SARI SALTUKLULAR

 

 

 

 

“Geldikti bir zamanlar Sarı Saltık’la Asya’dan

Bir bir Diyâr-ı Rûm’a dağıldık Sakarya’dan”

Yahya Kemal Beyatlı

 

 

 

 

 

 

Dr. Yaşar Kalafat

 

 

GİRİŞ

 

Bu yazı 2007 Nevruz/Yeni Gün Bayramı münasebeti ile Tunceli ve yakın çevresinde yapılan inanç içerikli gözlemlerden oluşmuştur. Temaslar ve tespitler aktarılırken zaman zaman konu ile ilgili evvelce yapılmış çalışmalara da yer verildiği olmuştur. Amaç, yöresel alan çalışmalarına yeni imekler atılırken bilgi hafızasını da yenilemekti.

 

Bu çalışmadaki bilgileri; Sarı Saltuk/Saltık Ocağı Dedesi Ahmet Yurt Dede’den, Celal Alagöz Dede ve Sinan Aktimur gibi temas halinde olduğumuz Zaza ve Türkmen Alevi halktan edindik Katıldığımız Cem’de derledik. Yazımıza verdiğimiz ismin bu yörede kullanıldığını görüp, ismin kullanımını Ahmet Dede’nin onayından geçirdik

 

METİN

 

Sarı Saltuklular tanımlaması esasen fazla sık kullanılmaz. Yazımızın kapsamında Sarı Saltuk/Saltık Ocağı, onun bağlıları, dedesi ve bizim ilgi alanımız itibariyle bu çevrede gelişmiş halkın inançları vardır. Sarı Saltuk/Saltık Ocağını birinci elden çalışmış ocak mensubu uzmanların olduğunu, evvelce dinlemiş olduğumuz ilmî bildirilerden biliyoruz. Daha evvel Şükrü Haluk Akalının ve Ahmet Yaşar Ocak’ın Sarı Saltuğu ayrıntılı çalıştıkları da bilinmektedir.[1] Ayrıca Aydın Taneri, İbrahim Kafesoğlu’nun Harizemşahlar tarihi nazın Hikmet’in de “Ferhat İle Şirin” edebî yapıtı itibariyle dönemin kültürüne yer verdikleri bilinmektedir. Nihayet Adapazarı Üniversitesinden bir araştırmacının bu konuyu doktora seviyesinde incelediğini bilmekteyiz. Biz Diyarbakır, Ohri-Makedonya ve Romanya’daki Sarı Saltık Türbelerini ziyaret edip resimleme imkânı bulmuş ve gözlem yazıları yazmıştık. Bu kere Tunceli- Hozat’ tan Sarı Saltık Ocağının Dedesi Ahmet Yurt Dede ile tanışıp onu dinleme ve idare ettiği ceme katılma imkânı elde ettik. Kendisi’ni Hacı Bektaş Türk Kültürü Araştırma Merkezi’nin düzenlediği Ilgaz Toplantıları’nda da dinleme imkânı bulmuştuk, ancak bu kere bize ihtiyaç duyduğumuz kadar zaman ayırdılar. Ne var ki diğer temaslarımızın yanı sıra, Nevruz/Yenigün kutlamalarına konuşmacı olarak katılıp dönme mecburiyeti nedeniyle vaktimiz sınırlı idi. Kendisine yardımları için minnet duyuyoruz.

 

Sarı Saltuklu Alevilerinde Nevruz kurbanı olarak kuzu, koyun kesilmektedir. Altaylarda ise aynı amaçla at kesilmektedir. Kars- Selim Alevi inançlı Müslüman halkında Nevruzun birinci gününde Nevruz Kurbanı kesilir.

 

Tunceli’nde Zaza kimliği etnik evre geçirmektedir. Bölge halkı tarafından yakından izlenen bazı televizyon kanalları Zazaları etnik kimlik olarak Kürt, Türk veya her ikisinin dışında Zaza olduklarını tartışmakta ve bu arayışın halka yansımaları gözlenebilmektedir.

 

Seyahate çıkmadan evvel bölge demografisinde Zazaların dil ve inanç olarak tuttukları yeri öğrenmeği planlamıştık İsmet Parmaksız’ın[2] bölge Alevi inançlı Müslüman halkı arasında mevcudiyetlerinden söz ettiği Ehl-i Hakların mahiyetini anlamak bu toplumla Ali Allahilerin varsa farklılıklarını Alevi İnanç içerisinde tuttukları yeri öğrenmek istiyorduk. Aygün Attar[3] bölge halkları hakkında bilgi verirken; Dimili-Zaza, Here Were-Kırmanc, Zebabu-Kırmanç, Korkara Soran, Wawa-Soran- Maco, Maco-Goran demekte ve Goranları ve Dimilileri Zaza olarak niteliyordu. Biz Zazaları Dersimi, Göranî, Dimili ve Zazakî olarak biliyorduk. Evvelce İran’dan yapılmış çalışmaları aktarırken Göranların Zaza ve Kırmanç olmaktan ziyade Alevi İslam içerisinde yer alan Türkmenler ağırlıklı bir grup olduklarını gözlemiştik.[4] Azerbaycan’dan derleyip başka bir kitabımıza aldığımız Azerbaycan Goran/Göranlarına bir Azerbaycan Türkü olan Göran inançlı ozan kaynaklık etmişti ki O da Göranları Alevi İslam içerisinde tasavvufî bir kesim olarak niteliyor,[5] Türkmenlere ait olan bu inanç dünyasına Kürtçe konuşanlardan daha sonra katılımlar olduğunu söylüyordu. Soran ve Bohtinan ise bilinebilen kadarı ile Kuzey Irak’ta Talabani ve Barzani’nin aşiretleri olup Türkiye’de bu iki oluşumdan yoktur. TRT’nin yayın dilleri arasında yer alan Zazaca ise; bir Zaza olduklarını açıklayan Kamer Genç ve Mahzun Kırmızıgül tarafından anlaşılmadıkları ifade edilmektedir. Bölgeden Kırmanç, Zaza ve Türkmenlerle yaptığımız temaslarda da doyurucu bir sonuç alamadık. Halk, Kırmançlar için “Here-Were” demektedir ki bunun anlamı “Gel-Git” demektir. Keza “So-be” de Zazaca gel git demektir.

 

So-be olarak bilinen Zazalar; Tunceli’nin merkezinde Pülümür’de, Ovacık, Nazimiye ve Hozat’ın bir kesiminde yaşamaktadırlar. Dillerinden hareketle So-be olarak tanımlanan Zaza’ların hepsi Alevi inançlı Müslümanlardır. Zazalar ister Türk ister Kırmanç ve isterlerse bu kesimlerin dışında Zaza olarak bilinsinler, onlar, Hanefi veya Alevi inançlı Müslümanlardır. Şafii inançlı Müslüman Zaza bu yörede yoktur. Ancak Zaza genelinde ise az da olsa rastlanılabilmektedir.[6]

 

Zazalar ve onların dil yapılarına dair Ali Haydar Babakurban’ın ve Hayri Başbuğ’un çalışmaları biliniyordu.[7]

 

Tuncer Gülensoy’un bizzat yaptığı ve yetiştirdiği elemanlar vasıtasıyla yaptırdığı çalışmalarından bilinir hale gelmiş olmasına rağmen,[8] Dinlediğimiz açıklamaları netleştirme adına farklı isimlerle tanımlanan kesimlere ait şahıs zamirleri üzerinde durduk. Böylece aynılıkları ve ayrılıkları gözleyebilecektik. Doğrusu anadili hakkında konuşanlar bile açıklamalarından kendileri de tatmin olamadılar. Sinan Aktimur Ovacık Zazacasına dair bilgi verirken;

 

Ez: Ben

To: Sen

O: O

Ma: Biz

Sıma: Siz

Onlar: Onlar şeklinde açıklama yapmaktadır.

 

Öyle anlaşılıyor ki Kırmanca ve Türkçe olmayan ve bir birinden farklı dilcikler Zaza üst başlığı altında toplanmış. Bu dillere farklı oranlarda Türkçe ve Kırmanca kelimeler girmiş. Bu dilleri Türkçe, Kürtçe ve bu iki dilin dışında müstakil bir dil olarak yansıtma arayış ve uğraşıları var.

 

Biz halk inancı aynılığından yola çıkarak inanç içerikli bazı kelimelerin Zazaca içerisindeki karşılıklarına bakarak dil hakkında bir fikir edinmeğe çalıştık. Bunlardan bazıları kırk, “çöyrez” ve yarı, “nem” idi. Yarı kırk ise “nem çöyrez” olarak ifade ediliyordu. Nazar, “nezer” ve Al karısı ise “El Kase” olarak biliniyordu. Bu kelimelerden nezer/nazar hariç Kırmanca da başka kelimelerle karşılanıyordu.

 

Sinan Aktimur’dan Ovacık Zazaları hakkında bilgi alırken O’na göre Alevilerin hepsinin aynı zamanda Ali Allahi olduklarını öğendik. Bu noktada Hz. Ali’ye atfedilen ruhaniyet önem kazanmakta ve “Allah Muhammed Ali” ifadesini için farklı anlamlandırmalar gündeme gelmektedir.

 

Ovacık Zazalarının toplam nüfuslarının 5.800 civarında olduğu ifade edilirken yaşadıkları köyler; Kozluca, Mercan, koyun Gölü, Yeşil Yazı, Ziyaret, eğri Pınar, Topuzlu, Han Uşağı, Kandil, Paşa Düzü, Meşedibi, Sem Uşağı, Mest Uşağı, El Gazi, Karaoğlan, Balikkan, Otlu Bahçe, Yayla Gülü, Yayla Konak, Öveçler, Havuzlu, Haslıca, Tet Uşağı gibi köylerdir. Bunlar Devre Cemal/Derviş Cemal Ocağı’na bağlıdırlar. Ayrıca Kureşan, Avucan, Baba Mansur, ocakları da vardır. Bunlar aynı zamanda aşiret yapısı da arz ederler. Bu arada Ovacık’ta Türkmen ve Kırmanç Alevi yoktur. Bu ilçenin halkı Zaza’dırlar.

 

Sarı Saltık Ocağı bağlıları ile diğer ocakların bağlılarının halk inançlarında bir farklılık yoktur. Farklılık konusunda “dede dededir” denir. Zaza, Kırmanç veya Türkmen dedeleri ana dili farklılığına bakmaksızın farklı kesimlerden halktan aynı saygıyı görürler. Zaza Cemi, Kırmanc Cemi veya Türkmen Cemi diye bir anlayış yoktur. Alevi cemi bu inançta olan insanların ortak ibadet ortamıdır. Sarı Saltık Türkmen dedesinin veya ana dili Türkmence olan dedenin yönettiği cem’de farklı ana dilli halkların yanı sıra alevi olmayan bizler de vardık. Keza bu cem’de sema yapılırken sadece semazenler değil orada bulunan herkes semaya kalkabilir ve iştirak edebilirdi. Nitekim dara durmuş bir Alevi’den değil Sünni inançlı bir Müslüman Hıristiyan veya başka bir dinden kimse de hak iddia edememelidir. Aksi halde kişi düşkündurumuna düşer.

 

Muhatap olduğumuz dedeler belki biz yeterince anlatamadığımız için Alevilikle Ali Allahîliği aynı kabul ettiler. Dedeye aksetmiş bir problemde, dedenin, Ali Allahî İnançlı bir Müslüman ailenin Sünni inançlı Müslüman bir aileye kızını vermesini doğru bulmadığını ifade ettiler. Bununla beraber, Alevî gençlerden kızları Sünni ile evlenmelerine rastlanılmaya başlandığı ve fakat Sünni inançlıların Alevilere kız vermediklerinden şikâyet edildiğini dinledik. Genel hüküm “ Zaza, Kırmanç veya Türkmen Ali Allahi inançlı Müslüman’a kız verir ve onlardan kız alır önemli olan ana dili değil inançtır”

 

Celal Alagöz Dede Alevi inançlı Hormekli bir Zaza olup bizden yardımlarını esirgemedi. Hormek aşiretinin yayılma anını anlatırken Bingöl Kığı, Karlıova, Varto, Hınıs, Erzincan Çayırlı, Tunceli, Nazimiye, Refahiye, Sarıkamış şeklinde bir coğrafi tanımlama yaptı. Bizim daha evvel Hormek aşireti yaşam alanına dair yapıp yayınladığımız çalışma ile bu izah büyük ölçüde örtüşmekle birlikte, biz Sarıkamış’ta Zaza tespiti yapamamıştık. Hormekli Zazalar kendilerini Türk soylu olarak algılıyor ve Harzemli Türklerinden olduklarını ifade ediyorlar. Celalettin Harizemşah’ın kardeşi Gıyasettin Pirşah’tan gelen Hormek, Hızan ve Koçgiri aşiretlerinden oluştuklarını ifade etmektedirler. Celal Karagöz’ün ifadesine göre Nazimiye ve Varto’daki kolları Zazaca, Bingöl ve Pertek’teki kanatları ise Kırmanca konuşmaktadır. Hormek Zaza Türklerinin hepsi Alevi inançlı Müslümanlardır. Bunlar % 80 Baba Mansur, % 10 Kureşan ve % 10 nispetleri ile de Derviş Cemallı Ocaklarına bağlıdırlar.

 

Millî Kimliğin tarihi köklerinin aranılması adına Harizemşahlar ve Celaleddin Harizemşah ile onun dönemine dair bilgi derlenilmektedir. Özbeklerin bu konudaki çalışmalarının farkındalar. Geçmişte Fırat Üniversitesi tarafından yapılan Sultan Baba Bilgi Şöleni’nin bildirilerini aramaktadırlar Bu konuda vaatte bulunduk ve Türkiye’de yapılmış bu konulu çalışmalara dair bilgilerimizi aktarmaya çalıştık.[9] Bu cümleden olarak Tunceli’de Sarı Saltuk/Saltık’ın heykelinin yapılması ve ilde kurulacak üniversiteye Sarı Saltuk veya Munzur isminin verilmesi düşünülmektedir.

 

Sarı Saltık Tunceli bölgesinde Sultan Baba olarak bilinmekte olup halkın ziyaret ettiği ulu bir zat olarak yaşatılmaktadır. Tunceli’de 3 Kasım 1987 tarihinde yapılan Sultan Baba Sempozyumu ile Bingöl’de 4 Kasım 1987 tarihinde yapılan Köroğlu Sempozyumu Müjgân Cunbur, Tuncer Gülensoy Ali Berat Alptekin, Erol Açıkses, Ahmet Buran, Enver Konukçu, İsmail Görkem, Rasim Deniz, Saim Sakaoğlu isimli aynı ilim adamlarınca yapılmıştır. Verilen bildirilerden T. Gülensoy’un “Tunceli Yöresi Efsaneleri ve Sultan Baba” Müjgan Cunbur’un “Evliya Çelebi’ye Göre Tunceli’nin Bazı İlçeleri e Anadolu Babaları” ile “Köroğlu’nda Kahramanlık ve Birlik”, Erdal Açıkses “1881–1908 Yılları Arasında Tunceli ve Civarında Sosyal ve Kültürel Durum ‘1258–1325 tarihli Mamûratü’l-Aziz Salnâmesi’ne göre”, Ahmet Buran’ın “Dede Korkut Hikayeleri’nin Doğu Anadolu Varyantları” isimli olanları bire bir bizim alanımızla halk inançları ile ilgili idiler. Bunlardan Müjgân Cumbur hocama ait olan Anadolu babaları içerikli olan, bizim Türk halk inançlarında “baba Kültü” ve “Pir Tiplemesi” çalışmalarımıza temel teşkil eden kaynaklardandır.

 

Bu yıllarda başlayan ve yaklaşık 10 yıl kadar süren sosyal-kültürel sorunlara ilim adamlarında ilmi çözüm arayışının sabit merkezlerinden birisi Fırat Üniversitesi idi. Merkezin temel isimlerinden birisi Tuncer Gülensoy ve araştırmaların paylaşıldığı vasat ve vasıtalardan birisi de çeşitli alanlarda ilgili uzmanları bir araya getiren bilgi şölenleriydi, Müjgân Cumbur ve ondan ışık alan genç araştırmacılar ise, adeta  ‘hazır kuvvet’‘ gibi cepheden cepheye konuyorlardı. Bu uygulama bir ihtiyacın ve bir arayışın sonucu idi. Adeta Oryantalizme karşı millî kadroların seferliği yaşanıyordu.

 

Sarı Saltuk Ocağından hareketle bölgede ortak olan halk inançları konusunda Ahmet Yurt Dede’den bilgi alıyoruz. Ahmet Dede, Sarı Saltuk boyundan ve soyundan geldiklerini Hozat’ın Karaca ve Akören köylerinde Sarı Saltuk evladının meskûn olduğunu belirtmektedir. Sarı Saltuk müritleri olarak bilindiklerini, ayrıca Erzurum- Pasinler, Gümüşhane, Erzincan, Sivas ve sair yerlerde de Sarı Saltukluların meskûn olduklarını söylemektedir. Ana dili Türkçe olan Alevi Müslümanlar olduklarını, Hozat’taki Sarı Saltuk Ocağının dışında keza Hozat’ta aynı soydan Seyyit Nesimi Ocağı’nın da bulunduğunu, Karadonlu Can Baba’nın ise Hozat’ın Karabakır köyünde bulunduğunu belirtmektedir.

 

Ahmet Dede’nin Saru Saltuklu/Sarı Saltıklı halk inançlarına dair verdiği bilgilerde;

 

“Alevi Oruç tutmaz, namaz kılmaz, Bektaşilerin meclisinde içki vardır, bizde içki yoktur. Alevilikte 12. Muharremde tutulan Muharrem Orucu diye bilinen oruç vardır. Ramazan ayında, Ramazan Orucuolarak 3 olduğu söylenen bir oruç daha vardır. Ancak bu orucun tutulması mecbur kılınmamıştır. Ayrıca 3 günlük Hıdır Orucu vardır. Bu oruç Ocak ile Şubat ayları arasında Ocak ayının sonunda tutulur. Oruç adeta bölgelere göre tasnif edilmiştir. Her hafta bir yörenin Oruç Haftası’dır. Kurban için süre Muharrem ayının 12 sinde biter. 13. gününde Zeynelabidin Kurbanı, O katliamdan sağ olarak kurtulduğu için kesilir.

 

Karadonlu Can Baba’nın bu ismi alış efsanesi anlatılırken, “Baba bir gün Hz. Ali’nin huzuruna çıkınca Hz. Ali Ona adını sormuş ve ondan Can Baba cevabını almış. Can Baba kara bir kaftanla dolaşırmış, Hz. Ali O’na Karadonlu Can Baba demiş ve böylece ismi Kara Donlu Can Baba olarak bilinmiş.” Denilmektedir.

 

Dede’nin görevlerini anlatırken Ahmet Dede; “hakkı, hukuku korumak, mazlumun elinden tutmak, zalimle mücadele etmektir.” demektedir. Dede’nin nikâhta bulunması uğur alameti olarak algılanır. Bebek dünyaya gelince isminin belirlenmesinde Dedeye de sorulur. Definlerde Dede Kur’an okur. Her Kur’an okuyan Dede değildir. Her Dede de Kur’an okuyamayabilir. Definlerde dedenin bulunması isteniyor ise, Kur’an okumasını bilen Dede aranır. Bir Dede’nin 10 çocuğu var ise, onların onu da Dede çocuğudur, hürmet görürler. Bunlardan Dedelik’i ehli olanlar yapar ve bazen hiçbirisi de Dede olamayabilirler. Dedenin Dedelik için uygun erkek evladı yok ise, erkek kardeşi veya erkek kardeşinin oğlu da Dede olabilirler. Dede’nin kız evladından Dede olmaz. Azerbaycan’da haftada 1 gün Dedenin kızı Seyit veya Dede olabilirken Sarı Saltık Ocağı’nda bu inanç ve uygulama yoktur.

 

Sürmene yöresi halkında çocuklara “Okunmuş İsim” verilmesi istenir. Okunmuş isim Kuran’dan seçilmiş dini isimdir. Eskilerin inancına göre, çocuğuna okunmuş isim vermeyen aile büyüklerinden yarın o çocukları hak iddia edebilirler. Onlar, hak sahibi olmuşlardır. Tunceli’nde bu inancın olduğunu tespit edemedik.

 

Ahmet Dede kendilerinin ve Sarı Saltık’ın da Türk olduğunu, Hz. Ali soyundan gelişleri ile izah ederken, “Hz. Ali ve Hz. Muhammed Arap değillerdi. Onların soyu için Azer denilir, demektedir. “Biz Hz. Şit’ten gelen Güruhu Naci soyundanız bizim soyumuzun Hz. Havva ile ilgisi yoktur. Biz Hz. Âdem’in diğer eşinden geliyoruz. Tarikat-ı Ali’de 4 kapı vardır. Bir talibin Alevî olabilmesi için Alevî hukukundan geçmesi gerekir. Yetim hakkının önemi buradan gelmektedir. Açıklamasını yapmaktadır.

 

 

 

Güruhu Naci izahının halk inançlarında yaşamakta oluşu, bizim Türk Ata’dan hareketle Türklüğü anlamlandırmamız ve Türklüğün mistik içeriğini açıklamamız konusunda önemli bir tespittir.[10] Ancak Hz. Âdem’in ikinci bir eşi olduğu bilgisi bizim için yeni olmuştur. Hz. İbrahim ile Büyük Oğuz Han’ı aynileştiren açıklamalarda ikinci bir eşin bilindiğine dair açıklamalar var iken Hz. Âdem’in ikinci eşi konusu bizim için yeni olmuştur.

 

Görgü’de haklaşmak helâlık almak için rızalık almak için hak sahibinin dini veya mezhebinin farklılığı farklı bir uygulama yapılmasını gerektirmez. Kişi Hıristiyan da olsa hakkı vardır, ondan da rızalık alınması gerekir. Allah Rabbil âlemindir, sadece Müslümanların, Muhammedi İslamların Allah’ı değildir.

 

Alevi halk hukuku, Görgü, Dara Durma ve Düşkünlük gibi konular, Türk halk hukuku bakımından ciddi kaynaklardır. Ali Yıldırım’ın bu konulu çalışması önemli bilgiler içermektedir.[11]

 

Dede gelirini dinî içerikli olmayan herhangi işte çalışarak kazanır. Talibin verdiği Hakkullah geçim ihtiyacı karşısında çok sembolik sayılır. Cem- cemaat ibadet saz ise Telli Kuran’dır. Dedeler Cemlerde saz çalma işini üstlenirler ve bilmeyen dede bu ihtiyacı için yanında “Âşık” olarak bilinen bir saz çalıcı bulundurur.

 

Alevilikte tek eşli evlilik esastır. Erkekler için de eş boşamak haramdır. Eşi ölen Alevi Hanım isterse evlenebilir. Ancak bu pek rastlanılmaz.

 

Alevi halk kültüründe Turna’nın avazı, Bülbülün sesi ile özel yerleri vardır. Tavşankulağı eşekkulağına benzediği ve haiz de olduğu için sevilmez. Kurt ile ilgili daha evvel bu konuda yapmış olduğumuz çalışmalara katkı olması için inanç ve uygulama derlemek istedik ancak özel bir şeyler bulamadık. Biz yaptığımız alevi halk inançlarında kurt konulu çalışmada bu inanç yapılanmasında kurdun özel denilebilecek bir yerinin olduğunu tespit edip yayınladık[12]

 

Haftanın günleri itibariyle Alevi inancına bakılınca geçmişte Cuma günleri çift çubuğa el sürülmediği ve yine eskiden Cumartesi günlerinin banyo yapılmadığını görüyoruz.

 

Sarı Saltık Ocağı taliplerinde sayılarla ilgili inançlar konusunda şu bilgiler alındı. Kutsal sayılar 3 ler, 5 ler, 7 ler ve 40 lar bilinmektedir. Ayrıca 17 Kemer Bestler ve 14 Mahsumu Paklar (Peygamberin şehit edilen torunlar) Bunlardan üçler Allah, Muhammet ve Ali, Beşler Allah, Muhammet, Ali, Fatime/Fatma ve Kamber, Yediler Allah, Muhammet, Ali, Fadime, Kamber, Hasan ve Hüseyin, Kırklar 28 Mürsel Peygambere 1 imam’ın ilavesi ile oluşmaktadır. Sarı Saltık Alevi Ocağı’ndaki inanca göre Mehdi’nin geleceği inancı vardır. Bu Ocakta Hz. Fatma ana olarak kabul edilirken Hz. Ayşe sevilmemektedir.

 

Biz, Hz. Fatma Umay Ana kültleri arasında yaptığımız karşılaştırma çalışmasında Fatma Ana ile ilgili olarak Türk kültür coğrafyasında derlemiş olduğumuz bilgiler arasında Ayşe ana’nın dışlanmış olduğu inancına ilk defa rastlamış bulunuyoruz[13]

 

Sarı Saltık Ocağı’nın Alevi inançlı Müslüman halkı salâvat alırken “Eşhedü en lailahe İllallah ve eşhedü enne Muhammed en resulullah Aliyul veliyullah Allahüm meselli ala Muhammedi ve Ala Ali seyidine Muhammed” şeklindeki alınışı İslam’ın Müslümanlıktan evvel başladığını ve devam ettiği şeklinde açıklanmaktadır. Bu evveliyat ifadesinde “Hiçbir toplumun tebligatsız bırakılmadığı” İlahi buyruğundan da hareketle Türklere de İlahi tebligatçıların gelmiş olabileceğine dair olan inanç ve görüşümüzü teyit edilmiş olmaktadır.

 

Allah Muhammed Ali üçlemenin izahı yapılırken de “Muhammed Ali bir vücuttur. Bunlardan birisi müphem diğeri aşikârdır” denilmektedir. Bu konuya açıklık getirirken Ahmet Dede, Harabı Baba’dan bir devriye okuyor.

 

“Tek iken Âdem ile Havva âlemde

Hak ile hak idik sırrı müphemde

 

Bir gececik mihman kaldık Meryem’de

Hazret-i İsa’nın öz babasıyız

 

…………………………………..

 

Kün-tükenz sırrının olduk ağahı

Aynel yakın gördük cemalullahi

 

Ey hoca bizdedir Sırr-ı İlâhî

Hazreti Hünkârın fukarasıyız”

.

 

Tunceli’nin il merkezinde Dervişi Milli diye bilinen bir yatır vardır. Burası Pülümür ve Munzur çaylarının birleştikleri yerdir. Burada yörenin Alevi inançlı Müslüman Zaza Kırmanç ve Türkmen halkı ‘Seccade salar cem yaparlar” her Perşembe günleri burada lokma dağıtılır. Ayrıca Mart ayının dört çarşambasının dördünde de burada Dede dua verir, lokma dağıtılır. Mart’ın 19 undaki Çarşambada cemaat kadınlardan oluşur. Devre Camal/Derviş Cemal diye bilinen bu ziyaretin Zazaca karşılığı Galo Çeto (İki çayın birleştiği yer) dir. Dervişi Milli, Milli veya Mili adını bir Zaza aşireti olan Milli Aşiretinden almıştır. Burası Milli dervişin ‘Sır’ olduğu yerdir. Her Hıdrellezde Hz. Hızır ile buluşan Milli Derviş burada Hz. Hızır ile birlikte göklere uçmuştur. Burada Hz. Hızır’ın ayak izi olduğuna inanılır. Türbe buraya yapılmıştır. Burasını halk her türlü dilekleri için kadın erkek çoluk- çocuk her yaştaki bütün fertleri tarafından ziyaret etmektedir. Ziyaret inanç ve uygulamalarında Nevruz Coğrafyası’nın halkları arasında pek fark yoktur. Zazaca ziyaret jore’dir.

 

Efsaneye göre Hızır (a.s) Milli Derviş’e çok kere olduğu gibi gene misafir olur. Sabahleyin birlikte kalkarlar ve Kalan’a/Tunceli’ye doğru yürümeye başlarlar. Milli Derviş’in oğlu birkaç defa şahit olduğu bir olayı tekrar yaşar. Babası oğluna Hızır’ın sağdıcı olduğunu söylemiştir. Derviş Milli’nin oğlu Hz. Hızır ve babasını gizlice takibe başlar. Bugün türbenin bulunduğu yere geldiklerinde Hz. Hızır Takip edildiklerini fark eder. O anda kayanın başından güvercin olup uçarlar. Milli Dervişin oğlu babasının Güvercin Donu’na girip uçtuğu görünce, kendisinin de uçabileceğini düşünüp, kendini kayadan aşağıya bırakır ve düştüğü yerde ayağı kırılır.

 

Bu bulgu ile halk kültürümüzdeki sağdıç inancının ilk çıkışına dair bir istinat edilmiş olmaktadır. Baba ardından uçma temasını esasen Siirt -Tillo’lu olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. nin hayatındaki efsanelerinden biliyoruz. Keza kültürümüzde Hz. Muhammet ve Hz. Hüseyin’e ait olduğu ifade edilen ayak izleri vardır. İnanca göre Milli Dervişin cem tuttuğu yerlerde kendiliğinden çam fideleri yeşermektedir. Dervişi Millî ziyaretinin aşağı kısımlarındaki Dut Ağacı, Adak Ağacı olarak da bilinmekte ve dallarına