Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
   “Güli-ruhsarına karşı gözünden kanlı akar su, Habibim, faslı güldür bu, akar sular bulanmaz mı?” Muhammed Fuzuli GİRİŞ Biz bu bildirimizde; Yakın çevresi ile Dağıstan, Nahcıvan dāhil Azerbaycan, Gürcistan’ın Borçalı bölgesi Türkmenistan, Karakalpakıstan’la birlikte Özbekistan, Büyük bir bölümü ile Kuzey Afganistan, İran, Kuzey Irak, Suriye, Türkiye, Kıbrıs, Kırım ve ilgili kısmı ile Balkanları Fuzuli Kültür Coğrafyası olarak alıyoruz. Bu coğrafya Dedem Korkut Kültür Coğrafyasının, Yukarı ve Aşağı Eller ile Taş Oğuz ve İç Oğuz kültür coğrafyasıyla doğal olarak örtüşmektedir. Bu coğrafya aynı zamanda Kara Koyunlu ve Ak Koyunlu Oğuz devletlerinin de coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın merkezinde, Oğuz ve Fuzulī söz konusu olunca Bayat-Oğuz kültürü vardır. Bu kısa tarihī coğrafyayı verirken, biz kültür hayatımızın temellerinin belirlenmesi için, yaşayan halk inançlarından hareketle tarihī Türk devletlerinin kültür izlerinin takibinin mümkün ve yararlı olacağına inanıyoruz. Türk kültürlü halklarda su etrafında gelişen inançlar bir kült oluşturmuştur. ‘Su İyesi’ ile bütünlük oluşturan su kültü, Eski Türk İnanç Sistemi’ndeki yer-su inancından günümüze kadar anılan coğrafyada varlığını sürdürmektedir. Bu gerçeği, Ulu Fuzuli Kültür Coğrafyası’nda, inanç ve ana dil farklılığına rağmen birlikte yaşayan halkların halk kültüründe görmek mümkündür. Bildirimizde bu tezi doğrulamak için sözlü kültürün ağıt, ninni, alkış ve kargış, tekerleme, özlü söz ve bilmecelerden yola çıkarak anılan coğrafyadan örneklemeler yapıyoruz. Böylece, Fuzuli’yi halk inançları kültürümüzden hareketle merkeze aldığımız bu çalışmada, dikey ve yatay bir halk inançları kültürü çalışması yaparak, geçmişimize günümüzden hareketle bir yolculuğu deniyoruz. Şurası muhakkak ki coğrafyaların mitolojik katmanları ile o coğrafyada yaşayan halkların mitolojik tabakalaşmaları her zaman örtüşmeyebilmektedir. Fuzulī kültür coğrafyasının mitolojik kimliği oluşurken bu bölgeye mitolojik rengini veren Oğuzlar ile bu rengin oluşmasına katkı veren Oğuzlardan evvelki veya oğuzlarla beraber bir takım halkın da mitolojik zihniyeti bu oluşumda pay sahibidir. Bu durum belki de mitolojik dönemin değer ölçülerinin evrenselliği ile izah edilebilir. Nitekim Türk kültürlü halkların inanç sistemlerinde suyun sahibi inancı olduğu gibi eski Anadolu medeniyetlerinin inançlarında da suyun tanrısı veya tanrıları olduğuna dair inançlar yaşıyordu. Biz bu bildirimizi kurgulamaya geçince “Ulu Fuzuli Kültür Coğrafyasında Su Kültü” üzerinde durmaya kararlı idik. Böylesi bir çalışma su kültü ile ilgili birikimimizi Fuzuli coğrafyasında tartışmaktan öteye gitmeyecekti. Nitekim böyle bir çalışma da yapmıştık. Sonra Azerbaycan ve Nahcıvan Bilimler Akademisinde yapılan mitoloji çalışmalarını daha yakından izleme imkānı bulunca , yapmak istediğimizin bu olmadığını anladık. Mevcut halk inançlarından yola çıkarak mitolojik serüven yaşamak epeydir çalışmalarımızda yer alan bir yol haritası idi. Bakū’de katıldığımız Ömer Hayyam Gecesi’nde şunu anladık ki, toplumunun yetiştirdiği seçkin fikir ve sanat adamlarının içinden çıktığı halkın kültürü ile o toplumun kültür kaynağı olarak beslendiği fikir ve sanat adamı arasında inanç ve düşünceler bakımından bir devri daim vardır. Bu kere Fuzuli’de mitolojik öğeler arama kararı verdik. Obje olarak yine suyu alacaktık. Böylece bildiri konumuz “Fuzūlī’nin Su Kasidesi’nde Mitolojik Devri Dayım” oldu. Fuzulī coğrafyasında Türk kültürlü halklardan ve fuzuliyatın mitolojik derinliklerindeki ortaklıklardan bahsederken, mitolojik dönemin aynı halklarının zamanla farklı mitolojiler oluştukları gerçeğine vurgu yapılması gerekir. Her milletin; dinī, coğrafī ve millī hayatını belirleyen faktörlerden onların millī mitolojileri doğar. Bu faktörlerden bazen farklı ikisi veya üçü birleşimler oluştururlar ve farklı mitolojik muhteva sergilerler. Mitolojinin tanımını, ‘gerçekte olmayan ve fakat düşüncelerde olan aynı zamanda geleceği etkileyen “biz” olgusu’ olarak yapanlar da vardır. Bunlara göre mitoloji aynı zamanda bir ideolojidir. Zira telkin içerir. Bu noktada konu Fuzulī iken bir İslam mitolojisinden bahsedilebilir mi? Evet İslam mitolojisi vardır. Müslümanlık 1.400 yıllık olmakla beraber, Hz. Ādemden günümüze bir mitolojik süreç yaşanmıştır. Mit, “muhayyile” deki gerçek olduğundan sözün gelimi güneş bir Arap ile bir Türk’e aynı değil ayrı şeyleri düşündürür. Mitoloji kuruluşu itibariyle kozmos ve kaos bölümlerini içerir. Kozmos düzenli dünyayı kaos onun tersini, karmaşayı düzensiz olan dünyayı anlatır. Kozmos’un dışında ne var ise kaostur. Kaos karışıklık ve tesadüfler ālemidir. Kozmos’ta; zaman, insan tabiat gibi elementler vardır. Kaos’ta yalancı dünya/yeraltı dünyası, Deli Dumrul vardır. Sulu çayın karşısında kuru çay yer alır. Kozmostaki hareketlere olgulara kaosta aksi ile tersi bir izdüşümü oluşmuştur. Su iyesine gelince; Eski Türk inançlarında yir/yer gibi su da bir ıduk/mukaddes idi. Ancak bu kutsallık kapsamına daha ziyade akarsular giriyordu. Kök Türk Kitabeleri’nden öğrendiğimiz Tengri’nin sahipsiz kalınmasını önlemek için kağan gönderdiği yir-sub, ıduk/kutsal olan sulardı. Türk Tengrisi Iduk/kutsal Türk yurdu ve onun ıduk bütün sularının Tanrısı idi. Buradan hareketle Eski Türk İnanç Sistemi’nde kutsanmış yeri ile kutsanmış suyu ile bütün yurdun kutlu olduğu inancının varlığını söyleyebiliyoruz. Suyun ve toprağın korunmadığı yer açlığın kol gezdiği yerdir. Türklerin eski inançlarında Tengri halkın aç kalmaması için suyu ve toprağı koruyan hakanlar gönderiyorlardı. Kıpçak ve Kimek Türkleri İrtiş Irmağı’nın cennetten çıktığına inanılırdı. Suyun cennetten gelip cennete gittiği ve akarsuyun cennet cemali gördüğü inancı, Ağrı, Nahcıvan, Kars ve Tebriz’de de yaşamaktadır. Fuzuli bu konuda, “Revza-i kūyına her dem darnayup eyler güzār Āşık olmuş gālibā ol serv-i hōş- reftare su” demektedir. Zemzem Suyu’nun cennetten geldiğine inanılırken, Bulgar Türklerinin halk inançları kültüründe yerel Zemzem Suyu inancı yer almıştır. Hocalar Tavı/Hocalar Dağı olarak bilinen mevkideki bu su “Fakirler Zemzemi” olarak bilinirdi. Azerbaycan Türk halk inançlarında zemzem suyuna yemin edilirken, Anadolu’da kutsallığı sebebiyle zemzem suyunun korunması, kullanılması özel itina ile yapılır. Bir yeraltı suyu olan zemzem Azerbaycan Türk Kültür coğrafyası halklarından olan Padarların kültüründe de geniş yer tutar. Padarlar gusül abdesti alırlarken; “Gusulüm gusul için Gusulüm Muhammed ümmedi için Çimirem zemzem suyu ile Kırkımı dökmek için” derler. Eski Türk inanç dünyasında yer alan bir bilgiye göre, denizlerin hākimi ve ölülerin koruyucusu olan Talay Kan’ın bir adı da Yayık’tır. Talay Kan/Yayık 17 denizin birleştiği yerde oturur ve bütün Türklere hükmeder. Bize göre burası aynı zamanda 17 suyolunun birleştiği kavşaktır. Bu arada Anadolu’da suya en güçlü kutsiyetin atfedildiği bölge yanılmıyorsak Tunceli’dir. Tunceli’nde su kutsanır. Munzur Çayı’nın, Ercil/Hercil Suyuna kadar olan bölgesi, çevrede yaşayanlarca kutsal sayılır. Suyun çıktığı göze başında halk toplanıp kurban keser. Zel Dağı’nın altından geçen Kutu Deresi de mukaddes ırmaklar arasında sayılır. Suların yerin altından çıkmış olmaları ve yerin altına girip çıkmış olmaları onlara başka bir içerik kazandırır. “Efsaneye göre, Erlik yeraltında çamurdan dikili bir sarayda oturur Erliğin sarayı dogguz/okuz çayın, Doymadım/Toymadım Çayı’na döküldüğü yerde kurulmuştur. Bu çayın suyu insanlığın gözyaşlarından ibarettir. Doymadım Çayı’nın üzerine at tükünden/kılından bir köprü kurulmuştur. Erlik Hanedanlığı’nda yaşayan ölülerin canları kaçanda kıl köprü kopur. Çayın dalgaları Erlik’in yeraltı saltanatının sahiline atar.” Kaygusuz Abdal’ın tasavvuf derinliklerini mitolojide aramak hiç de yanıltıcı olmaz. Dokuz Çayın, Doydum Çayı’na döküldükleri nokta bize göre bir suyolu kavşağıdır. Türk Yaradılış Efsanesi çağında yeryüzü başlangıçta sonsuz bir sudan ibaretti. Dünyayı yarattığına inanılan Tanrı Ülgen bu suyu seyrederken yeryüzünü onun üzerine yerleştirmiş olduğuna inanılır. Bu ifade ile adeta yaratılmış olan yaratanın yansıması inancı açıklanmaktadır. Bu arada, Kur’an da insanın bir damla sudan yaratıldığını açıklamaktadır. Bu konuda Necip Fazıl, “Kāinatta ne varsa suda yaşadı önce; Üstümüzden su geçer, doğunca ve ölünce” demektedir. Doğarken kırklanır yıkanırız ölünce de mürdeşir yaptırır son banyomuzu. Padarlar ise her aklanma dönemimizi kırklanma olarak algılarlar. Seyranī ise su içerikli mesajında, ‘O suda bak bu suda Beş can yatar pusuda Üçü göye çekildi Çifti kaldı bu suda” demektedir. Suyun kozmogonideki yerine işaretten sonra, Biz Türk kozmolojisine dair bilgi verirken de Fuzuli kültür coğrafyasında yaşayan örneklerden yola çıkarak mitolojik dönem ve algılamaya ışık tutabilecek türden tespitler üzerinde duracağız. Ağrı ve yöresi Dede Korkut coğrafyasının bir parçasıdır. Burada da suyu çekilen gözeye kurban kanı akıtılır. Dedem Korkut Destanlarında bebeğinin olmasını isteyen anne adayları kuru çaylara saçı yapıyorlardı. Günümüzde bu inanç bölgede farklı vasatlarda devamlılığını sürdürmektedir. Akarsu üzerindeki bir köprüden geçmek, varsa büyünün bozulacağı şeklinde yorumlanır. Gelin alayı, gelin de akarsu üzerinden geçmiş olsun diye köprüden geçirilir. Akarsudaki mistik gücün olumsuzluğun önünü alacağına inanılır. İnanca göre o güç suyun iyesi, sahibidir. Bu tema türkülere, “Köprüden geçti gelin Saç bağın düştü gelin” şekli ile yansımıştır. Bu konuda çok sayıda örnek bulmak kolaydır. Pislik tutmadığına inanılan akarsuyun kirletilmesi halinde ak iyesi incitildiği için sihri bozulur. Asnı Suyu bed niyetler tarafından kirletildiği için suyu azalır. İnanca göre maddi ve manevi kir kutsalın yanında itibarını ve hükmünü yitirmektedir. Kem gözden su da sakınılır. Anadolu’da gür su gözelerine, pınarlara suyunun bereketi için maşallah denildiği olur. Aksi halde suyun göze gelip azalayacağına kuruyacağına inanılır. Türk destanlarındaki ünlü motiflerden birisi de “Sudan çıkan atlar” dır. Bu konuda Rahmetli Kırzıoğlu’nun Kars yöresinden yaptığı derlemeleri ve “Aygır Gölü” çalışmalarını biliyoruz. Ahlāt’ta Aygır Gölü’nü inceleme imkānı bulduk. Yörede çok bilinen Memo Alan Destanı’nda da su motifi geniş yer tutar Keza su teması içerikli çok sayıda efsanemiz de vardır. Şahbuz’daki Yeddi Bulağ, Nahcıvanda ki Gızlar Bulağı, Borçalı’daki Cennet Bulağı Efsanesi bunlardandır. Doğu Anadolu’nun birçok yerinde Gelin Çayı vardır. Akarsu ve büyü bozma inancının farklı uygulama şekilleri de vardır. Büyü bozmak maksadıyla akarsuya okutulmuş sabun atılır. İnanca göre sabun eriyince büyü de bozulmuş olur. Keza kara büyü için yapılmış muskalar ve sevdalıların buluşması için hazırlanmış bazı kilit ve anahtar için de akarsuyun mistik gücünden yararlanır. Kültür havzamızın birçok yerinde olduğu gibi Ayvalık’ta da şifa için yapılan Ağ Büyü’nün suyu ilgiliye içirilir. Kara Büyü için yapılan muska ise denize atılır. Eski Türk İnanç Sistemi’ndeki her suyun bu arada gölün, ırmağın pınarın bir iyesinin olduğu inancı Yakut Türklerinde halen yaşamaktadır. Karakas Türkleri bu iyeye Sug İzi demektedirler. Balık avına çıkan Karakas avının bol olması için Sug Ezi’ye saçı yapar. Bunun için kayın ağacına renkli kumaş parçaları bağlar. Su iyesi bağlantılı bir saçı türü de kurban kanı ile ilgilidir. Sulara iyeleri vasıtasıyla bazı dileklerin gerçekleşmesi için saçı yapılırken, suyu kurumuş kuyulara ve çaylara da tekrar suyuna kavuşabilmesi için kurban kanı saçı olarak dökülür. Ağrı örneğinde olduğu gibi Urfa ve Diyarbakır’da bunun örneklerini görebiliyoruz. Böylece, saçı yapılması ile su iyesinin etkinliğini artıran veya eksilten bir güce inanıldığını düşünebiliyoruz. Nitekim Kars ve Sarıkamış’ta geceleri su kaplarının ağızları açık bırakılmaz. İnanca göre cin türü bir kısım kara iyeler geceleri ağzı açık kaplarda yıkanabilirlermiş. Suyun bu varlıklar tarafından kirletilmemeleri için kaplarının ağızları kapatılır. Bu inanç Kaşkayi Türklerinde de vardır. Gece su tulumunun ağzı açık bırakılmış ise tulumun yanına küçük çocuk gitmemelidir. Böylece su çevresinde onunla ilgili olan bazı görünmeyen güçlerin varlığına inanıldığını görmüş oluyoruz. Su iyesi ile ilgili birçok efsane vardır. Bunlardan birisi de Zap Suyu ile ilgilidir. Suyu bu derece bol olan Zap Suyu’nun neden sessiz aktığı anlatılırken; Geçmişte Zap Suyu çok çağlayarak akarmış, kenarında bulunan birbirlerine yakın iki kilisenin din görevlileri birbirleri ile bu çağıltıdan bir türlü anlaşamazlarmış. Bir gün papazlar Allah’a yalvarıp sıkıntıları için çözüm istemişler. Allah dileklerini kabul etmiş Zap suyu sesini saklamış, sessiz akan ve çok kurban alan bir çay olmuştur. Efsanenin kahramanlarının papaz olması veya olayın kilise çevresinde geçmiş olması bu fevkalade ilginç tespitin bölge inanç kültürü dışında tutulmasını gerektirmez. Halk inançları efsanede Allah’ı Kadiri Mutlak olarak su iyesinin üzerindeki yerine oturtmuştur. Aynı zamanda adeta suyun da hakkı belirlemiştir. Bu arzu çok kurban verilerek karşılanabilir. Halk inançlarında suda boğularak ölme çok olduğu haller için “çok kurban aldı” denir. Tılsımlı, defineler için “sahipli” denir. Onlara ulaşılabilmenin bir harcı, bedeli vardır. Bu bedel verilen kurbandır. Kurtuluş savaşı şehitleri tanımlanırken de “kurban” tanımlaması yapılır. Kurban belirli bir düzeye gelebilmiş olmanın şükür ifadesidir. Sesini saklamak, bir özveri, bir fedakārlık, bir nefis terbiyesi olayıdır. Su bahsi cinlerle farklı şekillerde de ilişkilendirilmiştir. Türk kültürlü halklarda şer vakti/güneş battıktan karanlık çöktükten sonra evin eşiğinden dışarı sıcak su dökülmez. Su, toprak, hava ve ateş iyeleri arasında bir güç sıralaması, birlikte hareket ve birbirlerine karşı olma hali ile ilgili inançlar da vardır. Söndürmek için ateşe su dökülmez. İçilmeden evvel toprağa bir-iki yudum su dökülür. Fuzuli’nin ölmesi halinde toprağından testi yapılıp onunla sevgilisine su verilmesini isteyen şu beyti iyeler arası ilişkiye örnek olabilir mi? “Dest-būsı ārzūsiyle ölürsem dūstlar Kūze eylen toprağum sunun anunla yāre su” Halk muhayyilesi su iyesi ile Ölüm Meleği (a.s.) arasında da bir ilişki kurup bunu inançları kapsamına almıştır. Bitlis’te cenazenin çıktığı evin bütün suları o gün dışarı dökülür. İnanca göre Ölüm Meleği’nin (a.s) kılıcından sıçrayan kanlar sulara bulaşmış olabilir. . Karakeçili Türkmenlerinde ölüm olayını çevreye duyurmak için okunan salaya Su Salası denir. Tatar Türklerinin halk inançlarına göre gece suya gireni su anası alabilir. Hamile kadın da gece suya girmemelidir. Su anası onun karnından bebeğini alabileceğine inanılır. Kamizm inancına göre suyun iyesi gündüz dinlenir gece çalışır. Bunun için akşamdan sonra akarsulardan su alınmamalıdır. Su iyesi rahatsız olabilir. Akşam karanlığından sonra akarsudan su alınması zarureti var ise, kabı suya, suyun akış istikametine göre daldırmalıdır. Ters istikamete doğru daldırmak doğru olmaz Gün-gece, ışık-karanlık, ak iye-kara iye zıttıyeti Türk mitolojisindeki “karşı” veya “zıt” anlayışının örnekleridirler. Su merkezli bir diğer iye de Al Karısı’dır. İnanca göre al karısı su kenarlarında yaşamakta veya kapıp kaçırdığı yeni doğum yapmış annenin veya bebeğinin ciğerini su kenarlarında yemektedir. Bazı izahlara göre de Al Karısı/Al Avradı/Al Kızı, su değirmenlerini bilhassa yıkık eski su değirmenlerini mekān tutmaktadır. Azerbaycan ve Doğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde doğum yapmak üzere iken eşini al karısından korumak için erkeği, eşikte ateş yakar, silah atar, erkek at kişnetir ve bu arada akarsuyu hançerler. Akarsuyun hançerlenmesi Al Karasına karşı bir korunma şeklidir. Azerbaycan Türk kültür coğrafyası halklarından Avarlar’da yaşayan bir efsaneye göre; Al karısı/Hal Avradı tarafından aldatılıp subaşına getirip orada öldürülen gelinin anası ile al karısı arasında geçen değişmede al karısı; “Selvinaz bulağdadı Kanı lahta lahtadı Anan ölsün ay Selvinaz Kızlar oynamaktadır” der ve bunu duyan Selvinas’ın annesi orada ölür. Su iyesi çağlayarak akan sularla anılmakla beraber göllerinde böylece durgun suların da iyelerinin olduğu inancı vardır. Bu inancın da bölgede izlerini inceleyebiliyoruz. Zara’da kısmetlerinin açılmasını isteyen genç kızlar Ütük Yurdu bölgesindeki Bahtiyazı Kuyusu’na gider, bu kuyunun suyundan içerler ve içerken de 3 defa “bahtım açılsın” derler. Azerbaycan Türk kültür coğrafyasının Göyçe bölgesinde eyeler/iyeler ve Karaçuhalar olarak bilinen hami ve şer ruhlar vardır. Bunlardan karaçuhalar insanların kader ve bahtlarını belirleyen unsurlar olarak bilinirler. Divriği’de ise kısmet açılması, çocuk sahibi olmak ve kırklanmak için “Ālim Pınarı”, “Çamlı Çeşme”, “Eynekli Havuz” gibi mekānlara gidilir mekānlarından ve sularından yararlanılmak istenilir. Bütün bunlar su iyesi inancının tezahürleridir. Su iyesinin marifeti ile o hoş tutulmak suretiyle kızların kısmeti açılmakta, çocuk sahibi olunmakta kırklama işlemi salimen yapılabilmektedir. Su iyesi-kısmet açılması bağlantılı bir inanç da Kars’tan tespit edilmiştir. Genç kızlar kısmetlerinin açılması için 7 ayrı çeşmeden su toplayıp sabah ezanından sonra bu su ile banyo yaparlar. Sarıkamış’ta ayın muayyen zamanlarında Kafkas göçmeni olan genç kızlar su, ayna ve ay ışığından hareketle kısmetleri ile ilgili gelecek tahminlerinde bulunurlardı. Bu tespitteki ayrı çeşme suyu, yedi ayrı suy yolu olarak düşünülebilir. Erzurum’da ise kısmetinin açılmasını isteyen genç kız, akarı kıble istikametinde olan çeşmenin musluğuna bir sopa sokarak ilgili tekerlemeyi söylemesi halinde kısmetinin açılacağına inanılır. Erzurumdaki evsanesi olan tarihi çeşmelerden birsi de Cennet Çeşmesi’dir. Nahcıvanda Nevruz günü gün doğmadan ham su ile yıkanan kızın kısmetinin açılacağına ve bu suyun evin dört köşesine gün doğmadan dökülmesi halinde evin bereketinin artacağına inanılır. Ham Su, Gün Görmemiş Su, şafak sökmeden çeşmeden doldurulan sudur. Su iyesi rızk bağlantılı çeşitli inançlar vardır. Urfa yöresinde sabah erkenden kapının önüne su dökülmesi halinde evin rızkının artacağına inanılır ki bu inanç da çok yaygındır. Su iyesinin bereket boyutu itibariyle temas edilmesi gereken bir konu da yağmur dualarıdır. Çocukların su ile oynamaları, Çömçe Gelin’e su dökülmesi gibi uygulamalar yağmurun yağışını sağlayacağı inancı vardır. Türk kültür coğrafyasının birçok yerinde bu arada kuzey Irak’a kadar uzanan alanda da yer alan yağmur dualarında su motifi inanç içerikli bir yer tutarlar. “Hey Çemçele çömçele Çömçelem yağış ister Hüseyin’i yağlamağa Beşiğini bağlamağa Verene Allah versin …………………….” Çömçele Geline kutlu bir dişi ruh ve onun temsili şekline dökülen suyu saçı olarak kabul edersek, Türk halk inançlarında Umay Ana’dan sonra mitolojik dönemden gelen ikinci ak iyeyi belirlemiş oluyoruz. Al Karısı da dişi bir ruh olmakla beraber kara iye niteliğindedir. Tatar-Türk halk inançlarında yaşamakta olan dişi ruhlar ise genel Türk mitolojisi bakımından ayrı bir bütün oluşturmaktadırlar. Mardin’de Nisan ayında yağan yağmur suyunun şifa niteliği taşıdığına inanılır. Bu inanç Van’da da vardır. Bu suyun kutsallığını gösteren hadislerin olduğu da ifade edilir. Anlatıya göre Hz. Muhammed bu yağmurdan başına su damlalarının gelmesi için başını açar ve “Sen benden sonra geldin ya mübarek” mealinde sözler derlermiş. Bu noktada eski ve yeni inançlarda gök-su ve kutsallık birleşmektedir. Gök Tengri’nin kutsal yer-sub’un sahipsiz kalmaması için hakanı görevlendirmiş olması hatırlanmalıdır. Böylece halk inançlarında kısmet açma, bahtlı olabilme, bereketi ve sağlığı celp edebilme noktasında gün görmemiş suda, kutlu yerlerin kutlu sularında, gökten inen yağmur sularında hikmet arandığı inancının varlığını görüyoruz. Nisan yağmuru, bulutunun rahmetler içinde özel bir konumunun olduğunu Fuzuli’nin bir beytinde gözlüyoruz. “Yümn-i na’tünden güher olmuş Fuzūlī sözleri Ebr-i nīsāndan dönen tek lü-lü-i şeh-vāre su” Bazı yatırlarda olduğu gibi Üryan Baba’nın da bir çeşmesi veya su kuyusu olabilirdi. Bu ağaçlara veya suya manevi güç veren Üryan Baba diye düşünülmeli. Zira bu ağaçların kuru yaprakları veya suyun birkaç yudumu inanca göre hikmet içermektedir. Yatırların/pirlerin kutsal suları olabildiği gibi bizzat kendisi pir olarak bilinen sular vardır. Birçok kutsal çayın, pınarın su gözesinin yanında ayrıca bir mezar, yatır yoktur. Bu durumu ocaktan hareketle açıklayacak olur isek, Birçok ocak olarak bilinen ailenin şifa veren, sorun çözebilen suyu var iken, kendisi şifa kaynağı olarak bilinen kutlu sular da vardır. Bu noktada kutsiyetine inanılan su ve ona kutsiyetini veren onun piri, iyesi olduğunu anlıyoruz. Azerbaycan Türk halk inançları kültüründen kendisine yemin edilen, kendisinden yardım istenilen, kendisine sığınılan suyun piri tanımlaması ile bunu anlamış olmalıyız. Yakut Türklerinde ilkbahar’da balık avına çıkmadan evvel doğum yapmamış bir ineği U İçite olarak bilinen su iyesine kurban ederler Yakut Türklerinin su iyelerinden birisi de Ukolo Toy on’dur. Bu su iyesi suların kirletilmesi konusunda çok hassastır. Suların temiz tutulmasını ister. İnsanlar onun kurallarına riayet etmezler ise, çok kızar su kaynaklarını kurutur ve insanları susuz bırakır. Suyu kuruyan ve azalan pınar ve kuyulara kurban kesildiği hatırlanmalıdır. Buradan suyu güçsüz bırakan veya onu bağlayan kuvvenin tesirinden kurtarmak için kurban kesildiği söylenebilecektir. Sulara karşı onları temiz tutarak saygılı davranmak, onları kirletmemek gerektiği inancı bugün de yaşamaktadır. Çocuklar sulara çiş ettirilmez. Akarsuyun pisletilmesi halinde zarar verebileceğinden çekinilen mistik güç, su iyesi, suyun sahibidir. Bir tarafta akarsu pislik tutmaz inancı ile akarsulardaki güç anlatılırken, diğer taraftan akarsulara pislik atarak onları kirletmek cezayı gerektirmiştir. Su kültünün bir tezahürü olarak suyun kutsal olduğu yerlerde kirlerin su kullanılarak paklanmadığı, suyun kir ile muhatap edilmesinin onun kutsallığı ile bağdaşmayacağı inancından kaynaklandığı bilinmektedir. O. Sertkaya ve A. Doğru’nun Altay Seyahatleri konferansı münasebeti ile bu tür kutsal yerlerin balıklarının da suyun kutsallığına duyulan saygının bir sonucu olarak avlanmadıklarını dinlemiştik. Kirletilmiş su gerektiğinde içerisindeki kuvveleri harekete geçirerek insanların hayrına olabilecek etkinliğini göstermeyebilir. Nahçıvan’da, Tebriz’de, Salmaz’da Kars, Ağrı Taşlıçay, Muş Bulanık’ta ilkbaharda yıkanmak için çaya girildiğinde bütün bir yılı sağlıklı ve huzurlu geçirebilmek için 3 defa, “Ağırlığım Uğruluğum, kelliğim keçeliğim bu suya” denir. Sudan şifa ve huzur bulabilmek için onun kirletilmemesi gerektiği inancı vardır. Su iyesi sağlık bağıntılı bir inanç da konuşamayan çocuklarla ilgilidir. Buna göre Erzurum ve çevresinde yürüyemeyen çocukların başlarına sıkça su dökülmesi halinde yürüyeceklerine inanılır. Ayrıca iki su kavşağı ve üç su kavşağı ile ilgili inançlar da vardır. Su kavşakları elmalı yerler olarak bilinir. Böyle yerlerde Hızır göründüğü inancı vardır. Akarsuyun yolunu kesmek günah ve önü tıkalı suyun önünü açmak sevap olarak hesap edilmiştir. Böylece halk inançlarında suyun kutlu olup mutluluk verici olduğu bu özelliğinin akarsu oluşu ile ilişkili olduğu, onun akmasını önemenin günah, akmasını sağlamanın da sevap olduğuna inanılır. Bu inancı Fuzuli’nin şiirinde; “Su yolun ol küydan toprağ olup dutsam gerek Çün rakībümdür dahi ol kūya koymam vare su” şeklinde açıklanmaktadır. Halk inançlarında su “cennet cidarı görmüştür.” Bütün sular ve özellikle “Zemzem suyu cennetten gelir cennete gider” “Su gibi uzun ömür” dilenir. Su ikramının ölmüşlerin ruhuna deyeceğine” ve “cehennem ateşini söndüreceğine” inanılır. Suyun Hz. Muhammed (s.a.v.s.) yoluna girmekle aklığını gösterdiği açıklanırken de Fuzulī; “Tıynet-i pākini rūşen kılmış ehl-i āleme İktidā kılmış tarīk-ı Ahmed-i Muhtāre su” demektedir. Baht açıp baht kapattığına inanılan su iyesinin insan hayatı ile de yakın bağlantısı olduğuna dair inançlar vardır. Buryat Türkleri su iyesine Uhun Ecen demektedirler. İnanca göre Uhun Ecen suda boğulmuş bir insanın ruhudur. Su ile ilgili kerameti ve su seyahati yapacaklara duası ile bilinen Aziz Mahmut Hudaī gibi ulu zatların kerametleri anlatılır. Su halk inançlarında parlak geleceğin simgesidir. Rüyada su görmek aydınlıktır. Sıkıntılı rüyanın savuşturulması için onun suya anlatıldığı bilinir. Falda su aydınlık yol alarak algılanır. Yolcunun ardı sıra su dökülmesi ona ak yol dilemek anlamına gelir. Mezara su dökmek rahmet olarak algılanır. Suyun kabir ateşini söndüreceği inancı vardır. Kabir Ateşi/Kabir Azabı, Cehennem Azabı/Cehennem/Azabı onlardan korunmak ve kurtulmak için kişioğlu hayatta iken ve ālem değişince de onun arkasından birçok uygulama yapılır. Bu konuya da bir beytinde yanık gönlün gam ateşi ile yer veren Fuzuli; “Bīm-i düzāh nār-ı gam salmış dil-i sūzānuma Var ümīdüm ebr-i ihsānun sepe ol nāre su” demektedir. Silifke Yörüklerinde ardı sıra çok ağlanan mevtanın mezarına su dolar inancı vardır. Ölünün ardından fazla ağlamanın İlahī takdire isyan anlamına gelip fazla onaylanmadığı bilinmektedir. Kutlu ölülerin bir an evvel suya dönüştükleri, suya dönüşmenin makbul bir hal olduğu da ifade edilmektedir. Ölüyü ağartmak aklamak, günahının bağışı talebinde bulunmak, suya dönüşümünü dilemek bilinirken gözyaşı saçı mıdır? Ağlayanı, yasını tutanı, duacısı bol olanı makbul iken, gözyaşı saçı olarak düşünülebilir mi? Hak āşıklarının şiirlerinde gözden boşanan yaşlar da sır gizlidir. Hak için bir damla gözyaşı dökebilmek nice ibadetlere denktir. Kur’an-ı Kerim dinlerken ağlayabilmek, şefkatten gözyaşı dökebilmek iman işareti olarak bilinir. Hz. Muhammedi ziyarete gelip görüşemeden dönen kimse otuz iki dişini söküp tespih tanesi niyetine hediye olarak orada bırakır ve gözyaşı döker. Bu duruma şahit olan bir başka ziyaretti, ‘her yıl ziyaret edebildiğini bu ziyaretlerin tümünden dökülen bir damla yaşın daha makbul olduğunu’ söyler. Kalın Oğuz Beyleri el açıp alkış tutarken duaları makbul kılan ne idi? Fiilen gözyaşı dökmeler de onları kalın bey kılan açmış oldukları sofralarla Hak için yapmış oldukları saçı değil mi idi? Asnı Çayı’nın kaynağının, sevgilisinin ardı sıra ağlayan kızın gözyaşlarından meydana geldiğine inanılır. Anadolu sözlü kültüründe; “İki gözü iki çeşme”, “Izdırabından kanlı yaşlar döktü”, “Gözyaşları sel oldu aktı” gibi sözler vardır. Fuzuli, “Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çare su” Derken gözyaşlarını hak için gönlünün odlarına kansız kurban yapmış olmuyor mu? Su-ateş bağlantılı diğer bir beytinde ise Fuzuli; “Seyyid-i nev’i beşer deryā-yı dürr-i ıstifā Kim sepübdür mu’cizātı āteş-i eşrāre su” beyti ile de; Hz. Muhammed’in mucizesinin şer ateşini söndürdüğünü açıklamaktadır. Aynı şiirin diğer bir beytinde ise bu mucizelerin küfür ateşini de söndürdüğü anlatılır. “Mu’cizi bir bahr-ı bī-pāyān imiş ālemde kim Yetmiş andan min min āteş-hāne-i küffāre su” demektedir. Halk inançlarında “hayretinden küçük dilini yutmak” deyimi ve hayret edip “parmak ısırmak” uygulaması vardır. Ulu zatlar ulu mekānlar bu arada mezarlar parmakla gösterilmez. Bu hatayı yapan kişi adeta ilgili organını cezalandırırcasına parmağını ısırır. Bazı hallerde bulunla da yetinilmez o parmağa ayakla basılır. Fuzuli, Hz. Muhammed’in kızgın savaş anında Ensār’ın ihtiyacı için parmağından su çıkarma mucizesini anlatırken; “Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimā Barmağından virdüği şiddet güni Ensār’e su” demektedir. Su sözlü edebiyatımızda da geniş yer tutmuştur. Türk halk sofizminde su paklığın simgesidir. “Ant olsun suyun paklığına” “Son çarşambadaki suyun temizliği hakkı” Son Çarşamba veya Ahır Çarşamba Azerbaycan Türk halk inançları içerisinde Nevruz bayramı itibariyle özel yer tutar, onun çarşambaların içerisinde farklı bir yeri vardır. Nevruz-su bağıntılı inanç da çoktur. Azerbaycan’ın Türk kültürlü halklarından Hemşerilerde Nevruz bütün ayrıntısı ile kutlanır. Burada da hava çarşambası, Su çarşambası, od çarşambası ve toprak çarşambası kutlanır. Anadolu Türk halk inançlarında cemreler olarak bilinirler Azerbaycan Avşarları Nevruz’un son Çarşambası’nda 12 yaşında bir kız çocuğuna geleceği okuturlar. Bunun için 7 iğne bir kaptaki suya atılır. Bu iğnelerin göstergesindeki harflerden hareketle isim çıkarmaya çalışılır. Halk inançlarında su darda olanın derdinin çaresidir. “Bir yudum suya muhtaç olma” veya “bir yudum su vereni olmamak” tanımları vardır. Hızır kültü ile su kültünü birlikte anlatan yeminler vardır. Esasen Hızır inancını su kültünden soyutlamak mümkün değildir ve bunun izahı Hızır’ın mahiyetinde saklıdır. “Ant olsun Hızır Suyu’na” “Suyun Hıdır’ı/Hızır’ı hakkı” denir. Tunceli’de iki su kavşağında Hızır ( a.s) ın buluşma yeri olarak bilinen kutsiyet atfedilen bir makam vardır. Böyle bir mekān da Samandağ’ında vardır. Uygur Türklerinde yağmur yağması için yüksek tepelere çıkılır ve Hızır çağrılır. Son yıllarda Uygurlarda Ağaç Piri, Su Piri, Kuyu Piri inancı pek kalmamıştır. Bununla beraber aya, güneşe olduğu gibi suya da ant içilir. Uygur Eli’nde Keşmir Piri’ne gidilir pınar/bulak diye bilinen yerde dilek dilenilerek uyunulur. Ulu Pınar başlarında bebek umudu ile yatıldığı inancı dede Korkut’ta da Manas’ta da vardır. Su ile ilgili anlatılara çok kere İslami bir giysi de giydirilmiştir. “Ant olsun suyun Ayşe Fatma’sına” “Ant olsun Kıble Bulağı’na” denir. Yukarıda da belirtildiği gibi Erzurum çevresinde kıbleye bakan bulaklarda kısmet açılması uygulamaları yapılır. “Ant Olsun Zemzem Suyu’na”, “Suyun melaikesi Hakkı”, “Suyun ilahesi hakkı”, “Suyun nuru hakkı” Suyun çevirdiği salāvata ant olsun” denir. , Yirminci yüzyılın ortalarına kadar İstanbul’da faaliyet yapan bir tarikatın suyu musluğundan kademe kademe inerken bu suyun hazırlanmış bir düzenekle kelimeyi şahadet getirdiği biliniyor. Suyun bir iyesinin olduğu inancı yeminlere de yansımıştır. “Suyun piri hakkı” bunlardan birisidir. Akarsuya başka bir kutsiyet atfedilmiştir. “Bulakların akarsuyuna ant olsun”, “Suyun şırıltısı hakkı” tipik örneklerdir. Dedem Korku ve Manas destanlarında anne olabilme arzusu ile dua edilip yatılan yerler şarıl şarıl akan subaşlarıdır. Suyun akar olması, akarken şırıltı çıkarması onun kutluluğunun adeta nişanesi olarak algılanmıştır. Fuzuli’de gürül gürül akarken çarptığı yerlerde yarıklar bırakan suya seslenmektedir. “Zevk-ı tīgundan ‘aceb yoh olsa gönlüm çāk çāk Kim mürür ilen bıragur rahneler dīvāre su” Adeta delice akan bu suyun akarken başını taştan taşa vuruşunda sevgiliye ulaşma aşkı vardır. Bu ilahī aşkın coşkusu ile su çarptığı kayalara oyuklar açarken şarıltılar çıkartır; “Hāk-i pāyine yetem ömrlerdür muttasıl Başını daşdan daşa urub gezer āvāre su” Su ve kaya bazen de su ve toprak iyelerinin ilişkisini ulu kişilerin efsanevī hayatlarında görürüz. Çok kere peygamberler zaman zaman da ermiş kimseler asalarını veya topuklarını yere vurmak suretiyle suyun çıkması ve kuraklığın giderilmesine çare olurlar. Bu arada Yedi Uyurlar’ın mağarasındaki kayalardan damlayan sudan hikmet umulur. Su-kaya bağlantılı ve bu özelliği taşıyan bir beytinde Fuzuli Hz. Muhammed’in mucizesini anlatır. “Kılmağ i çün tāze gül-zār-ı nübüvvet revnakın Mu’cizinden eylemiş izhar seng-i hāre su” demektedir. Su iyesi ilah olarak değil de ilahe olarak düşünülmüştür. Mesela suyun Hasan Hüseyin’ine ant içilmez de suyun Ayşe Fatma’sına ant içilir. Suda keramet, şifa ve gelecekten haber verme özelliği olduğuna inanılır. “Suyun şifası hakkı”, “ Suyun kerameti hakkı”, Suyun falına ant olsun” denir. Su ile fal açıldığı ve falda su görünmesinin hayra yorumlandığına yukarıda değinmiştir. Bu tür inançlar sözlü kültürümüze de doğal olarak yansımışlardır. Su ile ilgili dualar da yapılmıştır. “Ağzı dualının uruğuna pak/ak su çıksın”, “Allah suyunu bol eylesin”, “Allah akarsuyunu bulandırmasın”, “Allah seller suların gada-belasından seni ırak eylesin” Suyun iyesinin hayırlara bereketlere sağlıklara vesile olacağı inancının yanı sıra, bulanık suyun da adeta zararlar içerebileceği şeklinde algılanmıştır. Suyun Berraklığı ak su oluşu adeta ak iye ve sele dönüşmüş hali de kara su onun kara iye içereceğini düşündürmektedir. Fuzuli’de de kara suyu görüyoruz. “Ohşada bilmez gubārını muharrir hattuna Hāme tek bahmahdan inse gözlerine kare su” Gözlere kara su inmesi gözlerin ışıklanması değil kör olmasıdır. Doğu Anadolu’daki kara su karalığını sular bölgesinde bulunduğu yönden mi, büyüklüğünden mi alıyordu? Yoksa ilk çıkış yeri yeraltı karanlık dünya mı idi? Belki de her yıl taşkınlar sonucu aldığı çok sayıdaki kurbandan mı bu ismi almıştı? Karasu ile ilgili teşhisi kargışlardan hareketle de koyabiliyoruz. “Ağırlığını uğursuzluğunu yuyup/yıkayıp dökmeye evinde su tapamayasın”, denir ki ilkbaharda çaylarda çimilirken çocukların söyledikleri tekerlemeler hatırlanmalı. Diğer örneklerde, “Ağzından karasu gelsin” denir. Böylece ağır bir hastalık anlatılmış olur. Karasu kara iyeye çağırım yapmaktadır. “Aklın kar suyuna dönsün” sözü de kar suyunun berrak olmayacağını sel içerikli olduğunu düşündürüyor. Diğer alkış örneklerde “Balan baht-ikbal suyundan elini yüzünü yıkasın”, “Suyun sulara karışsın”, suyun sulara karışması duası da aydınlık geleceğin seni daha büyük aydınlıklara ulaştırsın veya ölünce biran evvel suya dönüş anlamında olabilir. “Suyun Ayşe Fatma’sı balalarının fenahı olsun”, “Su ilahına kurban olum” gibi olanlar bunlardandır. Azerbaycan bilim adamlarından Mirsel İsmail Hekimoğlu’nun çalışmalarından seçilmiş bu muhtevalı örnekler Anadolu’daki benzerlerinden az çok farklılık arz ederler. Anadolu’da “Su gibi aziz ol”, “Su gibi aydınlık ol”, Su gibi ömrün uzun olsun”, “Su verenin çok olsun”, “Verdiğin su ölmüşlerinin canına/ruhuna deysin” türünden öz değişler vardır. Çok kere “Su küçüğün söz büyüğün “ denilmiştir. Bu öz deyiş için yapılan yeni açıklamada bu söz “Sus küçüğün söz büyüğün” şeklini almıştır. Su ile ilgili diğer kargışlara gelince, “Ağırlığını uğursuzluğunu yuyup/yıkayıp dökmeye evinde su tapamayasın”, denir ki ilkbaharda çaylarda çimilirken çocukların söyledikleri tekerlemeler hatırlanmalı. Diğer örneklerde, “Ağzından karasu gelsin” denir. Karasu kara iyeye çağırım yapmaktadır. “Aklın kar suyuna dönsün” sözü de kar suyunun berrak olmayacağını sel içerikli olduğunu düşündürüyor., Allah akarsuyunu kurutsun”, yukarıda suların kuruma ihtimaline teptir olmak üzere kanlı ve kansız kurban konusuna deyinmiştik. “Allah suyunu bulandırsın” keza bulanık su ak değil kara iyesi olan su olarak düşünülmüştür., “Allah uğuruna su çıkarmasın”, “Allah yurduna su bağlamasın”, “Babanın meytini/cenazesini yumağa su tapamayasan/bulamayasın”, “Balan bulak başında boynu bükük kalsın”, “Bulaklardan yeni yılda su götürmeye kalmayasan/kalmayasın”, “Var olan devletin sellere sulara gark olsun”, “Yılın ilk çarşambasında sellere fal açmaya pak su tapılmasın”, “Su ilahesi sene ganim olsun”, “Suyun Ayşe Fatma’sı derdine deva etmesin” Suyun piri aklığı ve paklığı ile sembol olmuş Hz. Ayşe ve Hz. Fatma ile aynılaştırılmıştır. Onlardan hareketle alkış ve kargış edilmiş onlardan hareketle ant içilmiştir. Sözlü edebiyatımızda da bu arada alkışlarda da kargışlarda olduğu gibi, suda bir ruhaniyet ilahī bir gücün olduğuna inanılmıştır. Suya yapılan saçıların da izahı bu noktada saklıdır. SONUÇ; Muhammedī İslam’da su nimettir, berekettir, hayat kaynağıdır. Onu veren her şeyin iradesini elinde tutan Allah’tır. Su bir vasıtadır. O’nu vasıta kılan da keza Allah’tır. Allah’a rağmen suda bir kuvve aramak emsallerinde olduğu gibi Allah’a ortak koşmaktır ki affı olmayan günah olarak bilinen şirktir. Fuzuli’de su mutlak olan değil, ilahī aşkın anlatımında bir vasıtadır. Türk kültürlü halkların halk inançlarında eski inanç sistemi verileri İslamī bir giysi altında yaşarlarken, kısmen tasavvufi bir mahiyet de kazanmışlardır. Şamanizm inceleyicilerinin izahına göre Ak iyeler hayırlara vesile olan güçlerdir. Dileklerin tahakkuku için de ve kabulünden sonra da şükran için bunlara saçı yapılır. Kara iyeler adeta şerlerin temsilcisidirler. Bunlara yapılacak saçı türü adamalar ise korunma veya zararlarından kurtulmak içindir. Fuzuli’nin “Su Kasidesi’ndeki dinī-edebī temalar içinden yetişmiş olduğu Türk kültür coğrafyasının halk inanç kültüründe de vardı. Fuzulī bunları edebī üslupla ve Muhammedī bir aşkla terennüm etti. Veya başka bir ifade ile Fuzuli’nin içinden çıktığı toplum geleneksel Türk İnanç Sistemi’nin özelliklerini de taşıyordu. Fuzulī bunları tasavvuf dili ile İslamī çerçevede dile getirdi.

 
  Gara © 2008   Sayfa 0.010 saniye'de olužturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim