TÜRK HALK İNANÇLARINDA BOZ AYI BİR TABU MU İDİ?

                                                                                 

                                                                                              Yaşar Kalafat

 

            GİRİŞ:

 

            Türk kültür coğrafyası halk inanmalarında ve bu arada sözlü kültür verilerinde izleri sürülebilen Boz Ayı bir dönem tabu mu idi? Tabu kapsanma giren verilerden hareketle ayının inanç sistemlerindeki yeri belirlenebilir mi? Boz Ayı’nın diğer ayılardan farklılığı nedir ve nereden gelmektedir. Bozun mistik mahiyeti var mıdır, ve nedir?

 

Boz ve ayı ve tabunun çakıştıkları nokta, bizi “Hayvan Ata” mitine götürür mü? Ala Geyik, Kır At örneklerindeki Ala ve Kır ön ekleri Boz’u karşılar mı? Boz Kurdun Boz’u ile Boz Ayı’nın ‘Boz’u aynı içerikli midirler? Boz sadece ve muhakkak ak ve kara olmayan mıdır? Veya Boz ak’dan aklık mistik gücünü ve kara’dan da keza kara’lık kuvvesini mi almıştır.

 

Boz, gri-mavi olan göğün rengimidir. Kut’un rengi olduğu üzerinde durulan mavi, Kurtlardan boz kurtta olduğu gibi ayılardan da boz alanda mı tecelli etmişti? Bu noktadan hareketle Gök Tanrı ve göyün rengi olan Gök Mavisi üzerinde yeni bir değerlendirme Boz Ayı’nın anlamına yeni bir içerik getirir mi?

 

Aşağı-yukarı, kadın-erkek, çiğ-pişmiş gibi ikili karşıtlar/tezatlar mitolojik metinlerde orta durumda olanlara işaret ederlerken, ak ve kara arasında boz ve boz ayı neviden mi olmalı[1]?

 

Ala Geyik ve Boz Kurt’un ‘Don Değiştirme’ ve ‘Âlem Değiştirme’ de ki konumları Boz Ayı için de yapılabilir mi? Böylesi bir tahlil sağlıklı olabildiği nispette Boz Ayı’ya hayvan ata kültünün yolunu açacaktır. Geyik Ata, Kurt Ata veya Geyik Piri vardır da Ayı Ata veya Ayı Piri var mıdır?

 

İnanç sistemlerinde tabu konusu irdelenilerek, totem, put, ongun, tös konularına açıklık getirilebilir mi? Bu kavramlarla ‘Tek Tanrılı’ olmak bir arada hangi hallerde ve nasıl düşünülebilir? Tabu, her çağın bütün dönemlerde bütün özellikleri ile  mi var oldu?

 

METİN:

            Tabu’nun Polenezce tupu kelimesinden geldiği ifade edilmekte ve günlük hayatta uygulanan kaçınmalar olarak anlamlandırılmaktadır. Malinovki bu konuda, “Birey tabuya toplum geleneği olduğu için değil, yaptığında başına gelebilecek felaketten korktuğu için sakınır.” şeklinde bir açıklama getirmektedir[2]. Tapu kelimesi kapu olarak da ifade edilmekte ve Türkçede taptıkları anlamında tapku’dan geldiği de ifade edilmektedir. Kelime olarak tabu haram ve yasak anlamına gelirken, terim olarak tabu “bir şeyin tabiatüstü ve tehlikeli kuvvetini mana gücü bakımından tutulması tehlikeli ve yasaklı şeylerin dokunulmazlığını ifade etmektedir.” Tabunun olumlu ‘pozitif’ ve olumsuz ‘negatif’ boyutları da vardır. Bu nitelendirme dolayısıyla tabu ‘kutsal dünya’ ile ‘kutsal olmayan dünya’ arasını ayıran toplumda temiz kabul edilen ile pis kabul edileni ayıran yasaklar sistemi olarak görülmüştür[3]. Ayrıca, totemler de tabu olmakla beraber “tapu kutsal olan ile de sınırlı değildir.”[4]

 

Bu tanımlamalardan bazı çıkartmalar yapılarak bir yol haritası çizilebilir. “Günlük hayatta uygulanılan kaçınmalar”, “gelebilecek felaketlerden korkulduğu için sakınılan”, “Tabunun olumlu ‘pozitif’ ve olumsuz ‘negatif’ boyutları da vardır. Bu nitelendirme dolayısıyla tabu ‘kutsal dünya’ ile ‘kutsal olmayan dünya’ arasını ayıran toplumda temiz kabul edilen ile pis kabul edileni ayıran yasaklar sistemi olarak görülmüştür[5].

 

Mitlerin masala dönüşmesi sürecinde, mitler ayı içerikli masalarda yaşamaktadır.[6] Anadolu Türk kültür coğrafyasında bir kısmı masal olan ayı-insan ilişkilerini içeren bir hayli anlatı vardır. Bunlarda çok kere ayı tarafından kaçırılan ve ayı ile olan birlikteliğinden memnun olan kadınlar, kızlar da anlatı kahramanı olarak yer alırlar. Hakkâri’de yaşanmış ve basına da yansımış bir olayda Boz bir ayı tarafından kaçırılarak inine götürülür, yaralarının tedavisi için yaraları ayı tarafından itina ile yalanır. Kıza beslenmesi için boz ayı tarafından sürekli taze meyve ve bal taşınır. Günler sonra kız rüyasında kendisini kurtarmaya gelen köylülerin Boz ayıyı vurduklarını görür ve üzüntüsünden ağlayarak uyanır[7]. Bu anlatıda da soylu davranan ayı bozdur.

 

Halk İnanmalarında ak parlağın, ışığın, aydınlığın, hayrın rengi olmakla beraber aklık şekilde değil içeriktedir. Erzurum yöresinde “Ağ itin pamuk pazarına zararı vardır” şeklinde özlü bir söz vardır.[8]Bununla ak pamukta, ak olup ve fakat pamuk olmayan karışıklığın da olabileceği anlatılır. Ak olmasına rağmen beyaz köpeğin kürkü ak pamuk değildir.

 

Mavi, kut’un rengi midir? Mavi giyinen yaslı kimse, ölüsünü Kut’un rengi ile mi hazırlamış, uğurlamış olmaktadır? Bu âlemdeki yerinden öteki âleme gönderme işinde, görev alanlar bu yolculama eyleminde bedenen ve Ruhan temizlenirlerken, mavi bu noktada maddi ve manevi temizliğin renk olarak remzi midir?

 

Halk inanmalarında çok kere göygöz olarak bilinen mavi gözlü kimselerin nazarının deyeceğine inanılır. Bazı yörelerde mavi gözlü olmak nazarı deymemekle ve nazara karşı mukavim oluşu anlatır. Mavi renk ile kuvvetin kaynağı olduğuna inanılan göyün rengi arasında halk inanmalarında bir bağlantı kurulmuştur. İnancın renk-kutsal olan bağlantısı mavi renkte gücün aranması noktasındadır. Kutsalın rengi mavi ise, mavi koruyan ve korunmak gereken renktir. Bizim Kut-Tanrı bağlantısından hareketle açıklamaya çalıştığımız kutun renginin mavi-boz olabileceği husussuna, Nerin Yayın, Gök Tanrı-Gök-renginden hareketle açıklama getirmektedir[9].

 

Tuğ Tanrı gibi gökte yaratılmış Hakan’a Tanrı tarafından Bozdoğan ile tuğ gönderilmişti.[10] Göğün renginin mavisi ile boz’un kutsallık noktasında adeta bir ortaklıkları vardı. Nerin Yayın hükümdarlık sembolü olarak yay Oğuzlardan Boz Oklara verilmiş oluşuna dikkati çeker.[11]

İç Anadolu’da ayının meclislerdeki örtülü adı “Koca Ayak” “Bozoğlan” veya “Karaoğlan” dur. Yıla “sürünen” ve kutra “dik kulak” denilen sohbetlerde bu isimlerin aleni söylenilmesi doğru bulunmaz, “ismi lazım değil denir”[12] Bozoğlan isimlendirmesi Boz Ayı kastedilmiş olmalı.[13]

 

Tofolar gibi Türk kültürlü halklarda ayının birçok örtmece adının yanında ayının her bir organı ve çeşitli eylemleri için de çeşitli adlandırmalar bulunmaktadır[14]. Böylece tekin olmadığına inanılan, tabu olarak algılanan Ayı’nın bu özelliği yani tabu oluşu organlarına da geçmiştir. Ayı insanı çarpabilir veya selamete ulaştırabilirken kılından, kafatası kemiğine, dişinden pençesine kadar kurtta da olduğu gibi adeta hayır ver şer olduğu inancı vardır.

 

 

            Erzurun’un güneyi ve daha ziyade Tunceli bölgesinde ayılara ve bilhassa Boz Ayılara farklı bir soyluluk yüklenmiştir. “Boz Ayı, yavrusu çok küçükken o büyüyünceye kadar annesi tekrar çiftleşmez” denir. Ayılardan boz olanda halk muhayyilesi farklı bir asalet mi aramıştır? Yine bu bölgede ayı ve yaban keçisi gibi hayvanlar avda vuruldukları zaman onlar için “öldü” denilmez. “Küstü” denir. Vurulan tavşan küsmüş olmaz da nedene ayı küsmüş olur. Küsme fiili daha ziyade teessüf etme anlamında kullanılırken ayların küsmüş olmaları anlamlı olmalı.[15]

İran Türk kültür coğrafyasında Makü Hanlığı’nda yaşayan Karakoyunlu Alevi Türkmenlerinin orman kültünde, orman ayini de vardır. Ayinin yapıldığı ormanın ismi Karaoğlan Ormanı’dır. Batı Trakya Türk Kültür coğrafyasının Rodop Dağları-İskeçe bölümüne Karaoğlan Ormanı denilmekte ve burada yapılan ayinlerde kurban kesilmektedir[16].

Ayı, eski Türk toplumunda komşuları olan diğer Asya halklarda olduğu gibi bir tös idi. Tözler sembolü oldukları nesnelerin idolleri, mini putları idiler. Aba Tös, ayı tasviri için kullanılıyordu. Aba, ata anlamına gelir ve Aba tös içerisine veya tepesine asıldığı çadırda hikmetini tüm çadıra gösterirken çadır içerisindeki bütün ailenin ortak tözü olurdu[17]. Böylece tözden hareketle ve özelde de Aba Tös’den yola çıkılarak ayının ata konumunda olduğunu söyleyebiliyoruz. Nitekim birçok Türk boyu ayıyı ata sayar ve ayıdan türediğine inanır[18]. Ayıdan türemiş olmak, kurttan ve geyikten türemiş olmak bakımından hayvan ata kültü itibariyle ortaklık arz ederler. Bozkırın komşu halkları arasında yaşayan efsanelerde ayı tarafından emzirilmiş olmanın da örnekleri vardır.

 

Aba, Türk lehçelerinde ata, abla, baba, ana gibi anlamlara gelir ve ayrıca hürmet kelimesi olarak da kullanılır. Saadet Çağatay Altay ve Abakan lehçelerinde ayı için dayı, amca, dede ve baba anlamlarındaki sözlerin kullanıldığını yazmaktadır.[19] “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de” sözünün anlamını, ormandan çıkana kadar oranın iyesine saygılı davran olarak açıklamak zor olmasa gerekir[20].