9.MİLLETLERARASI TÜRK HALK KÜLTÜRÜ KONGRESİ,

EDİNİMLER VE İNTİBALAR

 

                                                                                                                Yaşar Kalafat[1]

 

GİRİŞ.

Katıldığımız kültür şölenleri münasebetiyle alanımıza giren hususlarla ilgili kazanımlarımızı genel intibaımızı anlatma alışkanlığı bizde bu türden katıldığımız yurt dışındaki etkinliklerden kaldı. Giderek Türkiye’de katıldığımız ulusal ve uluslararası toplu etkinliklere dair de paylaşmak istediğimiz hususları yazmaya başladık. Etkinliklerin üzerinden zaman geçtikçe bunlar sadece yazarı için değil ilgili çevre için de yarar sağlar oldular. Bu anlayıştan hareketle İlki 1975 yılında yapılan ve 22-23 ve 24 Kasım 2017 tarihleri arasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından Ordu’da yapılan 9. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi’ni de yazmaya karar verdik.

Kongrede genel konular ile “halk edebiyatı“, “müzik, oyun ve eğlence“, gelenek-görenek ve inançlar“, “maddi kültür” ile “somut olmayan kültürel mirasın korunması” alt başlıklarında bildiriler verilmiştir.

Bu çalışmamızda; üzerinde çalışmakta olduğumuz Kızık Türkmenlerinin izlerini takip için yeni imkânlar aradık, yapabildiğimiz görüşmelerle yörenin etno kültürel fotoğrafını çekmeye çalıştık, farklı ana dilli ve dinî inançlı kesimlere dair bilgiler edindik. Güvenç Abdal Ocağının Dedesi Avni Dede/ Hüseyin Öztürk Dede ile uzun bir söyleşi yaptık. Kongreye katılacakları tespitini yapmış olduğumuz, bir kısım katılımcılarla planladığımız görüşmelerimizi sağladık, bildirimizi vermekte kalmayıp, takip edebildiğimiz bildirilerden notlar ve bazen de bildiri sureti aldık, gezebildiğimiz müzeler, Belediye Başkanlığı ve Valiliğin kültür müdürlüklerinden yayınlarından aldık.

.

METİN:

Almanya, Azerbaycan, Bosna Hersek, Çin, Gürcistan, Irak, İran, Kazakistan, Kıbrıs, Kırgızistan, Makedonya, Moğolistan, Romanya ve Rusya’dan bilim insanlarının katıldığı bu kongrede, 7 ana başlık 42 oturumda toplam 180 bildiri katlım olmuştur. Kültür Bakanı Kurtulmuş’un açış konuşması muhtevalı ve iç açıcı idi. Protokol konuşmalarında “Türk kültür coğrafyası Türk halkbilimi çalışmaları için dünyanın en büyük arşividir” “24 büyük medeniyete beşiklik yapan Anadolu’nun kültür varisi bu millettir.” Küresel kültürün ciddi baskısı altında olduğumuzun farkındayız” “Milli kültürle birlikte bağımsız olmak” gibi gönül açıcı ifadeler duyduk. Açılış münasebeti ile Osman Efendioğlu ekibi ile “Atma Türkü” sunumu yaptı. Kemal Atangür ise Karagöz sanatının güzel bir örneğini verdiler. Kapanış konuşmasını Prof. Dr. Saim Sakaoğlu yaparken bildirilerin içeriğinden, alınan hasılanın akademik randımanından ziyade ilk kongreden günümüze özlemli bir değerlendirme yaptılar.

Biz, serpil Aygün Cengiz  “Psikolojik Folklor Bağlamında Kemal Tahir’in Köyün Kamburu Romanında Öfke” ve Sabri Koz “Bir Cumhuriyet gazetesi ‘Bartın’ ve Halk Kültürü Tarihimizdeki Yeri” konu başlıklı bildirileri yeni çalışma alanlarına açılma imkânı bulabildik.

Alimcan İnayet hocamızın “Mitostrateji Üzerine” isimli bildirileri adeta rüyalarımızdaki özlemini duyduğumuz konuyu ele almıştı. Aynur Koçak hocamızın “Türk Mitolojisinde Kaosun Sürekliliği konu başlıklı bildirileri alanla ilgili gerçek bir ziyafetti. Bu oturumdaki dinleme özlemini duyduğumuz diğer bildirileri maalesef dinleyemedik.

  1. oturumdaki bildirilerden Alpaslan Santur Hocamın Anadolu Halk Hekimliğinde Gelenek Olarak Adlandırılan Bazı Hastalıklarla Tedavileri Arasında Kurulan Sempatik İlişki” ve Mustafa Aça’nın Doğu Karadeniz hayvancıları ve çobanlarının Geleneksel Veterinerlik Uygulamalarına Dönük Değerlendirmeler” isimli çok kıymetli bildirileri bana şunu söyletmektedir. “Derlenen halk inançlarından hareketle inanç sisteminin şifrelerinin çözümü dönemine gelinmiştir”. Ve “Halk inancı çalışmalarında bazı kavramlar oluşturup geliştirilemez ise, sadece görülebilenlerle yetinmek, görünmesi gerekene ulaşamadığı dönem yaşanılmaya devam edecektir. Kara iyelerin fonksiyonu bilinmez ise bir çalışmada merkeze bitkinin, bir çalışmada merkeze hayvanı ve bir diğer çalışmada da insanın alınmış olduğu görülemeyecektir.

Türkiye halkbilimi çalışmalarında “büyü” nün yeri bilimsel olarak belirlenme zamanı gelmiştir. Bize göre, Şamanizm tanımlanırken neden büyü ve fal ile ilişkilendirildiği soruna cevap verebilecek kadar bilgi alt yapısı birikmiştir.

Takip ederiz diye işaretlediğimiz birçok bildiriyi maalesef dinleyemedik. Bazen sunumumuzun bulunduğu oturum ve bazen de doğal olarak masa görevlisi bulunduğumuz oturumlara bağlamak durumunda kalındı. Böyle hallerde de bildiri metni takası yöntemi izlenerek kayıplar giderilmeğe çalışıldı. Zakirova İlyeser’in “Ebeler Halk Hayatındaki Görevi ve Yeri”, Mehmet Erol’un “Kilis ve Çevresinde Zeyrat Günleri geleneği”, Arzu Mammadova’nın “Azerbaycan’ın Kültürel Miraslarından El Dokuması-Kelağayı” isimli bildiriler bunlardandı.

“Halk Edebiyatı”, “Müzik, Oyun ve Eğlence” Gelenek Görenek ve İnançlar” “Maddi Kültür” ve “Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması” oturumları, bu alanların uzmanları tarafından takip edilmesi ve değerlendirilmesinin Yararına inanıyoruz. Bu alanlardaki Türkiye’de yapılabilmiş çalışmaların bilinmesi yapılması gerekenleri belirler

Kongreye katılanlara 7. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresinin bildiri kitapları verildi. Bunların baskılarının kongreye yetiştirilmiş olmaları gönüllere rahatlık verdi. Diğer taraftan 8. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi bildirilerinin de basılmak üzere hazırlandıkları da biliniyordu. Alanın bir çalışanı olarak bardağın dolu tarafına da bakılmasının gerektiğine inananlardanız.

&                                            &                                            &                                &

Ordu hakikaten şirin bir şehir, büyük şehrin bütün çağdaş nimetlerini halkına sunarken gürültülü, karmaşalı, pasaklı bir şehir değil. Kırk yıl evvelinin koz helvası, kestane esnafını sokak başlarında görmek de mümkün son teknoloji ile donanmış valilik belediye başkanlığı binalarını da. Teleferik hakikaten yakışmış bazı şehirlerimizde olduğu gibi işgüzarlık eseri konulmamış. Boz tepe hiç de boz değil. Halk uyum içinde çevreden gelenlere sıcak ve samimidir. Kısaca ordu şehrimiz ordu birliklerimiz kadar güzel. Havaalanı da Allah nazarından saklasın çok yakışmış. Çevre yolu da yapılınca şehir merkezinin trafik yükü bir hayli azalacak.

Bizim Ordu’da ile ilgili olarak yapmış olduğumuz bununla üçüncü çalışmamız oldu[2].  Diyanet İşleri başkanlığı arşivlerine göre ordu Ulucanlarını çalışmış, Çok kere içerisinden geçmiş veya birkaç saat ancak kalabilmiştik. Kongre dışındaki ilişkilerimiz için Hocam Bahaddin Yediyıldız’ın verdikleri isimlerden şehri tanıyacaktım. Sağ olsunlar Mesut Karakulak ve Sadullah Gülten gibi hocalardan arkadaşlarımız bir yandan 1995 yılında Erbil’de 15 gün birlikte alan çalışması yaptığımız Hikmet Pala diğer yandan her türlü bilgilendirme için koşturdular.

&                                &                                            &                                            &

Mesut Karakulak, 24 Oğuz’un Kargın boyunu arşiv kaynakları ağırlık olmak üzere çalışmışlar. Bizim, Halkbilim Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi olarak Oğuz boylarından çalıştığımız Dünya Avşarları[3], Dünya Salurları[4] ve çalışmakta olduğumuz Dünya Kızıkları’ndan sonra Mesut Karakulak hoca ile birlikte Kargınları da çalışma fikrimiz pek sonuç vermedi.

İlhan Ekinci, Mesut Karakulak, Sadullah Gülten ve Kamil Yavuz hocalarımızla birlikte bizim için çok yararlı olan uzun sohbetli bir kahvaltı yaptık. Üniversite çevresi Kongrenin kendilerine yeterince duyurulmadığını ifade etmektedirler. Ancak şehirde dolaşıp kongre afişlerini görmek de pek zor değildi. Hakikaten Ordu Üniversitesi Orduda yapılan bir kongrede fazla yer alamamıştı. Alanlarında etkili kültürel faaliyetler göstermekte olan İl Kültür Müdürlüğü, Belediye Kültür Müdürlüğü ve Ordu üniversitesi ordu adına ortak kültürel sesler duyurabilirlerdi.

Dışardan bir gözlemci olarak Kongre yürütme kurulu ile de söylemek istediğimiz bir husus var. Türk halk kültürünün aksakallarının daveti ihmal edilmiş olmalı ki, Prof. Dr. Dursun Yıldırım, Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız, Prof.Dr. İbrahim Tellioğlu, Prof. Dr. Ali Çelik gibi hocalarımız kongrede yoktular. Haddimizi aşmış olmayalım ama Biraz da bunların olmayışlarından ileri gelmiş olmalı sahanın birçok aksakalının kongrede olmasına rağmen bildirilerin büyük kısmında analitik derinlik pek yoktu. Bildirinizin bulunduğu ve sizin oturum yöneticiliği görevinde bulunduğunuz oturumlarda oturumun tüm bildirilerini dinlemek durumundasınız. Belirtilen ihtiyacın karşılanabilmesi bize göre Kongrelere de çalıştay oturumlarının konulması ile mümkün olabilir.

Hikmet Pala’nın tespitlerine göre bölgede, Çepni, Bayat, Alanyuntlu, bayındır,  Karkınlu, Peçenek ve Yıva gibi Türk boyları vardır[5]. O’nun Ordu’yu anlatan diğer kitap çalışmasında Şayib/Güzel Yurt ele alınmaktadır[6].

&                                &                                            &                                            &

Ordu’nun ana dili Gürcüce olan halkı arasında anadil farklılığı yok bütün Gürcüler aralarında aynı dili konuşuyorlar. İnegöl’de tanıştığımız Gürcü aileler arasında ana dil farklılığı birbirlerini anlayamayacakları seviyede idi. Aralarındaki ortak dil Türkçe idi.

Ordu Gürcüleri din birliğinden hareketle Türkiye’ye gelmeyi ve dönemin Türk yönetimi de keza dindaşlarına sahip çıkma zihniyetinden onları kabul etmiştir. Yaklaşık 1000 hane kadar oluşturan bu topluluğa devlet yerleşme yerleri, köyler ve mezralar verir. Böylece 5-6 Gürcü köyü giderek bu miktar. 30-40 köyü ulaşır.1885’li yıllarda 93 harbinden sonra yaşanan bu göç döneminde Türkiye’ye gelen Müslüman Gürcülerin orada kalan akrabaları tamamen Müslüman iken giderek oradakilerin hepsi Hristiyanlaşmışlardır. Ordu’da Türkçe ana dili Gürcüce olanların da birinci dilleri durumundadır. Şavşat Madencik tarafında evlerde de Gürcüce konuşulur. Adnan Menderes Kaya,

Batum Çürüksu’dan gelenler askerî ve dinî kimlikleri ile gelmişlerdir. Bunlara Çürüksulu Ali Paşa hamilik yapmaktadır. Ordu’ya Gürcü yerleştirme döneminde Trabzon’a de yerleşmek istenilmiş ancak Trabzon halkı istemeyince bu girişim yarım kalmıştır. Ordu ve Giresun kaymakamları iskâna karşı tavır almışlar bunun üzerine isyan olmuş. Gelen Gürcü halk silahlı örgütlü olarak yerli halka baskı yapmaya başlamış Hekimoğlu ve Soytarıoğlu toplu direnişleri baş göstermiş. Köylerin bir yarısı isyankâr diğer yarısı isyana karşı vatansever konumuna girmiş. Bütün bunlar geçmişin hatıraları olarak anılıyor.

Ordu’da yaşamakta olan Gürcü ana dilli Türkler arasında etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik, bölücülük hareketi yoktur ve bu tür amaçlarla kurulmuş dernek veya yayın organları da yoktur. Halk siyasi tercih olarak MHP, ülkücü olarak bilinirler.

1985 yılında Ondokuzmayıs Üniversitesi’nin yaptığı tarih Boyunca Karadeniz Sempozyumu’na Gürcistan’dan katılan tarihçiler Gürcü milliyetçiliği konusunda nabız yoklamış ancak, destek bulamamışlardır. Mevsimlik fındık işçileri, Rus pazarı olarak bilinen pazarlarda birtakım nabız yoklamalar oldu ise Gürcistan Gürcüleri Hıristiyan Türkiye Gürcüleri Müslüman oldukları ve yaşam tarzları aile anlayışları da çok değişiklik gösterdiğinden taraftar bulamamışlardır. Bazı Kültürel etkinliklere Gürcistan’dan katılanlar olmaktadır. Ordu’nun eski belediye başkanı Gürcü imiş.

Ordu’ya gelen ve halen Ordu’da yaşamakta olan bütün Gürcüler Müslümandırlar. Uzun süre Gürcü ana dilli halk ile Türkler arasında evlilik olmaz. Kabak dağı Gürcüleri her yıl festival yaparlar.

Bölgenin Alevi inançlı Müslüman halkı Kuzören Gölköy’de yoğunlaşmıştır. Bura halkının % 40 Alevi inançlı vatandaşlardan meydana gelmiştir. Kuzören Bolu’a 55 Km. ve Gürgentepe ise 30-35 Km. dir. Alevi Kültür Derneği başkanı Tuncay Özonç ile çok istememize rağmen vakit darlığından görüşemedik. Bölgede Fatsa merkezde cem evi ile cami bitişiktir. Halkın inanç yapısında Sünnileşme vardı halen Haydar’dan Ramazan’a hareketi yaygındır.

Yörenin etno sosyal ve sosyo kültürel yapısına dair dair de birçok çalışma yapılmış Hikmet Pala’nın çalışmaları bu türden Bölgenin yakın geçmişteki Ermeni ve Rum kesimine dair de bilgiler içeren bu tespitlerden Zazaoğlu Hacı Kirkor isimli Ermeni aile ismi dikkatimi çekti. Biz Gürcistan’da Zaza soy isimli Gürcü bilim insanları ile tanışmıştık. Zaza Toplumu Doğ v Güneydoğu Anadolu’da Şafii, Alevi ve Hanefiler olarak yaşamaktadırlar. Bunların halk inançlarına dair çalışmalarımız olmuştu. Yazar eserinde Ordu Alevilerine dair bilgi verirken 1455 Osmanlı Tahrir Defterinde geçen “Bölük-i Niyabet-i Ordu bi, ism-i Alevi” kaydını, Bahaeddin Yediyıldız’ın teşhisine katılmayıp aile oymağı anlamında değil Alevi inançlı kesimin kastedildiği kanaatindedir. H.Pala bu görüşünü toplumun dini hiyerarşisinde Ahondların da yer alması tespiti ile desteklemektedir. Ahond din görevlisi tanımı Alevi toplumunun değil Şii-Caferi İslam’ın sözcüğüdür ve daha ziyade İran İslam’ına işaret eder.

Bahaddin Yediyıldız bu konuda daha sonra yaptığı yayınlarında Ordu bi-ism-i Alevî” terkibindeki Ordu” kelimesini yeterince açıklamış bulunmaktadır. Bu konuda özetle  “Ordu bi-ism-i Alevî” terkibinin ikinci unsuru olan “Alevî” kelimesinin bu biçimiyle okunuşu da tamamen bana aitti (….) Metinler çözülürken  (…) kelimelerin kullanıldıkları metnin ve genel kültür ortamının bağlamı ve bütünlüğü içinde değerlendirilerek anlamlandırılması gerekiyor. Bu zâviyeden bakınca Ordu’nun diğer adı olan ve eski yazıda “ayın-lâm-vav-ye” harfleriyle yazılan kelimeyi vaktiyle -kolay okumanın yönlendirmesi sonucunda- “ ’Alevî” biçiminde okumakla hata yapmış olduğumu ve bu kelimenin bu bağlamda “ ’Ulvî” olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.” Deyip sebeplerini çıkmakta olan “Hacıemiroğulları’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne Ordu Tarihinden İzler adı ile Ordu Büyük Şehir Belediyesi tarafından yayımlanmakta olan kitabında açıklamaktadır.

 

 Hikmet Pala;

“Gürgentepe Uluğbey bölgesinde Aleviler kendilerinin Kürtün’den geldiklerini ve Güvenç Apdal Ocağına bağlı olduklarını söylemektedirler. Gürgentepe bölgesindeki ilişkiyi dedeler sağlamaktadır. Ancak Işıktepe Ünye Işıktepe Alevileri bunların dışındadır”[7] demektedir.

Pala, Alevi inançlarına dair bilgi verirken de “Alevi geleneğinde cenaze öncelikle evinde ‘Seyran Suyundan geçme’ adıyla yıkanır. Ölü gömüldükten sonra cenaze evinde ‘kabir Kurbanı’ kesilerek yas tutulur,  Cuma toplanılarak kuran okunur dua edilir.

Gürgentepe Alevilerinde 6 Mayıs’ta kutlanılan Hıdırellez’e büyük önem verirler. Hıdrellez günü bütün köylü mezarlıklara toplanır. Yanlarında yemek götürürler ve sofralar kurulur Hıdırellez günü yeşil bir şey kesilmez. Akşam olunca evdeki yaşlı kadın bir avuç tohumu dere kenarına götürüp eker bu âdetin adı  ‘Erce Ekme’dir. Demektedir.[8]

Ordu Alevi halk inançlarına dair Avni Dede’den aldığımız bilgiler münasebetiyle tekrar döneceğiz. Bir iki minik açıklama yapmak gerekir ise, 6 Mayıs Hıdrellez kutlamaları Anadolu halk inançlarının genelinde vardı. Mezarlık ziyaretleri yılın belirli günlerinde İslam’ın diğer inanç kesimlerinde de vardır. Aras Vadisi Şii-Caferi İslam kesimde Ölü bayramı olarak bilinir. Varto yöresi Alevilerinde de bu ziyaret yemekli olur. Mezarlar onarılır. Dinî piknik havası yaşanır. Bazı yörelerde mezarlara yemek bırakılır[9].

Erce Ekme uygulaması ile ilk defa karşılaşılmıştır. Daha ziyade akşam karanlık çöktükten sonra ‘Yerler bağlandı’ inancı vardır. Karanlık çöktükten sonra hiçbir ekilmek istenmez. Ekilen tohumun çürüyeceği inancı vardır[10].

&                                                        &                                                        &

Kültür Bakanlığının düzenlediği Halkbilim Kongresi münasebetiyle gitmiş olduğum Ordu’da dikkatimi çeken hususlardan birisi de Yediyıldız ailesi ile Ordu tarihi konusunda yapılan bilimsel araştırmalar olmuştur.

Bahaeddin Yediyıldız, yıllar önce Türk Tarih Kurumu’nda Sondaj Metoduyla Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi Projesini başlatan bir sosyal tarihçidir. Kendisi Ordu Kabataş ilçesinin Hoşkadem mahallesinde doğmuştur. Doksanlardan önce Kabataş gibi Hoşkadem de Aybastı’nın müstakil köyü idi. Bahaeddin Yediyıldız’ın dedeleri bu köyün yerlilerinden olup Osmanlılar devrinde ulema sınıfına mensup bir aileden gelmekteydi. Dedesinin dedesi Molla Ömer Efendi’dir. Molla Ömer’in oğlu tarımla uğraşıyordu. Ancak, oğlu Mustafa Asım’ı (1873-1945) babası gibi ilim adamı yapmak istiyordu.  Bu sebeple, Mustafa Asım, çocukluk yaşlarında köyünde mektebe devam ederek kardeşi Salih Zeki ve dedesi Aybastılı Ali oğlu Ömer’den ilk tahsilini alıyor. 1883’ten itibaren Kur’an kıraati’ni Müftüzâde Mevlânâ Muhammed eş-Şehîd’den öğreniyor ve Aybastı Medrese’sinde altı yıl  Aybastılı Hoca Erzenzâde   Mevlânâ Süleyman Fevzî’nin yanında tahsiline devam ediyor.  1889-1891 yılları arasında Amasya’da Agrâkıye (Dagrakıye) medresesinde okuyor. 1893–1894 İstanbul Ayasofya’da Cedid Mehmed Efendi Medresesi’nde, 1895–1901 İstanbul Koska’da Hekim Çelebi Medresesi’nde tahsil görerek 1901 yılında Arapkirli Hüseyin Avni Efendi’den icazet almayı başarıyor ve liyakat madalyası ile ödüllendiriliyor. 1902’de ru’ûs imtihanına girerek başarılı oluyor ve aynı yıl Bayezid Camiinde tedrise başlıyor.  1908’de kendisine İstanbul müderrisliği ruus-i hümayunu tevcih ve ita buyuruluyor. 1914’te talebelerine icazet veriyor. Daha sonra Hoşkadem’e dönerek 1945 yılında vefatına kadar orada yaşıyor. Ancak, orada da boş durmuyor. Yine eğitim öğretime devam ediyor. Bu köyde yetiştirdiği kişilerden bazıları Cumhuriyet döneminde sınavlara girerek başarı gösteriyorlar ve müftü olarak görev yapıyorlar. Bahaeddin Yediyıldız’ın babası Senai Yediyıldız da bunlardan biridir. 1949’da Gölköy ilçesinde vaiz olarak göreve başlamış, Aybastı’nın ilçe olmasıyla birlikte buraya müftü olarak atanmış ve toplam kırk yıl hizmetten sonra buradan emekli olmuştur. Babası gibi kendisi de normal görevi dışında yörenin imarı, okul yapımı ve her türlü sosyal faaliyetler alanında çok önemli hizmetler gerçekleştirmiştir. Mustafa Asım Efendi’nin 1908’de yaptırdığı ev ve serendi hala ayaktadır ve boştur. Oğlu Senai Yediyıldız’ın ellili yıllarda yaptırdığı ev ise, oturanı olmasa da, içindeki eşyası ile birlikte varlığını korumaktadır. Mustafa Asım Efendi ve Senai Yediyıldız’ın kitapları da buradadır. Mustafa Asım Efendi’nin bu evde bulunan kitapları hakkında, torunu emekli öğretmen Hüseyin’in oğlu ve kendisinin adaşı Prof. Dr. Mustafa Asım Yediyıldız (Uludağ Üniversitesi), tahlilî bir araştırma kaleme almış olup yakında yayımlanacaktır. Aile Arşivi, Ankara’da Bahaeddin Yediyıldız’ın evindedir. Kendisi köyünün ve ailesinin sosyo-kültürel tarihini yazmakla meşguldür. Senai Yediyıldız’ın ömrünün son yıllarında Hoşkadem’de başlattığı ve vefatından sonra çocuklarının inşaatını tamamladığı beş katlı Kültür Evi binasının kullanım hakkı Milli Eğitim Müdürlüğü’ne devredilmiş olup burada bugün Kabataş Anadolu Lisesi eğitim ve öğretime devam etmektedir.

Doktorasını 1968-1975 yılları arasında Paris’te Sorbon Üniversitesi’nde Annales Ekolü’ne mensup bilim adamlarının yanında yapan Bahaeddin Yediyıldız, yurda döndükten sonra doğup büyüdüğü Ordu yöresinin tarihini araştırmaya başlamıştır. Orta Karadeniz ile ilgili bu araştırmalar, kendisinin tasarladığı ve Türk Tarih Kurumu bünyesinde yürütülen çok kapsamlı bir projenin bir parçasıdır. Projenin bu bölümü, yapılan yayınların ilk sayfasında şöyle ifade edilmektedir:

 “Ülkenin değişik özelliklerini temsil ettiğine inanılan ve örnek olarak seçilen on yöre­sindeki toplum hayatının ilk insan yerleşmesinden günümüze oluşum ve değişim süreçlerini anlamak maksadıyla, arşiv, kütüphane ve saha araştırmaları sonucunda elde edilen veri kolek­siyonlarının bir yandan yayına hazırlanarak basılması, diğer yandan sorgulanması suretiyle Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihinin Sondaj Metoduyla Araştırılması”.

Bu paragrafta sözü edilen on yöreden birisi, Orta Karadeniz ve özellikle Ordu yöresidir. Yediyıldız, öncelikle Ordu Kazası Sosyal Tarihi’ni (Ankara 1985) yazmış ve yayımlamıştır. Kaynak olarak da, ekip arkadaşlarıyla birlikte, sırasıyla 1455, 1485 ve 1520 tarihli üç Tahrir Defteri (Ankara, 1992, 2002, 2002), 1642 tarihli iki cilt Avarız Defteri (Ankara 2008) ve bir cilt de Efsaneler, Masallar, Maniler ve Etnografik Malzemeler (Ankara 2006) yayımlanmıştır. Bunlar Türk Tarih Kurumu’nun yayınları arasında çıkmıştır.

         Pilot bölge olarak öncelikle Orta Karadeniz’in yanısıra, Ankara, Çukurova ve Bursa bölgeleriyle ilgili çalışmalar da başlatılmıştır. Projenin bu ayağında, üniversitelerle işbirliği esas alınmış, yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle geniş bir çalışma gurubu kurulmuştur. Grup içinde her şeyden önce hakikati arama ruhu canlı tutulmaya çalışılmıştır. Gurubun TTK’nda uzun yıllar devam ettirdiği Salı Toplantıları’nda, özellikle Osmanlı Tarihinin sorunsallarının ve kaynaklarının tespiti ve bunların yeni bilgi teknolojileriyle nasıl sorgulanabileceği soruları çerçevesinde her hafta tartışmalar yapılmıştır. Bu proje kapsamında yürütülen yüksek lisans ve doktora tezleri bütün aşamalarında değerlendirilerek tartışılmıştır. Tez çalışmaları ve telif eserler dışında, gurup üyeleri, üzerinde çalışılan bölgelerin tarihiyle ilgili kaynakları da yayına hazırlamışlardır. Bu çalışmalardan önemli bir bölümü, Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihini Sondaj Metoduyla Araştırma Grubu Kaynak Dizisi ya da Araştırma Dizisi içinde TTK tarafından yayımlanmıştır.

          Gurup ayrıca, Salı Toplantıları’nın bir ürünü olarak,   2005 Eylülünde Ordu’da Orta Karadeniz Kültürü Sempozyumu’nu düzenlemiş ve bildirileri özel bir kitap olarak Orta Karadeniz Kültürü adıyla yayımlamıştır (Ankara 2005). 

          Yediyıldız ve ekibinin Ordu yöresi ile ilgili olarak yaptığı araştırmalar ve kaynak yayınlarından hareketle,  Ordu’da oturan amatör araştırmacı ve yazarlar da kitaplar yayımlamaya başlamışlardır. Bu da Ordu kültür hayatına bir canlılık getirmiştir..

Ergüvenç Abdal Ocağı’nın Dedesi Avni Dede (Hüseyin Öztürk) bizi 24 Ekim 2017 günü Cem Evinde Hikmet Pala ile birlikte kabul ettiler. O gece ve ertesi gün cenazeleri ve özel cemreleri vardı. Öğrenmek istediklerimizin bir kısmını öğrenebildik. Kendilerine şükran borçluyuz.   Aldığımız bilgiler arasında;

Ocak mensupları bölgeye Ordu bölgesine 12. Yy. ortalarında Gümüşhane-Kürtün- Güvendi- Taşlıca’ya Oradan Giresun Dereli’ye Zırhlıhan/Baheliköy’e oradan da Gürgentepe’ye gelmişler. Ordu’nun o yıllarda ismi Nefsi Alevi imiş.[11]

Bu canlarda dede görev vaki olduğu zaman belirlenmektedir. Görevlilikte bir süreklilik yoktur. Dede olabilmek Güvenç Abdallı olmakla belirlenmiştir. Bu Ocak Ordu çevresi Alevilerinin ocağı olarak bilinir Ocağın Trabzon, Zonguldak-Ereyli, Düzce’de de talipleri vardır. Terme-Samsun, Çarşamba Sivaslı oldukları için Pir Sultan Ocağına bağlıdırlar. Zeynelabidin Ocağına bağlı oldukları söylenmektedir. İran Hoy’dan Malatya’ya, oradan Samsun-Çarşamba Aut köyüne. Işıktepe-Fatsa’ya gelinmiştir.

Bu bölgenin toplam Kızılbaş-Bektaşi talip miktarı 60.000 civarındadır. Kızılbaşlık tanımındaki Kızıl kelimesi Şamanizm’den gelmektedir. Güvenç Abdal Alevileri, Bektaşilik nizami tarikatına bağlıdırlar. Velayet ve imamete inanırlar. Mersiyelerinde 12 imama biat ederler.

Kızılbaşlık-Şamanizm ilişkilendirmesi yapan çalışmaların varlığı bilinmektedir. Al-Al karısı bağlantısından hareketle bu kara iyenin mitolojik derinliğinde Şamanizm ilişkilendirmeleri yapılmaktadır[12]. Ancak Avni Dedenin bu konudaki açıklamasında mitolojik boyuta rastlanılmamıştır. Biz Kızık Türkmenleri ile ilgili yaptığımız alan çalışmasında da kaynak Kızıklar ile Kızılderililer arasında bir bağın olduğunu ifade etmiş açıklaması olmamıştı.

Kelimei Şehadetleri, “Eşhediye lailahe illellah ve eşhedi enne Muhammed Mustafa Aleyel Murteza (Haticeyi Kübra) Fatimatı Zöhra Hasan-ı Müşteba) denir. Hüseyin’in şehid düştüğü Kerbela haşimi soyundan olmadığı için parantez içine alınıp (Kübra) denilir[13].

Gün Muhammed Ay Ali’dir Toprak, Turap bütün canlıları içinde saklayabildiği için “toprak Ana” denilmiştir. [14] Toprağın saklayıcı olduğu görüşü Sünni inançlı kesimin halk inançlarında da vardır[15].

 Zeynelabidin Ocağı Alevileri ile Güvenç Abdal Ocağı Alevileri aynı ceme birlikte girerler. Güvenç Abdal Ocağı Alevilerinde Görgü Cemleri Zeynelabidin Ocağı Alevilerine de açıktır. Esasen bu ocağa bağlı olmayıp başka bir ocağa bağlı olunsa ve hatta Sünni inançlı Müslüman kesime de mensup olunsa, Görgü Cemi’ne girebilir. Zira görgü ceminde esas olan “Hak” dır, hak aranır.[16]

72 millet” anlayışı Sen-ben bir olalım anlayışı anlamında değildir. Sen-Ben Hak’da hak olalım birlik olalım” anlamındadır. Cem’e katılamamış Sünni bir kimse ceme katılmadığı halde Görgü cemine katılabilir[17].

Alevi halk inançlarında hak anlayışı bize halk inançlarında geniş yer tutan ve hayatın her döneminde rastlanan haklaşmak-helalaşma uygulamasına çağırım yaptı. Ailesinden kısa süre için de olsa eğitim için askerlik için, yolculuk için hacca gitmek, gelin olup gitmek için ayrılanınca helalleşilir. Gelin kız yeni evine gitmek için ailesinin bütün fertlerine sandık hakkı, kapı hakkı,  eşik hakkı, ana hakkı, baba hakkı, kardeş hakkı verilmesini sağlayarak helallik alır[18].

İhtilaf, Alevi ile alevi arasında olsa Alevinin posta niyaz edip  “borcum yok” demesi halinde mesele kapanır. Posta niyaz etmek demek işi Allah’a havale etmek demektir. Sünni bir kimse ile ihtilafı olan Alevi ceme giremez[19].

Bir Alevinin ceme yaş itibariyle kabulünde akli baliğ olması aranır. Aklı baliğ olan her alevi ceme katılabilir, yaşı sorulmaz[20].

Sünnilerde haklılık ve haksızlık tartılır, ağır gelen tarafın ağırlığı esas alınır ve verilecek hükme esas olur. Alevilikte ise ahirette bir kantarın olmadığı, bunun gönül köprüsü, rıza köprüsü işlemi olduğuna, tartının bu dünyada yapıldığına inanılır. Cemde taraflar dinlenilir ve karar verilir. Bu karardan sonra diğer dünyaya haklılık veya haksızlık taşınmaz. Tek kantar vardır ve tartı cemde yapılır[21].

Alevilikte düşkünlük süresi dolmadan ölen kimsenin cem ile ilişkisi sorumluluk bağlantısı kalmamıştır.[22]

Al karısı inancı ve ondan korunma yolları ile inançlar Alevilerde de vardır. Bunun için korunması istenilen bebek anne ile birlikte kubbe altına getirilir. Burası cibinlik gibi bir yerdir (Y:K) Al karısının giysisinden alınmış bir kumaş parçası, Kubbenin bir yerine iliştirilir. Daha makbul ve etkili olanı al karısından alınan parçanın onun tenine yakın olması, mesela saçının olması tercih edilir. Böylece al karısının kubbeye yaklaşamayacağı ve al karısından bebek ve annenin korunacağı inancı vardır.[23]

Al karısını yakalamak için bir iğne bebeğin yakasına takılır. Al karısı iğneden sakındığı için çocuğa sokulamayacağı ve korunacağına inanılır[24].

Al karısından korunmak için iğne, kilitli iğne, çuvaldızından yararlanıldığı inancı Sünni inançlı Müslüman halk kesiminde de vardır.[25]

Ana-bacının mecliste aile dışından kimselerin yanında konuşabilmesi için dede icazet verir. İzin alındıktan sonra Ana, dedenin yanında yabancıların sorularına cevap verebilir. Bayan talip ananın yanında konuşamaz. Anadan izin alması gerekir. Dedeyi ziyarete gelen talip, dededen izin alarak dedenin yanında oturabilir[26].

Cinlerle evlenildiği onlarla evlenen insanoğlunun da çocukları olduğuna dair inançlar ve anlatılar bizim toplumumuzda da var. Onların tanınmaları ayaklarından olur. Onların ayaklarının ters olduğu ifade edilir. Soğan ve sarımsağın bunlardan insanları koruduğuna inanılır.[27]

“Cin deyi meşrup musatıp makamı hak makamdır”  Bu inanç ve ifade bizim cemlerimizde yer alır, söylenir. Cemaat de inandık tasdik ettik, der. Eskiden bunlar daha aşikâr gezerlerdi.[28]

Yeter olarak kız isminin verilişi, mesaj vermek amaçlıdır. Ben ailemin 6. Çocuğuyum artık çocuk istemiyoruz bu kadar evlat veya kız evlat yeter, anlamına gelir[29].

Bebek dünyaya geldiğinde sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okunması uygulaması Güvenç Abdal Ocağı Alevilerinde de vardır. Dünyaya gelen bebek erkek ise silah atılır böylece onun yürekli olacağına inanılır[30].

Doğum akabinde silah atılarak çocuğun cesur olacağına inanma inancı ile ilk defa karşılaşılmaktadır. Silah çok kere mutluluğu duyurmak amacıyla ve daha ziyade de kara iyeleri şer güçleri kaçırmak amacıyla atılır, onların tok sesten rahatsız oldukları inancı vardır[31].

Güvenç Abdal Ocağı Alevilerinde ölen kimse genç ise onun çok yakını olan kimse mesela annesi veya nişanlısı ona ait özel bir eşyayı itinayla saklar, zaman zaman çıkarıp ona bakarak ağıt söyler ağlar, onu koklar.[32]

Bu inanç Tul İnancının devamı niteliğindedir. Kişinin fizik olarak ölümü ile ruhun ölmediği, yaşayanlar ile onların ölüleri arasında ruh bağlantısının sürdüğü inanç ile izah edilmektedir[33].

Bu toplumda, ölmüş yakın bir kimsesini rüyasında gören kimse, onun ruhuna bildiği bir süreyi okur, yakın komşularını çağırıp onlara ikramda bulunur.[34] Bu uygulama Sünni inançlı İslam kesimde de aynen yaşamaktadır[35].

Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan Cuma gecesi Kur’an-ı Kerim okunur dua edilir. Yanar haldeki sobaya ihlas suresi okunarak un atılır, geçmişlerin ruhlarına gönderilir[36].

Bu Alevi Ocağının hanımlarının dedeye sormak istedikleri ve fakat çekindikleri hususlar anaya dedenin hanımına sorulur, Ana o sorunun cevabını Dededen alıp soru sahibine iletir[37].

Bu ocağın bayan cenazelerini ana yıkar. Cem evlerinde o ana-bacılık görevini öğrenir[38].

Bu ocağın hanımlarının da dünyaya gelecek bebeğin cinsiyetine dair tahminleri vardır. Bebek bekleyen anne adayının kalçaları istikametinde göbek büyür ise bebeğin kız, ileriye doğru büyür ise erkek olacağına inanılır[39]. Bu inanç da Sünni İslam kesimde aynen yaşamaktadır[40].

Bu toplumda da dünyaya gelen bebeğin ve annesinin kırkı ve yarı kırkı yapılır. Erkek çocuklar 46. Gününde, kız çocuklar 40. gününde kırklanırlar. Kırklama yapılacak suya madeni para atılır. Kırk suyu temiz bir yere dökülür. Bebek kırklanırken Fatiha okunur. Bebek dünyaya gelince ayaklarından ters çevrilip sallanır. Bebeğin suyuna ilk banyosuna köz atılır[41].

Türk kültürlü halkların hepsi kırk çıkması yaparlar Yarı kırk ve bazen de çeyrek kırkı yapıldığı da olur. Kırk suyuna altın veya gümüş para veya başka bir şey atılır. Erkek çocuklar için 46 sının yapıldığı bilgisi ile ilk defa karşılaşılmaktadır. Kırk suyuna kurutulmuş kurban gözü veya kurutulmuş kurt gözü atıldığına dair tespitler de vardır.[42]

Ayağını basamayan çocuğun ayağına cumartesi günü Al/kırmızı bir ip bağlanır, sonra bu ip kesilir. 2 gün bu ip parçası çocuğun ayağında kalır ve bu tip sonra akarsuya atılır. Bu işlemin gün batmadan bitirilmesi gerektiğine inanılır[43].

Bu uygulama bazı farklılıkları ile köstek kesme olarak bilinir. Ancak ayak bağlama ipinin al/kızıl olması bulgusu bizim için yeni olmuştur. Al/kızıl rengin görünmeyen kara güçlere karşı koruyucu özelliği ile ilişkilendirilebilir. Halk inanmalarında bağlama bir büyü [44]ve bağı çözme de büyü bozması olarak bilinir[45].

Bu toplumda konuşamayan çocuklar yazdırılırlar. Yazdırılan çocuğun boynuna bir ip bağlanır. Bu iple birlikte çocuk ahıra götürülüp buzağı niyetine ahıra bağlanır. İnanca göre hayvan konuşamadığı için bu uygulama yapılır, çocuk çözüldüğü zaman insan olduğu için konuşacağı mesajı verilmiş olunur ve konuşacağına inanılır. Bu esnada dede ağzına su alır etrafına okuyarak püskürtür.[46]

Bu tespit de halk inançlarında yaşamakta olan mit içerikli şifrelerin çözümlenmesinde ipuçları içermektedir.  Çocuğun konuşamayışı bir bağ/büyü olayıdır. Keza bağın çözülmesi de büyünün bozulması olarak izah edilebilir. Ahır, pis koku, hayvan gübresi, loş yerler kara iyeler ile doğrudan bağlantılı veriler olarak bilinir. Keza su püskürtmek, tu tu tu yapmak, nefes üflemek efsunlamanın uygulama türlerinden olarak bilinir[47].

Bu ocağın Alevilerinde çocuğun sünnet parçası saklanır. Göbek bağının parçası, çocuğun kırkı çıkıncaya kadar çocuğun başına bağlanır. Orada koruduktan sonra annenin sandığına koyulur. Bebeğin eşi ise temiz bir yere gömülür[48].

Bu bulgulardan sadece bilinenlerden farklılık arz eden bulgu, sünnet parçasının başa bağlanması şeklindeki uygulamadır. Diğer uygulamalar Türk kültür coğrafyasında uygulanagelen türdendirler.

Güvenç Abdal Alevi Ocağı halk inançlarında hanımlar dökülen tarak artığı

saçlarını gelişi güzel atmazlar. Atılması halinde bu saçların kuşların ayağına takılıp onların ölümlerine yol açabileceği için günah sayılır, sakınılır[49]. Bu inanç Türk kültürlü halklarda çok yaygındır ve ayrıca Türk kültür coğrafyasında saç etrafında bir kült oluşmuştur[50].

Evlenme yaşı gelmiş kızların kısmetlerinin açılması için onların isimleri gelinlerin ayakkabılarının altına yazılır[51].

Bu toplumda Dede mezarları türbe olarak bilinir, ancak her dedenin mezarı türbe olarak bilinmez. Mesudiye’nin Dargeçit mahallesinde Rus Derviş veya Ulus Derviş lakaplı dedenin mezarı türbe olarak bilinir. Buranın ziyaretinde adak için belirli bir gün şartı yoktur. Adak sahibinin imkânları müsait olunca adağını yerine getirir. Adak olarak koç, koyun, sığır, horoz yenilebilen her hayvan adanabilir[52]

Bu toplumun türbe ziyaretlerinde türbenin taşına taş tutturmak, ip bağlamak, saç teli bağlamak uygulamaları vardır. Türbeden taş, toprak şifa vasıtası olacağına inanılan her şeyi ziyaretçi olabilir. Oradaki ağacın meyvesi alınmaz. Meyve dalından düşmemiş ise “nasibi değil” denir, kesinlikle alınamaz. Nasip kime ise o yiyebilir, nasip olması beklenir, nasip olması halinde nasip olana mutluluk verir. Ulu zatların ağaçlarının dalına dahi dokunulamaz. Bu türden mekânlarda kesinlikle avcılık yapılamaz yasaktır. Cana kıyılmaz dağdan bir nasip alındığı düşünülüp hakkı verilir.[53]

Bu tespitte de tasavvuf-mit bağlantılı boyutlar vardır. Halk inançlarında sahiplilik inancı vardır. Sahipsiz hiçbir şey yoktur. Türk mitolojisinde bu hal iye anlayışı ile izah edilmektedir. Sahipli bir şeyi almak için sahibinin izini gerekir. Bunun için kanlı kurban veya saçı yapılır. Kabul gören bu uygulama ile sahip değişmiş olur. Taş tutturmak, ip bağlamak, saç teli bağlamak uygulamaları kansız kurban kapsamına girerler.

Mezarların dışında o yörede bir su var ise o sudan şifa umulur O suya ak denildiği için aktığına inanılmış, derviş ona ak demiş oluyor ve onda şifa aranıyor.[54] Akmak bir fiil halidir nasiple gerçekleşir. Akan su temiz olan ak sudur, ak iyelerin yatağıdır. Durgun sular kara iye yatağı olarak bilinirler, şer mekânı olarak algılanırlar.

Güvenç Abdal Alevi ocağı halk inançlarında türbe ziyaretinde tavaf vardır. Ziyaret esnasında Türbelerin etrafında üç defa adak, kurban ile birlikte dönülür. Adak sahibi adağın etinde öncelikle yer[55] Bu uygulama Sünni İnançlı Müslüman kesimde de görülmektedir[56].

Bu ocağın halk inançlarında 3 kurbanın kesilme mecburiyeti vardır. Bunlar; köyce kesilen Görgü Cemi Kurbanı, “yarabbi bu kurban şehidi nurdur barıştık huzuruna barışık olarak geliyoruz” denilerek kesilir. Onun etinden o ceme katılanlar yer. Görgüden geçmeyenler o ceme giremezler. Oruç tutunca Aşure Orucu akabinde iki ayrı kurban kesilir. Bu kurbanların etinden de görgüye katılanlar yiyebilirler. Devamında devri devran göçen için de Kabir Kurbanı adiyle kurban kesilir Bu kurban Kerbela’da Hz. Hüseyin’e izafeten kesilir. Bu kurban da görgüden geçenlere kesilir.[57]

Anadolu genelinde adak kurbanından adak sahibi yiyemez. O kurbanın etinin o ulu makama ait olduğuna inanılır. Adak sahibi o etten mutlaka tatmak istiyor ise o eti satın alır ete ödenen para fakire veya yatır kumbarasına atılır.

Adakla dönmek veya yürüyemeyen hastayı şifa için sırtta döndürmek yardım umulan yatıra, yardım istenileni gösterme içeriklidir. Uğruna kurban kesilen gelinin anlına kurban kanının basılması türünden bir uygulama içeriklidir.[58]

Sünnilerde helallik kişi ölünce alınır. Alevilerde ise helallik kişi canlı iken hayatta iken alınır[59].

Kırklareli Kofçoz ilçesi Ahmetler köyü Bektaşilere göre kutsal mekânlarda yakılan mumlardan 2 renk alev çıkar bunlar mavi ve kızıldır. Mavi zahiri kızıl batını temsil eder. Bu çevrelerde Nevruz gecesi Nevruz’un başladığı an dede tasa su koyar. Saman çöpü tam anında dönmeye başlar bu an taliplerin semahı başlatıp dönmeye başladıkları andır[60].

Avni Dede ile görüşmek üzere tespitini yapmış olduğumuz hususların ancak dörtte birini görüşebildik. Bununla beraber, bu konuda öğrendiğimizi benzeri görüşmelerde öğrenememiştik. Kendisine minnettarız.

Ordu çevresinde Yukarıardıç Osman Efendi Türbesi-Fatsa, Kuzköy Şid Abdal Türbesi-Karataş, Şeyh Abdullah Türbesi-Ulubey, Derviş Salih Türbesi-Ulubey, Yunus Emre Türbesi-Ünye, Alanbaşı İnbaşı Türbesi –Kabataş, Melikgazi Türbesi-Akkuş türbelerinin varlığını öğrendik.[61] Yöre azizlerinin efsaneleri yörenin folklorik yapısı ve halk kültürü ile birlikte Ordu valiliğince çalışılmış[62]. Bu konuda bir tez çalışması da Prof. Dr. Ali Çelik yönetiminde Ünye Halk Kültürü ismi ile Hümeyra Çağlayan Kaya tarafından yapılmıştır. Biz yöre Ulucanlarını Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv kayıtlarından çalışabilmiştik.[63]

Pala’nın açıklamalarında tarihî aileleri hakkında da bilgi vermektedir. Köpek ismi veya soy ismi ile yapılan açıklamada, ölüme yol açan veya ölüm emrini gerçekleştiren gücün nazarında bilhassa bebekleri ve doğum yapacak anneleri korumak için onların albenilerini örtülenir, onlar çirkin gösterilir, açıklamalarını da yapmaktadır. Bu uygulamaya Eski Türk inanç sistemini çalışanlar çok sık şahit olurlar. Mesela erkek çocuğa Bokbay adı verilir. Bebeğin ilk saçı ağırlığınca fakire sadaka verilmeden evvel o saçlar çiftlik gübresi ile taranırlar. Belirli bir yaşa kadar çocuklara çirkin takma isimler de verilir Bu uygulama Türk kültür coğrafyasında çok yoğundır[64]. Çuvaşlarda Çöpbi/Çöp Bey ismi verildiği olur. Nerden buldun sorusuna, Çöpten denilir.

SONUÇ;

Bize göre başarılı bir kongreden yeterince yararlanılmıştır. Kongreye çalıştay oturumlarının da serpilmesi randımanı artırabilirdi.

 

 

 

[1] Dr., yasarkalafat@gmail.com Halkbilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi, www.yasarkalafat.info 

[2] Ali Osman Abdurezzak-Yasar Kalafat, Halk Kültüründe Satmak,Satıp- Almak İnancının  Mitolojik Boyutu”,9. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Ordu, 22-24 Ekim 2017

Yaşar Kalafat,  “Aybastı Yer Adı ve Türk Halk İnançları”, II. Aybastı Karataş Kurultayı (17 18 Temmuz 2001, Ordu) (Editör Bahaeddin Yediyıldız), Ankara, 2002, s. 39-40 

[3]Yaşar Kalafat-Adnan Menderes Kaya-Mustafa Aksoy, Avşar Kültür Coğrafyası ve Halk Kültürü, Berikan yayınları, Ankara, 2015

[4] Yaşar Kalafat-Muhammet Avşar-Ahmet Turan, Türk Kültür Coğrafyasında Salur Halk İnançları, Berikan yayınları, Ankara, 216

[5] Hikmet Pala, Ordu Tarihinde Olaylar ve İnsanlar, İstanbul, 2015, s. 121

[6] Hikmet Pala, Ordu Şayib (Güzel Yurt) Köyü Tarihi, gece Kitaplığı, Ankara, 2017

[7] Hikmet Pala, Ordu Tarihinde Olaylar ve İnsanlar, İstanbul, 2015 s.340.

[8] Hikmet Pala, a.g.e. 341.

[9] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ölüm, Berikan yayınevi, Ankara, 2011.

[10] Yaşar Kalafat, Azerbaycan-İran-Anadolu-Irak Halk İnançları Hattı, Berikan yayınevi, Ankara, 2012.K.

[11] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[12] Yaşar Kalafat, Memoratlar-Astral Dünya Mitolojik Boyut, Berikan Yayınevi, 2017 (baskıda)

[13] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[14] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[15] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Mitik-Mistik Kavşakda Yer, Berikan Yayınevi, Ankara, 2011.K

[16]Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[17] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[18] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, 6. Baskı, Ankara, 2010

[19] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[20] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[21] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[22] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[23] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[24] Kaynak kişi: Yeter Öztürk 51 yaşında İlkokul mezunu, Ocağın anası ocağın dedesinin eşi.

[25] Yaşar Kalafat-Muhammed Avşar,, “Zile Yöresi Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Demir İnancı”, Tarih ve Kültürü İle III. Zile Sempozyumu (08-09 Ekim 2015),

[26] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[27] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[28] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[29] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[30] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[31] Yaşar Kalafat, ”Türk Halk İnançlarında Kara”, Uluslararası IV. Türk Kültür Kongresi Bildirileri (4-8 Kasım 1997 Ankara)  Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1999, s 274-284

[32] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[33] Yaşar Kalafat, “Tul İnancı/Geleneği Arkaik Dönemden Günümüze Görüldüğü Haller ve Avanos Halk İnançlarındaki Yansımaları”, Avanos Sempozyumu (23-25 Ekim 2014, Avanos)

[34] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[35] Yaşar Kalafat,  “Kayseri Yöresi Örnekleri ile Türk Kültürlü Halklarda Rüya İnancı”, Erciyes S. 365  (Mayıs, 2008, s. 13-15

[36] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[37] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[38] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[39] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[40] Yaşar kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınevi, 6 baskı Anakara, 2010

[41] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[42] Yaşar Kalafat, “Halk İnançları İtibariyle Doğu Anadolu ve Orta Toroslarda Kırk Motifi” 3. Alanya Tarih ve Kültür Semineri (12-13 Kasım 1993), Alanya Tarih ve Kültür Seminerleri, Alanya, 1995, s. 265-270

[43] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[44]Yaşar Kalafat, “Hakkâri Çevresi Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Büyü” III. Uluslararası Van Gölü Havzası Sempozyumu (06-08 Haziran 2007, Hakkâri, (Editör: Oktay Belli), Hakkâri Valiliği yayınları, Ankara, 2008, 44454

[45] Yaşar Kalafat, “Alanya Yöresinde Kilit-Bağ-Kitlenmek-Bağlanmak” Alanya Tarih ve III/1996-1997-1998-19999-2001,Alanya Belediyesi Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Yayınları, Alanya 2004, s. 492-499

[46] Kaynak Kişi; Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[47]Yaşar Kalafat, “Gök Tanrı İnanç Sisteminden Günümüze kadar Efsunlama “Tu Tu tu’lama Uygulamaları” II. Uluslararası” II.Uluslararası Karacaoğlan ve Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri (20-24 Kasım 1991 Adana), Çukurova Üniversitesi Yayınları, Adana 1993, s.271-286

[48] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[49] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[50] Yaşar Kalafat, Balkan Türklerinden Örneklemelerle Halk İnançlarında Saç”, I. Uluslaraarası Balkan Türkolojisi Sepozyumu Bildirileri, (28-30 Eylül 2001, Rrizren/Kooosova (Yayına Hazırlayanlar Nimetullah Hafız &  Tacida Hafız) balkan Türkolojisi Araştırmaları Merkezi Yayınları, Prizzren/Kosova 2006 s. 308-314

[51] Kaynak Kişi; Yeter Öztürk

[52] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[53] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[54] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[55] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[56] Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri İle halk İnançlarında Tavaf/Dönme” Osmanlı’dan Cumhuriyete Diyarbakır (II. Uluslararası Osmanlı’dan Cumhuriyet Diyarbakır Sempozyumu 15-16 Kasım 2006, Diyarbakır), (editörler Bahaeddin Yediyıldız, Kerstin Tomenendal), Diyarbakır Valiliği & Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yayınları, Cilt: 2, Ankara 2008, s. 453-462

[57] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[58] Yaşar kalafat, “Kurban: İnsandan Kurban ve Türklerde Kurban İnancı” Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi/Abdulkerim Abdülkadiroğlu Özel Sayısı (2007), s. 179-196

[59] Kaynak Kişi: Avni Dede (Hüseyin Öztürk), Ergüvenç Abdal Alevi Ocağının Dedesi

[60] Başarılı bir kongreden bize göre yeterince yararlanılmıştır.Kaynak Kişi: Zekeriya Kurtulmuş, Folklor Araştırmacısı

[61] Bünyamin Kara, Doğadan Tarihe Yolculuk Ordu, Ordu Büyükşehir Kültür yayınları, Ordu 2016

[62] T.C. Ordu Valiliği, 81 İlde Kültür ve Şehir Ordu, Ordu Valiliği, İstanbul, 2012

[63] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halklarda Ulucanlar, Berikan yayınevi, Ankara, 2011

[64] Yaşar Kalafat, Dedem Korkut Kültür Ellerinde Adlanma” Prof. Dr. Ahmet Bican Ercılasun Armağanı, Akçağ yayınları, Ankara, 2008