Çocuk Oyunları

Çocuk oyunları şüphe yok ki diğer halk oyunları gibi asli parçalarındandır. Halk oyunlarının içerdiği kadar da halk inancı içerirler. Çocuk oyunları münasebeti ile, oyunların isimleri, oynanma biçimleri, tekerlemeler ve oyun gerekçeleri konusunda tespitlerimizi açıklıyoruz.

Çocuklar arasında oynanan birçok oyun vardır. Bu oyunlar toplu olarak oynanır ve genellikle hepsinde tekerlemeler ve kendine has sözler söylenir. Fakirek adlı oyunda çocuklar bir veya iki çocuğun yüzünü boyarlar ve ellerine bezden yapılmış bir bebek verilir. O iki çocuk en önde diğer çocuklar arkadan hep birlikte tekerleme söyleyerek akşam saatlerinden itibaren köyde bulunan bütün evlerin kapısını çalarlar ve evlerden onlara para veya yemek, meyve gibi şeyler verilir. Toplanılan hediyeler çocuklar arasında paylaştırılıp ve hep birlikte bunları yiyip eğlenirler. Anadolu Türklerinde Fakirek, çömce gelin olarak bilinir.[1] Çocuklar arasında oynana oyunlardan biri de Tasakanay oyunudur. Bu oyunda çocuklar toplanır, çocuklardan biri sayılmacalarla ebeyi belirler en son kalan kişi ebe olur. Ebe olan çocuğun gözleri kapatılır. Diğer çocuklar saklanırlar ve bir müddet sonra çocuk gözünü açar ve diğer çocukları bulmaya çalışır. Çocuklardan birini görüp yakalarsa sıra yakalanan çocuğa geçer. Tasakanay oyununda çocukların söylediği sayışmacalarında kullanılan dil Türkçe Farsça karışımı bir dildir.[2]

“Talay talay namı talay

Da çamçagag şiri talay

Da degligag huni talay

Dakasagag nani talay

Talay oyoy talay oyoy

Talay boyboy talay boyboy

Aldey dulkey

Çadur Çambey

Bedu hambay

Koma Kotu

Darkaş burkaş”

Kullanılan sözlerin çoğu, anlamsız kafiyeli kelimelerdir. Bu oyunun Anadolu’daki isme “sobe” veya “saklanbaç”tır.

Hazara çocukları arasında Kolekağ, Keçe, Dorekup gibi bir çok oyun oynanmaktadır. Kolekağ oyununda elle yapılmış bir şapka yüksek bir yere asılır ve herkes ayağıyla onu düşürmeye çalışır. Keçe oyununda ise, oynayanlar daire şeklinde oturur. Kişiler iki gruba ayrılır. Küçücük bir yüzüğü herkese oyun başında gösterirler. Terhuşk, yazı veya tara yazı-tura sistemiyle oyuna ilk başlayan grup belirlenir. Grubun ayaklarının üzerinde battaniye şeklinde bir bez olur. Gruptaki herkes elini battaniyenin altına götürür ve birkaç saniye sonra ellerini battaniyenin üzerine getirirler, karşıdaki grup yüzüğü bulmaya çalışır. Yüzüğü bulunca oyun karşı gruba geçer. En son yenilen grup her kese yiyecek türünden bir şeyler ikram eder. Bu oyunun Anadolu’daki ismi “Yüzük Oyunu”dur. Dore kup oyununda oyunculardan birinin gözlerini mendille kapatırlar. Eline bir Dore“mendilden yapılan kamcı türünden bir şey” verilir. Herkes bir yere saklanır. Gözü kapalı olan kişi kimi bulursa o Dore ile ona vurur. İlk bulunup Doreden darbesi yiyen kişinin gözünü kapatırlar. Bu oyun Anadolu’da Mendil oyunu olarak oynanır.[3]

Hazara çocuklarının diğer oyunu “Hayrum çord”tur. Bu oyunda çocuklar iki grup haline gelirler. Gruptaki en güçlü kişi Hayrı (Mir) olur. Oyunun belli bir alanı vardır. Alanın bir tarafı bir gruba öbür tarafı diğer gruba aittir. Oyun başlayınca herkes sol ayağının başparmağından tutar ve Hayrı (mir)i tam ortaya alırlar. Bir ayakla alanın öbür tarafına geçerken savunma ekipleri karşı grubun alanlarına geçmelerini engeller ve el ayak bağlantılarını koparmaya çalışır. Hayrı’nın (mirin) el ve ayak arasındaki bağıntı kopunca o grup yenilir. Yine Çillik Oyunu Top Dende Oyunun, Evlilik Oyunu gibi oyunlar da vardır. Çillik oyununda bir kalenin uzunluğunda ağacın dalından koparılmış bir çubuk ve 90 cm uzunluğunda, 4-5 cm kalınlığında bir sopa ile oynanır. İki ayrı grup vardır. Terya huşk ıslak veya kuru (Düz bir taşın bir tarafına tükürürler ve karşı tarafa “ıslak mı kuru mu” diye sorarlar, taş havaya atılır geri gelince hangi yüzü dışarıya doğru ise, ve kimin dediği doğru çıkarsa oyuna başlar. Küçük çubuk iki taşın üstüne konulur, sopa ile kaldırılıp vurulur. Karşı taraf vurulmuş çubuğu havada yakalarsa kazanır. Veya hatla çubuğu düştüğü yerden sopa doğru atarlar. Çubuk sopaya vurursa yine kazanırlar ve bu sefer onlar oyunu devam ettirirler.[4] Bu oyunun Anadolu’daki adı Çelik-Çomaktır.

Topsende oyununda iki ayrı grup vardır. Diğer oyunlarda anlatıldığı gibi oyuna kazanan grup başlar, fakat bu sefer kaşı gruptan bir kişi topçu olur. Geri kalan kısım topu toplamak için dağılırlar. Top bezden yapılır ve tenis topu kadardır. Topçu topu atar ve gruptaki kişiler sopa ile topa vururlar. Vurulan topu karşı grup eliyle yakalayabilirse, oyunu kazanır. Eğer yakalayamazsa oyunun belirlenen tepe bir yeri vardır oyuna başlayan grup topu uzaklara vurup kendilerini tepeye kadar ulaştırmalı. Eğer yollarda topla vurulursa oyunu kayıp ederler. Oyunun miri iki kez vurabilir. Tepedekiler tekrar ilk yerlerine dönmek zorundadır. Yine eğer yolda topa vururlarsa oyunu kayıp ederler. En son kazanan grup öbür gruba “” yaptırır. Yani her kişiyle bir kişi biner ve binilen kişinin 10 kez tepeye kadar koşup tekrar geri gelmesi gerekir. Zu uygulaması Kars çocuk oyunlarında da vardır. Evlilik oyununda bir erkek çocuk ve bir kız çocuk seçilir (Bu oyun çok küçük olan çocuklar arasında oynanır) oğlan damat olur, kız da gelin diğer çocuklardan birisi damadın babası birisi de annesi olur. Gelinin de babası ve annesi olacaktır. Böylece çocuklar kendi aralarında büyük bir evliliğe temsil ederler. Hoyrum Çord’un Kars’daki ismi “tek ayak”tır.

Bize göre çocuk oyunlarının büyük bir kısmı eski dini ibadetlerin şu veya bu şekildeki uzantılarıdır. Çocuk oyunlarındaki bize çok kere anlamsız gelen tekerlemeler ise, çok eski dönemin çocuk lisanı ile yakarışları ve korunma maksatlı ifadeleri veya şükran duygularının ifade biçimidir. Değişin resmi dillere rağmen, çocuk riüttellerinde yaşayan uygulama ve tekerleme biçimlerindeki ortaklık başka nasıl anlatılabilir.

Buzkaşi Türklerin en eski ve hâlâ devam eden atlı sporlarından biridir. At’ın eski Türk Sosyal hayatında kutsiyet atfedilen bir boyutu vardır. Bu Spor ulusumuza Hanlık kağanlık dönemden bir hatıradır. Buzkaşi yapılan atın beslenmesi, bakımı koşumu özel önem gerektirir. Adeta iduk atagösterilen özen gösterilir. Buzkaşi bayram gibi kutlu günlerin sporudur. Bayraklar Türkler için manevi değeri olan kırmızı ve yeşil olur. Katılımcılar azami 40 kişiden oluşur. Açılan çukura Helal çay “Helal yer” ve kurallarına “3 helal” denilir, ödülü ise, “Mir” bey olarak bilinir.[5]

Hazaristan ve Hazaralarda Buzkaşi oyunu çok ünlüdür. Hazaristan, Hazara Türklerinin yurdu anlamnıda kullanılır. Hazaralarda Dereysuf, Balhab, Balh,… hemen hemen kuzey Afganistan’daki bütün Hazaralırn evlerinde Buz Atı (Buzkaşi oyununa katılabilecek) bir veya birden fazla atları vardır. Hakıkı Hazaristan da; Orta Afganistan’ın Bamyan, Gazni, Behsud, Yakaveleng bölgelerinde yoğunlukta olmak üzere her yerde halkın yüzde 20 veya 30’unda Buzatı vardır. Hazaristan’da buz atının az bulunmasının en büyük nedeni ise, Buz atının beslenmesidir. Buz atının beslenmesi ekonomik yönden zordur. Bir buz atının yiyecek harcı, dört kişilik bir ailenin harcıyla aynıdır. Buz atı günde 11-16 kg’a kadar arpa, 5’e yakın yumurta, arasıra bal ve çekirdek türünden bazı şeyler, saman ve taze ot karışımı yem yer. Sabahın erken saatinde ve akşamın ilk saatlerinde ata su verip, 1 saat kadar koşturulması gerekir. Buz atının özel zini, culu, gemi ve kalemberdi olacaktır ki, bunlar da çok pahalıdırlar.

Hazaralarda genç ve zengin olan kişinin bir arzusu da bu atı alıp Buzkaşilere katılmasıdır. Her kişi her türlü atla buzkaşiye katılamaz, buzatları buzkaşi meydanına gelince hemen anlaşılırlar. Normal atlardan daha büyük daha temiz ve daha sağlıklı görünürler.[6]

Hazaralarda bütün bayramlarda düğünlerde ve hatta bazı yerlerde haftanın Cuma gününde Buzkaşi oyun oynarlar. Oyunda değişik kışlaklardan değişik kabilelere haber verilir. Her kışlaktan bir grup (5-10) kadar atla birlikte gelirler. Buzkaşi meydanı için, çok geniş ve düz bir alan seçilir. Elbette çependazlar (Buzkaşi sporunu yapan süvari) alanın dışına çıkabilir. Alanın bir tarafında yaklaşık 2 metre çapında bir çukur kazılır. Alanın öbür tarafına ise, kırmızı veya yeşil bir bayrak asılır. Buzkaşi meydanında her zaman birkaç grup oluşturulur. Her grubun 5-10 hatta 40’a kadar atları olabilir. Buzkaşinin ne zaman ve nerede olmasına bağlı olarak çependaz miktarı değişir. Meydanda yaklaşık 10 veya daha fazla gruplardan oluşan çependazlar birbirlerinin yardımıyla birbirleriyle yarışırlar. Buzakşi de Buz olan hayvan (kesilen hayvan) genellikle küçük Buzkaşilerde keçi veya keçi yavrusu (Çepuş) kesilir. Ama büyük Buzkaşilerde ise, inek yavrusu (dana) kesilir. Kesilen hayvan çukur (Helalçay)ın bir tarafında yere bırakılır. Oyun başlayınca bütün çapandazlar buzu (kesilen hayvanı) yerden kaldırmaya çalışırlar. Yerden buzu kaldırabilen kişi bayrak tarafına atını koşturur. Hangi gruptan ise, o grup bunun yardımına koşarlar ve etrafını atlarıyla kuşatırlar. Böylece diğer gruplardaki atların ve çapandazlarının buza ulaşmasını engellerler. Burada atın güçlü olması çok önemlidir. Çünkü bayrağı götüren ve tekrar cüre (çukur) gelmesi geren çapandaza kendi grubu yardımcı olurken, diğer gruplar onun gelmesini engeller veya hatta elinden buzu kapmaya çalışırlar. İki kişi koş olunca (Değişik gruptan olup her ikisi de buzun bir tarafını tutmuş ise) diğer çapandaz onları yalnız bırakır. Bu anda hem atın güçlü olması şarttır hem çapandazın. Çünkü eliyle buzu çekip sağ ayağını rıkabla birlikte buzun üstüne geçirmeleri gerekir ki, karşı taraf kolaylıkla buzu elinden almasın. Çok zaman buzun bacağı kopar ama kim buzun bedenini götürmüş ise, koşu kazanır.

Bayrağa giden çapandazın elindeki buz hiç düşmeden tekrar çukura gelip, buzu çukurun içine atabiliyorsa, helal yapar ve “mir”ı alır. Mir oyunda verilen ödüllerdir. Bu ödüller para, çapan, sarık veya başka bir şey olabiliyor. Çukurun etrafında da onlarca çapandaz bayraktan getirilen buzun çukura atılmaması için, atlarıyla bayraktan gelen çapandazı engellerler. Oyun böyle devam eder ama, oyunun üç tane büyük helali vardır. Bu helallerde de, diğer helallerde (çukura atabilme) olduğu gibi çapandaz buzu yerden kaldırıp bayrağa (Somal)a götürmesi gerekir. Yine tekrar bayraktan dönüp buzu hiç düşürmeden, yüzden fazla atın içinden geçip kendisini çukura ulaştırarak buzu çukurun içine atması gerekir. Yani helal etmesi gerekir. Bunu yapabilen çapandaz, bu oyunu planlayan kişi veya toplum tarafından ödüllendirilir. Yine izleyiciler arasında atıyla dolayıp miri alır (herkes para verir). Bu ödül buzkaşi oyununda verilen en büyük ve pahalı ödüldür. İkinci helali de yapabilen kişiye kışlağın hanı tarafından ödül verilir. Bu ödülde büyük ve pahalı ödüldür. İkinci helali de yapabilen kişiye kışlağın hanı tarafından ödül verilir. Bu ödülde büyük ve pahalı bir ödüldür. Üçüncü hilali yapabilen çapandaza ise, o kesilen hayvan artı bir sarık veya bir miktar para buzkaşi korumu tarafından miri olarak verilir. Oyun boyunca helalı yapabilen çapandazlara ödül verilir  ve çapandazlar seyircilerden miri toplarlar. Helal yapabilen gruplar çok mutlu ve gururlu buzkaşi meydanından ayrılırken, helal yapamayan veya çok zayıf olan gruplar biraz üzüntülü meydan terk ederler.

Buzkaşi oyunu heyecanlı ve çok ilginç bir oyun olduğu kadar, bazı zamanlar çok da tehlikeli olabilir. Oyun oynanırken, bazı zamanlar attan düşme veya atla birlikte yere düşme hatta bazı zamanlar çapandazlar arasında bazı tartışmalar yaşanabilir. Attan düşen kişinin eli, ayağı kırılabilir ama bunlara rağmen çok güzel ve Hazara Türkleri arasında en çok taraftara sahip olan oyundur.

Buzkaşi’nin diğer ismi gökbörü’dür. Bu oyun; Özbek, Türkmen, Kırgız Türkleri arasında da çok oynanır.[7]

Hazaralar bayramlarda ve bazı özel günlerde ip çekme taş atma gibi birçok oyun oynarlar. İp çekme de komşu köyler arasında iki tane 10 kişilik gruplar oluşturulur, belli bir çizgi çizilir. İpin iki ucundan iki değişik grup tutup çekerler. Hangi grup öbür grubu çizilen çizgiden karşı tarafa geçirebilmiş ise, oyunu kazanır, hediyeler verilir. Taş atma oyununda da 5-7 kg’lık bir taş herkes tarafından bir yöne doğru atılır, taşı en uzağa atan kişi oyunu kazanır.[8]

Hazara Türklerinde görülen döneme bağlı şölen ve şenliklerdeki sportif faaliyetler, çeşitli yarışmaları Anadolu Balkanlar, Tataristan Başkurdistan gibi Türk ellerinde de görmekteyiz. Doğum, evlilik, ekin, ürün hasatı dönemlerinin yanı ısra Hıdrellez ve Nevruz’da bu tür uygulama yaşanmaktadır.[9]

Türklerde ailenin çağı gelen erkek evladına ev/çadır kuruluyordu. Baba ocağından ayrılan oğul, kendi ocağını kuruyor ancak. Ata ocağından kopmuyorlardı. Bu uygulamaya evlendirme ev sahibi olma anlamında “evlenme” deniyordu. Atlanma, silahlanma da olduğu gibi.

Hazara Türklerinde evlilik yaşı özellikle kışlakta (köyler) 18-22’dir. Hazaraların ortalama 5-7 çocukları olur. Hazara Türklerinde “seraliş (Bedel) Başlık ve kalın” uygulaması vardır. Şehirlerde kıza evleneceği erkek için kanaati sorulur. Ancak kışlak (köy)lerde sorulmaz. Ancak annesi daha önce o konuyla ilgili olarak kızın görüşünü almak zorundadır.[10]

Yaşı geçkin kızlar, ziyaretlere götürülür veya kızlara mollarından dua alınır. Ziyarete giden kızlar, bez türü eşyalarından bir parçayı ziyaretin başındaki bayrak sopasına bağlarlar. Başı ve dişi ağrıyan bu sopaya çivi çakar ziyaretlerde kilitlenmiş kilitlerin bulundukları bir yer vardır. Murat ve Kısmet açılması için oradaki kilitler aşağı yukarı tartılırlar. Bu esnada eğer bir kilit açılır ise, dileğin olacağına inanılır. Niyeti lan kimse, ziyarete adak adar Türkistan’ın güneyinde “dua et” yerine “Dua ver” tabiri kullanılır. Kısmet açma için kilit açılması Türk halkları arasında çok yaygındır. Bazı tekkelerde bu maksatla özel kilitler vardır. Derbent-Dağıstan’da “Kısmet Piri” vardır.

Bu dönemde kızın istenilmesi “küçük toy”un yapılması, nikah, çeyiz, hediyeleşmeler, kına, gelinin atlanması, “ayak basma”, “bağlanmadan korunma” damadın kaçırılması, gibi uygulamalar ve unlarla ilgili inançlar vardır.

Afganistan Türklerinde kız isteme uygulaması yapılır. Damat olacak kişinin babası bir veya iki Aksakalla (yaşlı kimse) birlikte kızın evine giderler ve babasından “Allah’ın emri ve Peygamberin desturu ile kızınızı oğluma isterim” diye bir talepte bulunurlar. Kız evi yani kızın babası “Allah izin verirse” diye olumlu cevabını bildirir. Kızın babası kabul ederse “küçük toy” yanişirinihori (nişanlanma programı) yapılır. Sözlüler birbirini bir veya iki kez görürler. Evlenmeden evvel kızın babası ve annesi izin verirse “mahremlik nikahı” kıyılır ve erkek kız ile görüşebilir, konuşabilir, şakalaşabilir ama farklı ilişkiye giremezler.

Düğünler (gelin toyu) şehirlerde çok sakin yapılır ve çeyiz olayı da çok az uygulanır. Genellikle düğün salonlarında bir akşamda düğün biter. Ama köylerde daha farklıdır. Kızın ailesi kızına çeyiz temin eder. Çeyizler genelde ev eşyası olur. Düğünden önce kızın çeyizi bayanlar tarafından sergilenir ve genç kızlar onlara bakarlar. Ama bahçe (Bohça) denen bir mendilin içine koyulmuş olan kızın elbiseleri ve özel eşyaları kimseye gösterilemez ve “kude” denen kızın annesi bohçayı başına koyup damadın evine kadar oynayarak götürür. Damat düğün gününden bir gün önce kız için babası, annesi, amcaları, dayıları, hala ve teyzeleri için birşeyler alır ve onlara başlık verir. Kına düğün gününden yedi gün önce akşam üzeri kız evinde yapılır. Damat iki tane sağdıç ile (biri sağ biri sol tarafında duran bu kişilerle) kızın evine kınaya gelir. Kayın pederi sağ elinin parmaklarının ucuna kına yakar. Damadın annesi de gelinin sol elinin parmaklarının ucuna kına yakar.[11] Kına sahiplilik simgesidir. Türk Halk Kültüründe kına yakılan gelin damada, koç Allah’a, Mehmetçik orduya adanmıştır.

Kına gecesinden sonra düğün gününe kadar yani yedi gün her akşam damadın evinde gençler toplanır ve şarkı söyleyip oynarlar. Yemek ikram edilir. Özellikle düğünden üç gün önce çok kalabalık olunur, çünkü uzak yerlerden akrabalar gelirler. Elbette düğüne gelen yakın akrabalar muhakkak kendileriyle beraber hediye türünden bir şeyler getirirler. Buna “Şenek” denilir. Genellikle zengin olanlar “buzkaşi” için at getirirler. Bazı akrabalar koyun keçi çapuş ve bazıları da para verirler. Bu paralar yeni evlenmiş olanlara büyük yardımcı olur. Düğün şölenlerinde güreş ve atlı spor Türk halkları arasında çok yaygındır.[12]

Düğün gününden bir gün önce, bütün köydeki ve yakın köylerdeki insanlara haber verilir. Genellikle kahvaltıdan sonra herkes Toy bölgesine gider. Eskiden belirlenmiş bir alanda oturulur. Damat yakınları damatla beraber kızı babasının evinden alıp ata bindirirler. Kız damadın arkasında ata, babasının tarafından biner. Damadın iki tane şabalası vardır. Bunlar atın gemini (dizginini) tutarlar ve şarkı söyleyerek dümbelek ve tef çalarak damadın evine kadar getirilir. Gelin damadın omuzundan tutup atın üzerinde durur ve birkaç saniye sonra attan iner. Damadın evine girerken kapıda bekler. Damadın babası gelinine bir şey (arazi ev vs. bağışlar) ikram eder ve gelin eve girer. Gelin eve girdikten sonra ayak basma olayı gerçekleşir ve kim bu işi unutmamış ise, öbürünün ayağına basar. Ayağı basılmış kişi damat veya gelin fark etmez, evdeki işlerde öncü olarak kabul edilir yani kişinin çok zeki olduğu kabul edilir. “basmak” veya “basılmak” Türk halk inançlarında bir koddur. Basan, baskın gelir ve basılanı etkisi altına alır. Düğüne katılanlar oynarlar, şarkı söylerler ve eğlenirler. Öğle yemeği ikdam edildikten sonra bütün erkek katılanlar buzkaşi oyununa giderler. Damat buzkaşiye gider ve oyunu kazananlara miri (ödül) verir. Buzkaşi bittikten sonra, yakın köylerden gelip akraba olmayanlar evlerine giderler. Ancak uzaktan gelenler akşam yeği ikram edilir. Yemekten sonra millet, davetliler eğlenceye başlar 1 veya 2 saat sonra gerdek (Zifaf gecesi) için gelin ve damat eskiden belirlenmiş bir odaya girerler. Zifaf gecesinde gelinin bekaret perdesini (kızlık zarı) olması şarttır. Türk soylu halklar arasında gelinde bekaretin aranması çok önemsenen bir husustur. Hazara Türklerinde yengeler damadı gelinin yanına para ve hediye almadan bırakmazlar. Damat gerdek odasına doğru giderken, yengeleri onun odasının yollarını halılar sererler. Gerdekten evvel eziyet vermek için damadı kaçırmak ve saklamak gibi işler yapılabilir ki bunu önlemek için damadın sabalaları çok uyanık olmaları gerekir.

Evlilik sonrası uygulama ve inançları arasında “bağın çözülmesi” “çocuğun cinsiyetini etkileme” “gelinin uğurlanması” “gelin şerbeti” “huysuz kocanın ıslahı” gibi hususlar vardır.

Damat gerdek gecesi başarısız olur ise, molladan bir muska alınır. Damada muska yapıldığı anlaşılır ise, muskanın hükümsüz kalınması için muska “akar su”da çalkalanıp suya atılır. Yine Hazara Türklerinde gelinin ilk çocuğunun oğlan olması dileğiyle, gelinin kucağına bir erkek çocuk konur.[13]

Damadın gerdek gecesinde kötü niyetle bağlanılması, onun zifaf başarısız olmasına yol açar. Korunmak için bazı sihri uygulamalar yapılır. Ayrıca bağlanılmış bir damadın bağdan kurtulması için de birtakım uygulamalar yapılır. Güney Azerbaycan Türklerinde bağlı damadın bağdan kurtulması için, mezarlık gibi sakin yerlerde dolaşması istenir. Hazara Türklerinde yapılmış muskanın etkisinin giderilmesi için suya atılması inancı, Türkiye’de de vardır. Muska veya büyü akar suya atılır. İlgili şahıs deniz yolculuğuna çıkarılır.[14]

Evlilik toyu münasebeti ile de bazı uygulama ve inançlar yaşanır. Gelin (Beri) babasının evinden çıktığı zaman arkasından su dökerler. Damadın evine girdiğinde ocağa götürülür, gelin ocağı öperek ziyaret eder. Gelinin eline içmek için şerbet (tatlısu) verilir, yaşamın tatlı ve hayırlı olması için Gelin eve girerken besmele çekmesi gerekir.[15]

Türk halk inançlarında “su” aydınlıktır. Sadece damadın değil yola çıkan her yakının ardından su dökülür, ayna tutulur. Bu uygulama “Yol iyesi” ile de ilgili olabilir.

Gelinin, Damadın evine girdiğinde Ocağın başına götürülmesi şeklindeki uygulama, Makedonya Türklerinde de vardır. Doğu Anadolu’da ise, gelin gıda ambarına kilere, erzak deposuna götürülür.

Gelin Anadolu’da çok kere tatlı ile karşılanır. Gelin ve damada şerbet içirilir. Bazen her ikisinin de ağzına bir parmak bal çalınır. Gelin bu balın ters çevrilmiş tabağına ayağı ile basarak kırar, çıkan sesten sonra eşikten içeriye girer. Bazen de gelinin evinin kapısına bal sürerler.

Hazara Türklerinde Allah’a (C.C.) huysuz kocayı ıslah etmesi için dua edilir. Hocalardan muska alınır. Bazı muskalar suyla çalkalanır. Çalkalanmış muskaların suyunu saklanır ve huysuz kocanın yemeğine bu sudan bir damla damlatıp muska erkeğin yastığının altına konur. Böylece erkeğin uslanacağına inanılır. Yine “kilit” muska yerine kullanılabilir. Kısmeti kapalı olanlara kilit açılır ve böylece kısmetinin açılacağına inanılır. Muska/muskaların suya çalkalanması, Ön Asya Türklerinde de vardır. Bu uygulama suyun kutsiyeti inancından kaynaklanır.[16]

Nazar bahsi münasebetiyle; nazar yapanın tespiti, nazardan korunma ve kurtulma için kullanılan nesnelerden; un, üzerlik, yumurta, boncuk, taş, boynuz ve dua gibi uygulamaları açıklayacağız.

Hazara Türkleri arasında nazır ve buna bağlı pratikler çok yaygındır. Mesela yedi tane küçük yuvarlak hamur ateşe atılır ve bu esnada hamurlar patlarlar ve ses çıkarırken dualar okunur. Kötü gözlere beddua edilir. Böylece nazarların geçeceğine inanılır. Ayrıca unu üç kez okuyup duvarın dört köşesine atarlar bunun da nazara iyi geldiği söylenir. Yine nazar boncuğu olanlar o boncuğu kullanırlar. Evlerinin giriş kapılarının üst bölümünde koç veya geyik başlarını bulunduranlar, nazardan korunduklarına inanırlar. Bu pratikler yapılırken Kur’an-ı Kerim’den bazı sureler okunur. Nazara karşı muska ve tütsüler de yapılır. Nazara karşı evlerde üzerlik otu bulundurulur, kurşun döktürülür.[17]

Nazarlanan kişilere uygulanan bir başka yöntemde şöyledir. Evdeki yumurtalardan bir tanesi mollaya götürülür. Molla yumurtanın üzerine bir şeyler yazar, çizer ve okur. Bu yedi kez yapılır sonunda yumurta kırılır böylece hastanın iyileşeceği varsayılır. Özellikle bayanlar ve çocuklar boyunlarına bazı taşlar takarak nazardan hasseten korunacaklarına inanırlar. Getirilen taşların temiz olması şarttır. O yüzden genellikle akar suların dibindeki yuvarlık ve küçük taşların getirilmesi tercih edilir ve dua okutulur.[18]

Nazar muhtemelen nefs bahsi ile ilgilidir. Sadece insanın değil hayvanların da imrenebilecekleri inancı vardır. Nazar eden şahıs muhakkak kötü niyetli olmayabilir. İnsanın çocuğuna da nazarının değebileceğine inanılır. Kem gözlü insanın mal ve mülke de gözü deyebilir. Nazardan korunmanın ve nazarın giderilmesinin çeşitli yöntemleri vardır. Üzerlik yakılırken ve kurşun dökülürken Türkçe özel tekerlemeler yapılır. Esasen bunlar duadırlar. Anadolu Türklerinde binaları nazardan korumak için dış duvarlarına asılan nazarlığın içerisine okunmuş yumurta da konur. Bebeklerin beşiklerine takılan nazarlıkların içine kuş yumurtası da konulur.

Nazar halk inançlarında ve hayvanlarda ölüm sebebi de olabilmektedir. Daha ziyade ani ölümler bilhassa bebeklerde nazarla izah edilir. Nazar bazen yangınların çıkmasına, bazen kazaların olabilmesine, ticari zarara uğranılmasına, aile fertleri arasında geçimsizliğe de yol açabilir.

Hazara Türklerinde hayvanlarda nazar olabilirler, diye bir inanç vardır. O yüzden hayvanlar için de değişik uygulamalar vardır. Örneğin buzkaşi oyununda yer alan çok güzel atlar oyunda hasta olurlar, huysuzlaşırlar. Onların kaldıkları yerde bir tür şifalı bitki yakarlar. Muska alınır. Bazı zamanlar at, sığır, inek veya diğer hayvanların biri işeyemez olur. Onun için “çarderya” (Dört deniz) denen bir uygulama yapılır. Çar derya uygulamasında dört deniz veya nehrin ismi hayvanın dört ayağının ucuna yazılır. Böylece birkaç dakika sonra hayvan idrarını çıkarır ve rahatlar. Bazı zamanlar hayvanlar çok fazla yiyince şişerler. Bu durumlarda çınar ağacının dalını hayvanın ağzına koyarlar ve çiğnettirirler. Bu uygulamadan sonra hayvanın iyileşeceğine inanılır. Bu uygulamalar “su” ve “ağaç” kültü ile ilgilidirler.

Hazara Türklerinin evlerinin kapısının başında genellikle bir raf vardır. O raf kapının en üst kısmının tam ortasında yer almaktadır. Bu rafın üzerinde her zaman için bir Kur’an-ı Kerim bulunur. Kur’an’ı yeni doğum yapmış kadının bulunduğu odanın kapısının üstünde de muhakkak olması gerekir.Kur’an-ı Kerim’in bulunmasına rağmen, hava kararınca bir bıçağın ucunu açarlar dua okuturlar bu uygulamaya (esar) denir. Okutturulmuş bıçak kapının en üst kısmına asılır ve böylece o bıçak bütün kötülüklerden evi, evdeki insanları ve hatta ev eşyalarını koruyacağına inanılır.[19]

Kur’an-ı Kerim’in evin odanın üst başında bulundurulması, loğusa odasında keza özellikle bulundurulması halk sufizminde çok yaygındır. Kapı başlarına Ayetül Kürsü asılır, gelin evden çıkarılırken ve eve girerken Kelam-ı Kadim’in altından geçirilir.

Bıçak, kama, kılıç gibi kesici ilahlar hatta orak albasmasından korunmak için gelinin yastığının altına konur. Birçok düğünde gelin ve damat kılıçlarının altından geçirilir. Bıçak açarak veya kapayarak büyü yapılabileceğini inanılır. “Kurt Ağzı Bağlama”da bıçak kullanılır. Efsunlamada bıçağın tersi ile vurulur. Bıçak muhtemelen “Demir kültü” açıp-kapamak ise, bir nevi sihirdir

Hayvanlarla İlgili İnançlar

Hayvanlarla ilgili inançlar kurt, ev yılanı, at, güvercin, geyik, koç, köpekle ilgilidir. Bunların bazı hareketlerinden özel anlamlar çıkarılır. Bunların koruyucu olabileceklerine de inanılır.

Hazaralarda bir mal (hayvan veya eşya) kayıp olmuş ise, arkasından okurlar ve tahmin edilen bölge tarafına üflenir. Böylece kayıp olan şeyin bulunacağına inanılır. Bazı zamanlarda evde tek başına kalan kız veya erkek bir şeyden korkarsa, 2 bıçağa okuyup, bir tanesine kapının üstüne, birisini de yastığının yanına koyarlar. Böylece herşeyden korunacağına inanır. Hazaralar da “karabasan” bir şey vardır. Karabasan geceler insan uyurken gelir. Bundan kurtulmak için onlar her zaman “çorkul” (Fatiha, Felak, Kafirun, Nas) sureleri okunup dört tarafa üflenir, böylece bütün kötülüklerden korunacaklarına inanırlar. Hazaralarda temiz ve abdestli olmak şartıyla herkesin boynunda Yasin-i Şerif, Ayetel Kürsi, Cevseni-kebir gibi sureler ve dualar asılır. Bu sureler ve duaların her tür kötülükten insanları koruyacaklarına inanılır.[20]

Hazaralar’da hayvancılık çok yaygındır. Hayvanlarla ilgili inanışlara sıkça rastlanmaktadır. Bu inançlar daha çok koyun, koç geyik inek deve at kurt baykuş yılan tilki kumru güvercin ve yarasa gibi hayvanlar etrafında oluşmuştur.

Koyunun cennetten çıkan bir hayvan olduğuna inanılmakta olup, o dövülmez aç ve susuz bırakılmaz. Koç ve geyiklerin kafaları evlerin giriş kapılarının üzerine asılır, bu şekilde evlerin kötülüklerden ve kötü ruhlardan korunduğuna inanılır. İnek, deve ve at gibi hayvanlar insanlara günlük hayatlarında çok yardım ettiklerinden dolayı önem kazanırlar. Özellikle atlara ayrı bir önem verilir. Bazı atların menşeyi eski destan ve efsanelerde geçen atlara bağlanmaktadır. Yine alnında ve ayaklarında beyaz kısımlar bulunan atlar diğerlerine göre tercih edilir.

 

[1]     Kaynak Kişi: Hatice Salihi.

[2]     Kaynak Kişi: Muhammed Ali

[3]     Kaynak Kişi: Din Muhammed Carid, Afganistan-Semangon da yaşamakta Hazara halk oyunları ve inançları konusunda derleme yapmaktadır. 40 yaşında orta tahsillidir.

[4]     Mevlut Özhan-Prof.Dr.Malik Muradoğlu, Türk Cumhuriyetlerinde Çocuk Oyunları, Ankara, 1997.

[5]     Kaynak Kişi: Din Muhammed Çarid.

[6]     Kaynak Kişi: İkbal Ali, Gazni Eyaletinin Cuguri ilçesinde yaşamaktadır tahsili yoktur. 55 yaşındadır.

[7]     Dr. Özbay Güven, Türklerde Spor Kültürü, Ankara, 1992 Sh. 36.

[8]     Kaynak Kişi: Recep Ali Han: Gazni Eyaleti Caguri ilçesinde yaşamaktadır. Lise mezunu idi. 1995 yılında 85 yaşında ölmüştür.

[9]     Yaşar Kalafat “Çuvaşistan – Başkurdistan – Tataristan” TDA, Nisan 1998. Sh. 69-82.

[10]    Kaynak Kişi: Durbibi.

[11]    Kaynak Kişi: Talip Han, Nevand Eyaletinde yaşayan 73 yaşında eşraftan aydın bir kimsedir.

[12]    Kaynak Kişi: H