu şekilde düşünen milliyetçiler de bana göre temel çelişkinin farkında değiller. Temel çelişki milli kimliğin algılanmasında aynılık ve ayrılıktadır. ABD’de devlet kimliği belirlemiş, onun güçlenmesi ve tehditlerin deruhte edilmesi için üniversiteye datayı ve imkânları vermiştir.

Türkiye’de Türkçülerin anladığı ortak bir Türklük anlayışı yoktur. Sorunun etrafında dolaşma sebebimiz konuyla bağlayabilmek içindir. Bunun için çeşitli misaller verip meseleyi kökünden ele almak gerekti.

Türkiye’de Türkçü diyor ki, “Benim anladığım Türk budur, o güçlendirilmeli, güçlendirilmesinin yöntemi budur, onaylamayan haindir.”

Meselenin dikkatlerden kaçan, kaçırılan diğer çok önemli bir boyutu daha vardır. Zannedişlerimin arasında “Kürtlerin Türklüğün dışında tutulmasında Türkçülerin Türkçü taassubunun da payı vardır”, hususu da vardı. Bu zan tamamen boş değildir.

Açıklamaya çalışacağımız diğer iki boyuttan birisi Türkçülüğün sinsi sinsi iç bölünme yaşadığı, bunun farkında olunmadığı hususudur. Türkçülerin, Türk dairesinin asli unsurlarından kabul ettiği bazı Türk dilli ve soylu halklardan hareketle bölünme ihtimalleri belirmiştir. Evvelce Azerbaycan Türklüğü içerisinde oluşturulmaya çalışılan Karapapak hareketinden sonra, şimdilerde tespitini yapabildiğimiz izlerde, yanılmıyorsam Tatar hareketi mayalandırılmaya çalışılıyor.

Siyasî oryantalizm-enteljans dayanışması, “ana dili farklığından esaslandırılan ihtilaf dosyası” nı biraz daha derinleştirip etnisitenin ihtilafa itilmesi süreci sürerken, Türk milletin Türk dilli gövdesine yönelmiştir.

Türk kültür milliyetçiliği adına Bakü Türkoloji Kongresinin orijinal zabıtları yayınlanıyor. Her yıl Kongrenin sene-i devriyesi yapılırken kongreye dair bildiriler veriliyor. Ancak, Türk dünyasının bugünü ve o günü arasında ortak olan tehditler adeta gözden kaçıyor. Veya biz abartıyoruz, doğal olan gelişme seyrinden çok şey bekliyoruz. Kültürün, Türk kültürünün ve Türklüğün ayrı ayrı ve bir arada stratejik objeler oldukları anlaşılamadığı sürüce, bu tür sancılar gözden kaçabilecekler veya abartılabileceklerdir.

SONUÇ:

Hal bu olunca, şu söylenilebilecektir. Türkiye’de Türkologlar Kürdolojinin, Türkoloji’den müstakil bir bilim dalı olarak gelişmesinde kendilerini sorumlu tutmamaktadırlar. Zira etnik kültürlerin araştırılması Türklük biliminin alanına girmez. Buna bağlı olarak etnik kültürleri inceleyen bilim insanları da Türkolog olarak tanımlanamazlar. Etnik kültürler alanında yapılan çalışmalarla ilgili gelişmelerden Türkiye milliyetçileri arasında, farklılaşmanın farkında olanlar vardır. Bunlar farklılaşmanın varması muhtemel sonucunun da farkındalar. Muhtemel sonucun Türklüğün lehine olmayacağını bilmekte ve kendilerini mesul tutmamaktadırlar.

Bizim kanaatimiz ise, Etnik kültürler de Genel Türk kültürünün asli parçalarıdırlar. Zira bu kültürlerin mensuplarının ana dilleri Türkçe olmasa da bunlar da Türlüğü oluşturan, Türk dilli halkın kültür akrabası toplumlardır. Bunların kültürleri Türk kültürü içerisinde Türk kültürü ile birlikte yaşamını sürdürmelidir.

Türklük bilimi, Türk kültür milliyetçiliği biliminin her alında faaliyet alanı bulması anlamını taşır. Türklük bilimi, medeni bilgiler nev’inden eğitimli her vatandaşın alanı ile ilgisi nispetinde edinmesi gereken bilgileri içerir.

Etnik kesimlerin dil, tarih, halk bilimi vb. alanlardaki uzmanları da, Türklük bilimi kadrolarında, ortak kültürel hedefler istikametinde yer alabilmelidir.

Bize göre Türk Türklük bilimciliği ile Türk milliyetçiliği gösterildiği gibi çok farklı alanlar değildirler.

Yazımın hazırlanmasında benden samimi açıklamalarını esirgemeyen saygıdeğer hocam arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bu taslak konunun irdelenmesi adına paylaşılmıştır.

 

[1] Dr.,   yasarkalafat@gmail.com Halkbilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi www.yasarkalafat.info

[2] “Özel Mektup” www.yasarkalafat.info

[3] “Özel Mektup” www.yasarkalafat.info

[4] “Özel Mektup” www.yasarkalafat.info

[5] “Özel Mektup” www.yasarkalafat.info

[6] “Özel Mektup” www.yasarkalafat.info

[7] Prof. Dr. D. Y.Özel görüşme notları www.yasarkalafat.info

[8] Prof. Dr. S.G. “Özel Görüşme Notları” www.yasarkalafat.info