Bildiriler

Halk Kültüründe “SATMAK-SATIP ALMAK” İNANCININ MİTOLOJİK BOYUTU

Halk Kültüründe  “SATMAK-SATIP ALMAK” İNANCININ MİTOLOJİK BOYUTU

 

                              Ali Osman Abdurazzak[1]-Yaşar Kalafat[2]

 

 

GİRİŞ:

Bildiri konusu bilgilerin derlenmesi bizzat müşahede ederek gözlem yöntemi, birebir uygulamayı yürüten kaynaklarla görüşülerek yapılmış inanç sistemindeki “satmak-satıp almak” ile ilgili bulguların karşılaştırılmasında yazılı kaynaklardan da yararlanılmıştır.

Bildiride bir korunma şekli olan “satma-satıp alma” inanç ve uygulamaları ele alınmaktadır. Bu münasebetle yaşamayan bebekler ve bebekleri yaşamayan annelerin satılıp alınmaları üzerinde durulmaktadır. Keza, bir kısım insan ve hayvan hastalıklarının da satılmak suretiyle tedavi edildikleri incelenmektedir

Ayrıca bu korunma şeklinin kara iyelere karşı uygulanan diğer korunma şekilleri ile öz itibariyle aynılığına dair açıklamalar yapılmaktadır. Böylece halkın dinî hayatında yer alabilen farklı inanç sistemlerinin irdelenmesi amacı gerçekleştirilmektedir.

Bildiride, halk inançları kültüründe, daha ziyade bebeğin dünyaya gelişinin ilk kırkı çıkmadan yapılan, “Bebek satma” veya “Kısır eş satma” “satıp-alma” olarak bilinen bebek veya eş satma uygulaması ele alınmaktadır. Bebek satma uygulamasının amacı ile içerik paralelliği gösteren, anne olamayan eşin sembolik satılması ele alınmaktadır. Aynı zamanda, kara iyelere karşı diğer korunma şekilleri ile ortaklıkları nedeniyle, ilgili bazı inançların da incelenmesine dolaylı olarak yer verilmektedir.

I.Bebek Satıp-Alma;

Halk İnançları kültüründe doğum toyu, ad toyu, ilk saç toyu, ilk diş toyu, sünnet toyu gibi toylar gelin toyu/ evlilik toyundan evvel yaşanılan toylardandır. Beşik toyu, bebeğin kendi yatağına, beşiğine, salıncağına, alınma toyudur. Bu uygulamalarda da bebeğin cinsiyetine göre bir takım farklı işlemler yapılır. Bunlar kız evine, oğlan evine ve kolu komşuya ait olanları ile bir bütün oluştururlar.   Bunlar rutin bir uygulamadır. Bebek bağlantılı “satmak satıp –almak” uygulaması çok daha farklı ve özel bir uygulama şeklidir. Mit içeriklidir.

Bebeğin Beşik Toyu, anne ve babanın evlilik toyundan sonraki ilk önemli toydur. Beşik toyunun içeriğinde bebeği dualamaya yönelik uygulamalar da yer almasına rağmen, Satıp-Almak şeklindeki uygulama özel hallerde çocuğu yaşamayan, erkek çocuğu yaşamayan, çocuklarının yaşamayacağı kanaatini taşıyan ailelerce yapılır. Böyle durumlar için özel hazırlıklar yapılır ve bu uygulamaların hazırlığı bebek dünyaya gelmeden başlatılır. Bebeğin satılacağı anne belirlenir. Bu annenin özellikleri arasında yaşayan çok çocuğunun bulunması, satıp-alma konusunda bilgi sahibi olması gibi hususlar da aranır.

İlk bulgularımızda rastlanan satmak-satıp alma uygulaması Özbekistan’dan yapılmış, Karakalpakistan’da ise daha canlı örneklerinin varlığı tespit edilebilmiştir. Nahcivan’da yaşamakta olan ve “Beşiğe Tapşırma” olarak da bilinen bir uygulama ile ilgili izler, unutulmaya yüz tutmuş olmakla birlikte aynı inancın kalıntılarıdır. Türkmenistan’daki içeriği aynı olan uygulamada açıkça satmak ve almak şeklinde bir uygulama olmamakla beraber, beşiğin karşı tarafında, uygulamadaki ikinci şahıs olarak, bebeğin öz annesinden ziyade, anneanne veya babaanne gibi güngörmüş torun tosun sahibi bir “akpürçek” vardır.

Tapşırmanın, havale etmek, sığınmak, başvurmak gibi anlamlarda kullanıldığı da olur. Tapşırılan kimsenin, makamın, kapının gücüne, bilgisine, tecrübesine müracaat edilmiş olunur.

Satıp-alma uygulamasında, satılıp alınan bebeğin güven altına alınması amaçlanır. Bu güvenlik ölüme yol açtığına, ölümü gerçekleştirdiğine inanılan kara iyelere karşıdır. Satın alınan bebek adeta kara iyelerin hâkimiyet alanından çıkarılıp, güvenli bir alan olduğuna inanılan satın alanın alanına geçmiş olmaktadır. Satın alan anne, kara iyelerin bebekler üzerinde etkili olamadığı alan olarak düşünülebilir. Bebeğin yaşaması sağlandıktan ve kara iyenin tehdidi giderildikten sonra bebek kendi annesine verilecektir.

Bu uygulamada, bebeye ait beşiğin bir tarafında anne ve kucağında bebeyi diğer tarafta bebeyi satın alacak koruyucu anne vardır. Bebek beşiğinin üstünden koruyucu anneye verilirken, “sattım aldın mı” denir. Alan hanım “aldım” der ve bebeyi beşiğin altından esas anneye verir. Bu uygulama 3 defa tekrarlanır. Böylece satıp alma işlemi tamamlanmış olur.

İzahımızın çerçevesini biraz genişletip inanç sisteminin geneline, kara ve ak iyeler ile kişioğlu ilişkilerindeki şu hususlara da değinilebilir[3].

Bu dönem, annenin olduğu gibi bebeğin de kara iyelerin şerrine en müsait olduğuna inanılan dönemdir. Bu güçler Rize havalisinde “Kötü ruhlar” veya” “Subyan cini” olarak da bilinirler. “Kırk güne kadar loğusayı mezar kapısı bekler” veya “Loğusanın mezarı kırkı çıkıncaya kadar kapanmaz” gibi inançları vardır. Bu süre zarfında bebeği ve annesini, kırkı çıkmamış anne ve bebekler, keza kırkı çıkmamış hayvanlar, bitkiler hatta cansız bilinenler de basabilir.

Bu türden kara iyeler arasında etkinliğine en fazla inanılan Al Karısı/Al Kızı/Al Avradı olarak bilinen iyedir. İnançlardaki tezahür şekline bakılınca, yapılanma düalist bir özellik arz eder. Al Karısı/Al Kızı/Al Avradı yaşamayan bebeklerin ve annelerinin ciğerlerini yiyerek ölümlerine yol açabilirken, bu varlık, esir alınabildiği hallerde Al Ocağı olarak, Al karısına karşı koruyucu da olabilmektedir.

Bebek satmanın, halk inançları korunma ve kurtulma yöntemleri geneli içerisindeki yeri bilinmektedir. Uygulama şekline dair, Anadolu’nun yanısıra, Türkmenistan, Özbekistan, Kuzey Afganistan, Azerbaycan ve Anadolu’da bu maksatla yapılan dini pratiklere örneklemeler yapmak mümkündür.

II.Ad vererek koruma ve satmak-satıp alma uygulaması:

Bebeği yaşamayan annelerin ulu bilinen zatların türbelerinde bebeğin yatıra satılması ve bu uygulamanın bebeğin ismine yansıması ile “Satmak-Satıp almak” uygulamasının inanç arka planı karşılaştırmalar yapılarak incelendiğinde; Heriki uygulama şeklinde de kara iyelere karşı mukavemeti, bağışıklığı olma özelliği dikkati çekmektedir.

Böyle hallerde dünyaya gelen bebeğe cinsiyetine göre Satı veya Satılmış ismi konulmaktadır. Satılarak ulu zatın korumasına altına giren bebek bunun bir nişanesi olarak traş edilen ilk saçının arkasında örülen Haydar diye bilinen bir saç kısmı bırakır. Farklı uygulama şekilleri olmakla beraber bunlardan Sarıkamış’ta yaşayan Kuzey Kafkasya Türk kültürlü halklarda ve Kuzey Afganistan Türk bölgesinde yaşayan Özbeklerde adanan çocuk 7 veya 9 yıl adanılan yatıra gider ve bir kurban keser. Bu bir nevi şükran ifadesidir. Bu adanma şartlarını ihmal edenlerin çocuklarında bazı arazların görüldüğüne inanılır. Ulu zatların isimlerini açıktan ve örtülü olarak onların korumalarına talip olmanın farklı yöntemleri de vardır. Kültür coğrafyamızın bazı yörelerinde bu maksatla yatırlarda yatılır veya şifa bekleyen kimse kutlu mekânın kapısına zincirle bağlanır.

Bir görünmeyen şer güçlerden korunma ve onların zarlarından kurtulma yöntemi olarak beliren satmak-satıp almak uygulaması “beşiğe salma toyu” nda olduğu gibi “ad toyu” nda da, bebeğe verilecek isim seçilirken, korumasından yararlanmak istenilen Allah, Peygamber gibi manevi güçlerin gücünden yararlanmak istenmesi içerik itibariyle aynıdır. Örneklemek gerekir ise çocuğu yaşamayan ailenin erkek evladı için ismi Hz. Muhammet’e (s.a.v) izafeten “M” harfi ile başlayan ve yaşamayan kız çocuğunun yaşayabilmesi için de Hz. Fatma’ya atfen ismi “F” ile başlayan kırk kapıdan toplanan kumaş parçalarından kundak bezi yapılır. Bu uygulamada, Kutun kaynağının Allah (c.c.) olduğu kabul edilmiş ve isimle kutun taşınıp koruyuculuğu altına girilmiş olunmaktadır.

            III.Anne olamayan eşlerin Sembolik satılmaları:

Çeşitli Satma- Satıp alma uygulama şekilleri bilinmektedir. Bebek satma uygulaması daha ziyade yaşamayan çocuklar ve bilhassa yaşamayan erkek çocukların yaşamaları için yapılırken, Çocuğu olmayan, çocuğu yaşayamayan, erkek çocuğu yaşayamayan annelerin satılmaları ile uygulamaların tespiti İsmail Görkem tarafından Anadolu’dan Malatya yöresinden yapılabilmiştir.

Çocuğun bilhassa erkek çoğun yaşamayışı kara iyelerle izah edilirken ve çözüm bebeğin satılmasında aranırken bazı uygulamalarda da annenin satılıp alınarak kara iyelere karşı korunmaya çalışıldığı da bilinmektedir. Malatya’daki Çarmuzu Al Ocağı’na gidenler buradan su içerler, buradan biraz kül ve ekmek götürüp lohusa kadının yatağının başucuna koyarlar, böylece bebeklerin ölümüne yol açtığına inanılan Al Karısı’nın şerrinden zararından korunduklarına inanırlar. Malatya’nın Yakınca kasabasındaki Kileyik Al Ocağı da al sağaltmacılığı ile bilinir. Buraya korkanlar ve yüz felci geçirenler de götürülür. Ziyarete gelen hastalar, burada bulunan kuşağı başlarına ve yüzlerine sürerek şifa ararlar.

Bu uygulamada, al ocağının sağaltma konusunda sahip olduğu kutun, kuşak vasıtasıyla sirayet edebildiği inancını görüyoruz.

 Bunların arasında Seyit Battal Gazi’ye satılma uygulaması da vardır. Türbeye çocuğu olmayan kadınlar sağ eline bir yazma bağlanarak, satan kimse tarafından Seyit Battal Gazi’nin türbesi etrafında 7 defa dolaştırılarak “Bu kadını sattım” der ve kadın adak adar. Doğacak çocuk erkek olur ise ona, Satılmış, Battal, Seyit, Gazi, Cafer gibi isimler, kız olur ise Satı, Ümmühan, Dursun gibi isimler konur. Kurbanın kanı çocuğun anlına parmakla basılır. Ayrıca sağlıklı olması için de türbenin etrafında yuvarlanması sağlanır.

Annenin satılma-satın alınması şeklindeki inancı Abül Vahab Gazi türbesi etrafında oluşan inançlardan hareketle irdeleyebiliyoruz

İsmail Görkem, Abdülvahâb Gazi’yi incelediği çalışmasında[4], Malatya’nın Kale köyündeki kabirleri daha çok çocuğu olmayan kadın ve erkekler birlikte ziyaret etmekte ve kadınlar burada kendilerini ziyarete satmakta olup bu hadise bir tören şeklinde olmaktadır, deyip yaptığı açıklamada şu bilgileri vermektedir.

Kral Kızı Ziyaretine giden kadın ilkin niyet eder, sonra boynuna dolak, yular gibi bir şeyler dolar. Oradaki para kapışmaya gelen çocuklardan birini seçer ve yuların ucunu ona verir. Çocuk yuvarı çekerek kadını kabrin etrafında üç defa dolandırır. Çocuk bu esnada ‘kulunsuz kısrak satıyorum var mı alan’ diye bağırır. Çevredeki çocuklar ‘üç bin, beş bin, on bin”, diyerek, fiyatı artırırlar. Kadının kocası ise, ‘ yüz bine bana yarar’ diye bağırır. Bunun üzerine fiyat artırımı durur. Çevreden hayırlı olsun dileklerinde bulunulur. Bunun üzerine kadın Abdul Vehhâp Gazi’nin kabrine yüzünü sürer, dileğini diler. Mezarın ayak tarafında bir ufak mağara vardır. O mağarada kesilen kurbanların omaca ve kaburga kemikleri bulunmaktadır. Kadın Bismillah der ve kolunu uzatarak mağaradan bir kemik alır. Eline omaca kemiği gelir ise, kadının oğlu olacağına, kaburga kemiği gelir ise, kızı olacağına inanılır. Doğacak çocuk erkek olur ise ona Abdulvahap ismi kız olur ise, Zeynep ismi verilir.

Bu uygulamada bebek dileyen ailede, ailenin erkek çocuğu sahibi olamayışının eksikliği anne adayında görülmektedir. İnanca göre onun çocuk sahibi olmasını önleyen bir güç vardır. Bu hali ile anne olmayı engelleyen şer güçten daha güçlü bir güce bu annenin satılması, satın alan varlığın gücünün koruması altına girilmesi gerekmiştir. Bu örnekte bu güç Abdulvahap Gazi’dir. Dünyaya gelecek çocuğa verilen isim ile çocuğun koruyucusu belirtilerek kara iyeye onun sahipsiz olmadığı koruma altına alınmış olduğu anlatılmış olur. Anne adayının eline gelecek kemik adeta kut aktarıcı, kut taşıyıcıdır. Kutun görünen kaynağı olarak Abdul Vahap Gazi gösterilmektedir.  Uygulamaya Allah’ın ismi ile başlanmış olması ise kutu yatıra verenin Allah olduğu inancına işaret eder.

Bu dini uygulama, İslamileştirilmiş midir? İslamiyet’le paralellik içeren mitolojik dönemin bir inanç bakiyesi, inanç sistemleri arasındaki mahiyet içeriğine işaret mi etmektedir? Analitik bir çözüm ararken, veriler tarafımızdan çok mu zorlanmaktadır? Gerçek, bu alandaki çalışmaların ilerlemesi ile anlaşılacaktır.

İ. Görkem konuyu irdelerken de şu bilgileri, vermekte;

Müslüman Başkurtlarda da, çocuk doğduğu zaman ebe onu alır dışarı çıkar, birkaç ev dolaştıktan sonra çocuğun babasının evinin pencereden dışarıya,  “yabancı ülkelerden bir çocuk getirdim satın alan var mı” diye seslenir, pazarlık başlar ve çocuk için ağırlığınca demir verilerek çocuk satın alınır. Çocuğa, Demir, Satıpaldı veya Satılmış gibi isimler konur. Duyurudaki “yabancı ülkeler” sözü, kara iyenin hâkimiyet alanın sınırlarına işaret etmiş olmalı. Keza demir, inanç sisteminde genel koruyucu olarak bilinir.

İ. Görkem, Yakutlarda Ölüm Ruhu’nu aldatmak için yeni doğmuş çocuk komşulardan birine satılır. Bilgisini vermekte ve her iki uygulamadaki paralelliği vurgu yapmaktadır. Teşhisinde ise, bu motifin Tevrat kökenli olduğunu, Sünni inançlı kesimde görülmeyen motifin halkı gayri Sünni olan kale köyüne buradan geçtiğini, nitekim Menakıb-ı Hacı Bektâş-ı Veli ve Velâyetnâme-i Hacim Sultan’da da, bu hususun tespit edildiğini belirtmektedir[5].

Ağırlığınca demir verme uygulaması bir saçı görünümü arzetmektedir. İlk saç toyunda da aile çocuklarının ilk saçını tezekle tartar ağırlığınca fakire altın karşılığı para dağıtır.

Binek hayvanlarının satışında gem ve kantarma takımının hayvanla birlikte verilmeyişinin bereket inancı boyutu da satma-satıp alma uygulaması ile karşılaştırılabilir. Zira bereketin kaçması ve korunması ile ilgili inançların da kara iyelerle ilişkilendirildikleri bilinmektedir. Bereketi kaçıran kem gözdür inancı vardır. Kem göz kişioğlunun ak ve kara iye ikileminde kara boyutu ile izah edilmektedir.

IV.Hastalık Türü İlletler ve Satma-Satıp Alma

Dabak/Şap Hastalığı satma

Posof ve çevresinde halk baytarlığında şap hastalığına da bakılırdı. Yaylada veya köyde dabak hastalığı hayvanlara bulaştığı zaman, saygınlığı olan sözü dinlenir bir yaşlı kadın seçilir. Ağaç parçalarından bir bebek yapılarak, üzerine kumaş parçalarından elbise giydirilir. Bu yaşlı kadın buluğ çağına girmemiş çocukları da yanına alarak, bu ağaçtan bebeği kapı kapı dolaştırarak çocuklar şu sözleri söylerler:

 

“Dabak geldin, dabak git Akşam geldin, sabah git

Yorgaya geldin, zongula git

Nereden geldiysen, oraya git.

-Amiinnn…”

 

Bunu söyleyerek kapı kapı dolaşan çocuklara, her evden yağ, un, kaymak gibi yiyecekler verilir. Köy kadınları toplanan bu yiyeceklerle hamur işi yaparlar. Yemekler hazırlanmaya devam edilirken, diğer köylülerle birlikte yaşlı kadın ve çocuklar köye veya yaylaya uzak yere giderek o bebeği toprağa gömerler. Gömerken “bu hastalıkta burada gömülsün, bu yok oldukça, hastalıkta bitsin” denilir. Daha sonra dua yapılarak, hazırlanan yemekler hep birlikte yenilir.[6]

 

Dabak satma inancı ile ilgili yapılan bu tespit yaşayan eski inanç sisteminin birçok tezahürünü bir arada içermektedir.

 

 Bir korunma ve kurtulma yöntemi olarak Satma”  sağaltıcı, ocaklı kadın ve emci kadın olarak adeta günümüzün “kadın şamanı” tiplemesidir. “Yapma bebekle Çömçe Gelinyağmur duasına çıkıldığında görülebilmektedir.

 

Hıdrellezde dilekler arasında çocuk sahibi olma ile ilgili uygulamalarda, su kenarlarına yapma bebek de konur. Bazı yatırlardan keza bebek talebinde bulunulduğundaki örneklerde görüldüğü gibi, “sembollerle talep makamına mesaj verme” uygulaması vardır.

 

Dabag satma uygulaması için buluğ cağına gelmemiş bir çocuğun seçilmiş olması ki benzeri uygulamalardan görüldüğü gibi, inanç sisteminde, “ananın ilk çocuğu” olma, ilk kız çocuğuolma, ikiz kardeşten birisi” olma, “yetim kız çocuğu” olma gibi kişioğluna yüklediği özellikler vardır. Keza menopoz da bu dönemin üst sınırıdır. Bazen masumiyet bazen da mesuliyet dönemleri buluğ çağıile sınırlandırılabilmektedir. Halk inanmalarında defineciler ve ayrıca bazı falcılar buluğ cağından evveli döneminden aday seçerler. Bazen bu özelliklere sarı saçlı ve mavi gözlü olma vasfı da eklenir.[7] Dabağ satma inancı ile ilgili bu tespitte kadın olarak seçilende de yaşlı olma vasfı aranılmıştır.

 

Türkçe okunan Dabak Duası”nda bir at yürüyüş şekli olan yorga ile gelen tabağın zungula gitmesi istenir ki, bu ifade ile muhtemelen geldiğin hızla git denilmiş olmalı. Anadolu Türk halk inançlarında yeni başlanılmış bir elişinin çabuk bitebilmesi için işin başlangıç döneminde ayağına yeğin bir kimsenin işin üzerine gelmesi istenir ve ona “atlı mısın yaya mısın? Diye sorulur. Gelen kişinin “atlı” demesi istenir. Böylece işin sürüncemede kalmadan bitirilebileceğine inanılır.

 

Kapılardan toplanılan nevalenin taam edilmesi yağmur için yapılan Çömçe Gelin uygulamasından farklı değildir. Orada da Dabak Alayında olduğu gibi Yağmur Alayı vardır. Kapılardan yapılan yiyecek yardımı yağmuru yağdıracak iyeye şükran saçısı veya yağmur amini olan iyeye baç saçısıdır.

 

Bu bulgularda satılan adeta eksiği, noksanı, arazı olan durumundadır. Satılanın bu haline onun insan veya hayvan olmasına bakılmaksızın yol açan, hastalık örneklerinde olduğu gibi bir faktör vardır. Bu örneklerde o faktör bir mikrop veya virüstür. Virüs veya mikrop ile kara iye şer güç örtüşmektedir. Bu noktadan hareketle kısırlığa yol açan veya bebeklerinin ölümüne sebep olan amil ile bu bulgulardaki amil örtüşmektedir.[8]

 

Dabaz Ocağı:

Sivas’ta Dabaz Ocağında Dabaz diye bilinen kaşıntıdan kurtulmak için bu hastalığa yakalanan çocuklar, Güdük Minare ’deki Alaaddin Eraslan’ın oğlu Şeyh Hasan Kümbetine gider ve kümbetin etrafında 7 defa

“Ben dabaz oldum,

Oynamaz oldum,

Akranlarımın içine çıkamaz oldum” diyerek dönerler. Herhangi bir şey yemeden, içmeden, sürünmeden bu uygulamayla şifa bulunduğuna inanılır.[9] Bu uygulama bir nevi hastalığı orada bırakma biçimidir.

 

Nezle Hastalığı Satma:

 

Çocukken Kars’ta tedavi olma nezleden kurtulma adına nezlenin satıldığını hatırlıyoruz. Söylenilmiş olmadık bir şeyi hayretle karşılayan kimse, “ne olmuş? Derdi. Nezleli kimse de “Nezlem sana nikâh olmuş” derdi. Bu uygulana ile birisinin nezleden kurtulup satın alanın ise nezle olacağına inanılırdı.

 

Huysuzluğu/Kötü Huyları Satma:

 

Keza huysuz insanlar ve binek atları da bu şekilde sembolik satışa tabi tutularak, onların huysuzluklarından kurtulmak istenir. Adeta nezleyi yapan bir kara iye vardır. Bu kara iye bir şekilde sahiplenilerek el değiştirmektedir. Huysuz atı huysuzlaştıran amilin izahı da aynı şekilde yapılır.

 

Başına Dönme Yöntemi:

 

“Başına Dönme” uygulaması ile yapılan da, başına dönenin, başına dönülenin musibetine talip olması hali vardır.

 

Sadaka verirken “başın gözüm sadakası olsun” diyerek, vereceği sadakayı başı etrafında dolandırarak vermesinde de, sadakaya karşı kendisini korumaya alma hali vardır.

 

V.Satma-Satıp Alma İnancı ile Bağlantılı Diğer Bazı Uygulamalar;

” Rize yöresinde, eskiden bazı kızları kaçırmak istedikleri zaman ona muska yaparlardı, o yapılanlardan kızda bir şeyler kalabilirdi. Mesela bu kimselerin kız çocukları yaşar da ve fakat erkek çocukları yaşamazdı. Böyle durumlarda bu işleri bilen bir hoca, bir beze dua yazar. Kadın bu dualı bezi beline sarar. İki metre bir bez olur bu. Çocuk doğana kadar kadının belinde sarılı durur. Çocuk doğduktan sonra o bez katlanıp çocuğun beşiğine konur. Artık o kadının yanına cin falan gelemez”. İnancı vardı.[10]

Bu uygulamada da zarar vermek istenirken muskaya yazılan ayetlerin kutundan yararlanılmıştır. İşleri bilen hocanın beze yazdığı dualarda da keza dualarda geçen ayetlerin kutuna Allah’a sığınılmıştır.

Kars’ta ve Ahlat’ta yaşamayan çocukları Sübyan cininden korumak için çok çocuklu annelerin beşiği ödünç olarak alınırken, inanç sistemindeki zihniyet aynıdır. Bu kere koruyucu kutun taşıyıcı vasıtası olarak kutlu kişiye ait bir cemadattan bir cisim, nesne seçilmiştir.

Rize halk inançlarında Kırklı dönemde anne ve bebeğini Cinden, periden korumak için genellikle bebeğe koruyucu muska yaptırılır. Özellikle erkek çocuğu yaşamayan kadınlar kırk bir nikâhlı kadından ayrı ayrı yama (bez) parçası toplayıp o bezlerle yaptıkları elbiseyi çocuğa giydirirlerse çocuğun yaşayacağına inanılır. Bu uygulama ile de nikâh sahibi oluşu ile kutlanmış olduğu kabul edilen kırkbir kadın kırkbir kut taşıyıcı konumundadır.

Rize yöresi halk inançlarında ilk doğan çocuğun çoğunlukla erkek olması istenir. Eski Türk İnanç Sistemi’nde olduğu gibi göbek kordonu/çipa kesen ebenin huylarının çocuğa geçeceğine inanılır. Cinden, periden korumak için genellikle bebeğe koruyucu muska yaptırılır. Özellikle erkek çocuğu yaşamayan kadınlar kırk bir nikâhlı kadından yama (bez) parçası toplayıp o bezlerle yaptıkları elbiseyi çocuğa giydirirlerse çocuğun yaşayacağına inanılır.[11]

Çocuğu yaşamayan aile 7 yıl çocuklu ailelerin verdiği giysilerle çocuğunu büyütür. Yedi yaşına kadar anne ve babasının ekmeğini yememesi gerektiğine inanılır. [12].

Bu bulgu da bize göre kara iye aldatmacasına çok tipik bir misaldir. Başkasının giysileri ile büyütmek kara iyeye karşı, kokusu ve görünüşü ile karartma uygulamasıdır. 7 yaştan sonra korunma duvarı daha güçlenmiştir. Anne baba ekmeği de kara iyeye yol güzergâhı verebilmektedir. Kuzey Afganistan bu süre çok kere dokuz yıl olabilmektedir.

Doğup da yaşamayan çocuklar, tek bir kez evlenmiş olan karı kocadan tek nikâhlı çiftlerden, alınan paralarla bakılır. Bu türden yaşamayan çocuklar kendi anneleri tarafından emzirilmemelidirler şeklinde inançlar vardır. “[13].

Öz anasından süt emmek ile ana-baba ekmeği yemiş olmak kara iyenin hedef şaşırtması itibariyle aynı mahiyettedir.

Türk kültür coğrafyasında bebeğin eşi, göbek bağı ve sünnet parçası etrafında bazı inançlar oluşmuştur. Bunların korunmaları, gömülmeleri ve suya atılmaları ile ait olduğu çocuğun gelecekteki hayatı arasında bir bağ kurulur[14]. Ebe Ana’nın huyu ile ilişkilendirilmesi tespiti bizim için yeni ve önemli bir bulgudur. Bilindiği gibi Umay Ana kültünde, onun anneyi ve bebeği koruyucu gücüne inanılır. Doğum yapan annenin ve yeni doğan bebeğin yanında olduğu inancı vardır. Bu kült giderek Fatma Ana Kültü ile ilişkilendirilmiştir. Ebe Ana ile ilgili bu bulgu kişioğlu- kadın Kişi kültü kapsamında da düşünülebilir[15]. Ebe ana kutluluğu nispetinde bebeğin kut bulmasına adeta aracı olmaktadır[16].

Kara iyelerle ilgili olarak onların olmuş veya olabilecekler zararlarından korunmada Allah’ın koruyucu, esirgeyici sonsuz gücüne sığınılır. Onun kutlu kitabının içeriğine ve onun kutlu kullarına O’nun adı zikredilerek sığınılır.

Rize yöresinde hoca “Doğumun kolay olması için porselen ak bir tabağın altına bir ayet tabağın içine de bir dua yazar. Tabak yıkanır içindeki boya tamamen silinip suya karışır. O suyu doğum yapacak kadına içirirler. Allah’a “canı candan ayır” diye dua edilir. Kadının sırtı sıvazlanırken sıvazlayan elin Hz. Fatma Ananın eli olduğu söylenir. Böylece kadının kolay doğum yapacağına inanılır. “[17]

Türk kültürlü halkların halk inançlarında Fatma Ana kültü oluşmuştur. Allah’tan bereket, hastalara şifa dileğinde bulunulunca Fatma ana şefaatçi olarak anılır. Hanımlar, “Bu benim elim değil Fatma Anamızın Elidir” derler. Doğum halinde doğumu kolaylaştıracağı inancından hareketle Fatma Ana Otu kullanılır. Azerbaycan’da suyun iyesi/sahibi, meleği anlamında “Suyun Ayşesi Fatması” sözü kullanılır. Bunun üzerine yemin edilir.[18]

Bazı bebekler kutlu doğarlar. Bunların kutlu oluşlarını gösteren bazı belirtilerin olduğuna inanılır.  Çok şanslı çok rızklı bebekler bir kese içinde doğarlar. Bunlar için “giyimiyle doğdu” denir. [19] Bunların satılıp alınması söz konusu olamaz. Bunlar uzun ömürlü olurlar.

SONUÇ:

Satma-satıp alma inanç uygulaması benzerleri ile birlikte düşünülünce korunda yöntemi kültü oluşturmuştur. Türk kültür coğrafyasının farklı yerlerinde görünmesi de dikkate alınınca bir inanç kodu olduğu da söylenebilir.

Böylece, aynı zamanda İslamiyet gibi mevcut, yaşanmakta olan dinin formatı içerisinde varlığını sürdüren bir halk inancı olan korunma ve kurtulma yönteminin, arkaik dönem inanç uygulamalarının devamı niteliğini taşıdığı, bu uygulamanın mitolojik bir özellik içerdiğini düşündürmektedir.

Satmak-satıp almak olarak bilinen inanç uygulaması kara iyelere karşı bir koruma şeklidir. İlgili uygulamalar, sadece yaşamayan bebekler için değil bebek yapamadıkları için anne olamayan kadın kişileri de içermektedir. Keza hastalıklı hayvanların ve insanların hastalıkları da satılmak suretiyle onlardan kurtulabildiğine inanılmaktadır. Derinliğinde Eski Türk İnanç Sistemin izleri ve bu itibarla da mit özeliği vardır. Türk kültür coğrafyasının sadece bir kesiminde değil, Türk kültürlü halkların birçoğunda görülebilmekte, kültür kodu özelliği taşımaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

[1] Yrd. Doç.Dr. Kastamonu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, ali-37@hotmail.com

[2] Dr., Halkbilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi www.yasarkalafat.info

[3] Kara ve Ak İyelerin ölüme yol açabilen ve ölümden korumada geçerli olabilen yapılanmalarında sistemin bir üst düzey gücü olmalı.

Kara ve ak iyelerin üstünde, onlara yaşatma ve yaşamlara son verebilme gücü de verebilen, sistemin karar ve talimat veren bir katı olması gerekir.

Ak ve kara iyeler arasındaki bu “ölüme gerçekleştirme” ve “ölümü önleme, erteleme” tarafları arasında güç farklılığını belirleyen nedir, ne zaman ve hallerde Ak veya kara iyelerin üstünlükleri kabul görmektedir.

Ölüme karar verip uygulamaya geçiren veya önleyen erteleyen gücün, güçlülüğünü belirleyen tayin eden bir güç kaynağı karar mercii olmalı

Her iki taraftan ak ve kara iyelerin aralarındaki savaşın hâkimi ve hakemi olmalı. Ülgen sistemin sadece yer üstü güçlerinin doruğunda değil Erlik’in de hâkimi olduğu yer altı güçlerinin de doruğunda idi.

Veya Ülgen gökyüzü güçlerinin Erlik yeraltı dünyasının hâkimi iken her ikisinin üzerinde Gök Tengri/Ulu Tanrı vardı.

Ülgen, Yeraltı ve yerüstü âlemlerinin arasında yeryüzünde insanat, hayvanat, nebatat ve cemadata da sıfatları ile yön verip yöneten konumundaydı.  Şeklindeki teşhisi gelinen nokta itibariyle de irdelemek gerekecektir.

Şaban Kuzgun, Eski Türk İnancındaki Allah’ın “Tengri teg Tenri” tanımından hareketle, Allah’ın Vacibu’l Vücud” oluşu hususunun, eskiden beri Türkler tarafından bilindiğini, Türklerde var olan inancın zamanla dinleyenlerin kavrayışı sonucu bozulmuş olabileceği üzerinde durmuştur. (Şaban Kuzgun, Türklerde Yahudilik ve Doğu Avrupa Yahudilerinin Menşeyleri Meselesi Hazar ve Karay Türkleri, Ankara, 1985. S.90)

 

[4]İsmail Görkem, “Abdül Vehhâb Gazi’ye Ait İnanış ve Gelenekler”, İnönü Üniversitesi II. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu, Malatya, 1987, s. 133-137

[5] İsmail Görkem, a.g.y

[6] Kaynak kişiler: Kazım Avcı, 86 yaşında,Posof-Yaylaaltı (Satlel) köyünden, ilkokul mezunu,ciftci. Aynur Saygılı, 63 yaşından, Posof ilce merkezinden(Duğur), oğretmen okulu mezunu, emekli öğretmen.

[7] Yaşar Kalafat, Türk Halk İnançlarında Renkler, Cilt: XX, Berikan Yayınları, Ankara, 2012.

[8] Yaşar Kalafat-Şevket Kaan Gündoğdu Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Şubat 2013 S. 314, si 16-24’de

[9] Kaynak Kişi: Kadir Pürlü, Sivas Kültür Müdürü

[10] Yaşar Kalafat-Esra Köse, a.g.m

[11] Yaşar Kalafat-Esra Köse, “Rize’de Doğumla İlgili İnançlar ve Uygulamalar” <www.yasarkalafat.info>

[12] Yaşar Kalafat-Esra Köse, “Rize’de Doğumla İlgili İnançlar ve Uygulamalar” <www.yasarkalafat.info>

[13] Yaşar Kalafat-Esra Köse, “Rize’de Doğumla İlgili İnançlar ve Uygulamalar” <www.yasarkalafat.info>

[14] Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2010

[15] Yaşar Kalafat, Türk Kültürlü Halkların Halk İnançlarında Kişioğlu, Berikan yayınevi, Ankara, 2015

[16] Yaşar Kalafat, “Türk Halk İnançlarından Mitolojiye Kut Bağlamında Mesken-Aile ve Aile Değerleri” Altay Toplulukları Sempozyumu Mesken-Aile ve Aile Değerleri 24-26 Temmuz 2017 İstanbul

[17] Yaşar Kalafat-Esra Köse, “Rize’de Doğumla İlgili İnançlar ve Uygulamalar” <www.yasarkalafat.info>

[18] Yaşar Kalafat, “Orta Doğu Örnekleri İle Türk Kültürlü Halklarda Dişi İyeler”,  Geçmişten Günümüze Kişioğlu, Berikan yayınevi, Ankara, 2015 s. 161-187

[19] Yaşar Kalafat-Esra Köse, “Rize’de Doğumla İlgili İnançlar ve Uygulamalar” <www.yasarkalafat.info>

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir