|
GİRİŞ;
Biz kısa bir teorik çerçeve çizip, nazariyemizi kısaca açıklayıp bu genellemeler içinde Tunceli’yi ele almaya çalışacağız.
Resmin tümünü görüp temel çelişkiyi sağlıklı ve tam koyabilmek gerekir.(Oryantalist bakış açısına göre Türk kültür coğrafyası kapsayan alan da dâhil doğudur. Türk kültürlü halklar öncelikli olmak üzere doğunun ilkel halkı yönlendirilmeye muhtaç ve müstahaktır)
Bir dönem Hıristiyan Avrupa bu bakışın sahibi olmuşken giderek bu yapılanmanın kapsamına giren ve büyük ölçüde hedef ittifakı yapan Evanjalizm (Protestan+Yahudi yapılanması) küresel güç konumu ile dünyayı Mutlak olan adına yönetmeye kalkıp bir savaş başlatmıştır.
İsviçre’de başlatılan minare ve ezan yasaklamaları bunun son örnekleridir.
Bu savaş her iki kutup arasında uluslar arası ilişkilerin 8–9 ana konusunda, bilhassa sosyal alanında da hep oldu. Geniş anlamda din ve onun anlatım vasıtası olan dil, emperyalizmin kültür ayrışması çatışmalarının merkez objesini belirledi. Böylece etnik yapıdan kaynaklanan farklılıklar giderek sömürücü kesimin etkinlik alanını oluşturdu.
Bu konu artık halkın her kesimi tarafından biliniyor olup şiirlerde de yerini aldı. Bu gerçeği anlayıp politikasına yansıtamayan sadece siyasiler kaldılar.
Din ve dil milletin belirleyici temel unsurları olmakla beraber, çalışmalar kimliğin etrafında gelişti.
Kimlik alanının daralması, ekonomik alanın, siyasi alanın, askeri alanın, kültürel hayat alanının daralması demekti. Yeni güç alanlarının fethi için yeni coğrafyaların sosyal yapılanmaları incelenmeli, zayıf ve güçlü yönleri bilinmeli, toplum kesimlerinin birlikteliklerinin kırılabilmesi için gerekli ihtilaf noktaları keşif ve icat edilmeli idi. Yeni hegemonya alanları, yeni ihtilaf alanları demekti. Alanlar genişledikçe güce üç katıyor yeni sömürü alanlarının oluşmasına yol açıyor ve mevcut inisiyatif/üstünlük alanlarınızı sömürmeniz daha kolaylaşıyordu.
Tunceli olaylarını bu gözle göremediğiniz sürece size gösterilen kadarı ile oyalanır görünmesi gerekeni hiçbir zaman göremezsiniz. Geçmişini bilmediğiniz olayların neden ve ne şekilde kaşıdığını da anlayamazsınız.
METİN:
“Haber olmadan bilgi, bilgi olmadan strateji ve düşünce de olamaz” deler ya, ham bilgiyi işleyen siz değilseniz “cambaza bak” deyiverip, emekli maaşınızı elinizden alıverirler.
Sömürüye açılacak alanlarda gerçekler daima sömürücülerin gözü ile görülmüş ve gösterilmiş ve taraflar buna göre oluşuvermiştir.
Doğuyu, batının gözü ile görebilme uygulaması, uzun süre batılı oryantalistlerce bizzat yürütülmüş, günümüzde ise bu görev yerli oryantalistler tarafından yerine getirilmektedir.
Emperyalizm oryantalizm bağlantısının temel dayanaklarından birisi daima misyonerlik olmuştur. Esasen misyonerliği dar anlamda “din yayıcılığı” olarak anladığımız takdirde, görevlilerin sadece inanç vasatında, inanç içerikli hizmet yürütmediklerini anlamamız zor olmaz. Bu noktada Tunceli örneği özelde de önem kazanır.”
Bu genel teorik çerçeveden sonra, açıklamamızın baş kısmına dönüp, haritanın genelinden, Ortadoğu paftasına ve oradan da Tunceli sosyokültürel coğrafyasına gelelim. Kimlik aynileşmesi ve ayrışması noktasında Tunceli nedir, geçmişteki ve günümüzdeki kimlik yansıması ne idi? yapılmak istenilen transferin mahiyeti nasıl açıklanabilir?
Tunceli’yi anlamakta Seyit Rıza’yı ve Dersim İsyanını anlamak bir anlamda ayrıntıya takılıp kalmaktır. Tunceli olayları yakın ve uzak geçmişi ile Emperyalizmin Ortadoğu’da Anadolu coğrafyasındaki sadece manavile taşlarından birisidir. Tunceli meselesi anadili Kürtçe olan Türklerin Türk kültür coğrafyasında Sünni Hanefi- Sünni Şafi olmayan Türk kültürlü halkların meselesidir. Bu coğrafyada Safafi-Akkoyunlu Karakoyunlu kültür izleri yok sayılmaya başladığından beri, münferitmiş gibi görünen olaylar yaşanmıştır yaşanmaktadır yaşanacaktır. Bölge, Bağlantısız adacıklar şeklinde düşünülen, giderek gelişen olaylara, sürpriz gelişmelere gebedir. Bu potansiyelin kapsamına kuzey ve güney Azerbaycan, Irak, Anadolu, Suriye inanç coğrafyasından Ehli Haklar, Ali Allahiler, Göranlar, Kızılbaşlar, Abdallar, Navıllılar, Sarulular, Şebekler, birinci halka olarak girerler. Sahip çıkılamayan, sözcüsü bulunamayan, kendisini yeterince temsil edebilme imkânını bulamayan, topyekûn millî gücün bir parçası olan bu potansiyel, emperyalizmin elinde, bölgenin kimlik bütünlüğüne yönlendirilmiş bir silah olma temayülündedir.
(Kürtlük ile dil dâhil hiçbir ilgisi bulunmayan ve bölgedeki Kürt zannedilen her 3 kişiden birisi olan Zazalık TRT Şeş ile Kürt geneli içerisinde eritilerek Kürt potansiyele güç katılmış olunmaktadır. Oryantalizm bir taraftan bölgedeki Kürtlüğe güç kazandırmak isterken bir başka dosya ile de bölgenin İslam mezhepleri dışında itilmiş potansiyelini elinde tutmaktadır.)
Bölgede Zaza siyasi arayışı başlatıldığında, Kürtlerle aralarındaki çelişkiyi açıklarken; “Kürtler Türkler tarafından sömürüldüklerini söyleyerek Zazalara Türklere karşı ortak mücadele öneriyorlar. Hâlbuki Zazalar iki katlı sömürüye mahkûm kılınmıştır. Kürtler Türtlerden isteklerini belirlerken bizim sömürülmüşlüğümüzü nasıl gidereceklerini açıklamıyorlar” diyordu.
Şeyh Sait ve Seyit Rıza Ayaklanmalarında aşiretlerin ana dillerinin Zaza veya Kırmanç olmaları ve İslam’ın Sünnî ve Alevî kesimlerine mensup bulunmaları onların tuttukları saffın belirlemelerinde önemli olmuştur.
Emperyalizmin, 2 cepheden kıskaca aldığı Türkiye merkezli Irak öncelikli bölge, Anadili Kürtçe olan Türklerden yola çıkarak, Kürt kimliği ile, başlangıç için Irak’ta olmak üzere bir devlet kurdurmuş, sağladığı güvenli belirli bölgede, ayrıştırıcı özellik kazandırdığı bir kimliği, güç kullanarak tescil ettirmiştir.
Süper güç, Soranî ve Bohtinani gibi ev dillerini, Kürtçe üst başlığı altında, eğitim ve kültür dili haline getirilmektedir. Irak’taki federatif Kürt yapılanmasına paralel olarak, geliştirilmiş bu siyasi-kültürel şablon, Türkiye’den başlatılarak, ev dili Kürtçe olan bölgenin diğer ülkelerine de uygulanmak istenmeye başlanmıştır.
Buradan tekrar Tunceli’ye dönelim. Bu dönüş gündeme alt başlıkları ile Zaza dilliliği ve Aleviliğin bu bölgedeki özel tezahür biçimini gündeme getirecektir. Dımıli, Zazakî ve Dersimî Zaza toplumları aralarında ve içlerinde inanç ve dil bakımından homojen bir yapı yansıtmazlar
Bölge halkında, ana dili/ev dili aynılığından çok daha etkili olan belirleyici faktör inançtır. Bir Alevi Zaza, Kürt veya Türkmen için kimlik ortaklığı noktasında ihtilaf Alevilik ve Sünnilik arasındadır. Bu noktada Tunceli’nin bir kısım Alevi inançlı Türk kültürlü halkı için emperyalizmin özel reçetesi vardır. Bu formüle göre zamanla bütünlüğünü sağlayabilecek olan bölgesel Kürtlük karşısında emperyalizmin bazı kozları olmalı idi.
Büyük orta Doğu Projesinin güney merkezinde “vaat edilmiş topraklar” varken Kuzey ucunda da Haydat doktrininden esaslandırılan “Denizden Denize Büyük Ermenistan” projesinin sahibi olan ülke vardı. Ermenistan, Doğu Anadolu’nun batı Ermenistan olduğu politikasında ısrarlı idi. 2,5 milyon nüfusunu ülkesinde tutamayan, göçü önleyemeyen Ermenistan, Güney Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Akdeniz’e inebilmek hayalleri kuruyordu. Haydatın Hazar ve Karadeniz’e çıkış güzergâhlarında da Türkler yaşıyordu ve buralar da Türk elleri idi.
İstanbul’da 40 bin civarında yerleşik Ermeni nüfuzu vardır. Ayrıca illegal işçi statüsü ile Türkiye’ye giren Ermeni miktarının 100 bini aştığı ifade edilmektedir. Anadolu Ermeni isyanlarından sonra, Solhan örneğinde olduğu gibi, yakılan nüfus ve askerlik şubesi binalarının kayıtları, eğitime alınarak topluma kazandırılmak istenilen öksüz Ermenilerden oluştuğu üzerinde durulan gizli Ermeni nüfusu, 20 milyondan fazla insana yurt olan bu bölgede Haydat’ın gerçekleşmesine yetecek mi idi?
Bu nokta iki önemli hususu gündeme taşımaktadır. Bunlardan birisi, Anadolu Türk kültür coğrafyasında Ana dili ve İslamiyet’i algılayışında farklılıklar gösterebilen kesim ile Gregoryen Hayk olan kesimler arasında Ermeni üst başlığında kurulmak istenilen kültürel kimlik bağıdır. Bu bağı güçlendiren tarihi olay ise farklı tarihlerde de olsa her iki kesimin de tehcir ve sürgüne tabi tutuluş olmalarıdır. Diğeri ise bu emperyalist arayışın karşıtı durumunda olan Gregoryen Türkler meselesidir.
Tunceli özeline dönülünce parantezin içine yerleştirilen husus şudur. Buradaki bir kısım halkın Nusayri olduğu Nusayrilerin ise gregoryen Ermeni Hıristiyanlığının bir türevi olduğu tezidir.
Anadolu’ya yönelik misyoner faaliyetlerinin bu bölgede Ermeni bağlantısı üzerinde durdukları hususu bilinmektedir.
Arşiv belgeleri de Tunceli yöresinin, Alevi Kürt olarak yansıtılan bir kısım halkının esasen Ermeni oldukları gösterir mahiyettedir.
'Alevilerle Ermeniler arasındaki fark, soğan zarı kadardır. Ermeniler; Tanrı'yı 'Baba, Oğul ve Kutsal Ruh' olarak anar; biz bu üçlemeyi Allah-Muhammed-Ali biçiminde söyleriz.
Onların 12 Havarisi vardır, bizim 12 İmamımız.
İbadet ve oruçların vakit ve şekliyle bayramlar, her iki millette de aşağı yukarı aynıdır.
Onlar tek kadınla evlenir ve kadın boşamazlar, biz de öyle.
Onlar göğüslerinde Haç çıkarmak yoluyla şahadet getirirler, biz açık avucumuzu bağrımıza basmak suretiyle.
Biz, sonradan Hazret-i Ali Efendimize uyduğumuz için adımız Alevi oldu, yoksa aramızda bir fark yoktur.'
Diğer taraftan Nusayriler bir Ermeni versiyonu/sürümü iseler Adana Tarsus Mersin havaisindeki Nusayri inançlı Türk kültürlü halkın kültür kimliği de bu bakımdan anlam kazacaktır. Bir Nusayri-Ermeni bağlantısı söz konusu ise ki biz pek ihtimal vermiyoruz, muhayyel Haydat coğrafyasının etno kültürel yapısı bilinmeyen edinimler sahibidir, denilebilecektir.
Açıklamanın bu kısmını özetlemek gerekir ise, Tunceli isyanı bir Alevi İsyanı değildir, Bir Kürt isyanı değildir, bir Ermeni isyanı değildir. Feodal edinimlerin kaybına gösterilen bir tepki hareketi de değildir. Tunceli isyanı içerisinde Fransız, İngiliz ve Rus haber alma örgütlerinin parmağı olan bölgesel hassasiyetin zaman ve temalar itibariyle bilinçli ele aldığı bütün bu özelliklerin hepsinin payının bulunduğu bir isyandır.
Bütün bunlardan sonra Anadolu halk kültürünü kimlikler yaratma adına inceleyenlere karşı tepki göstermenin ilmî yolunun anti oryantalist takımın kurulabilmesi ile mümkün olduğu kanaatindeyiz. (Buna göre Türkiye üzerinde espiyonaj/casusluk faaliyetlerini oryantalizm marifeti ile sürdüren emperyalizme faaliyetlerini tesirsiz bırakabilmek için kontrespiyonaj/karşı casusluk etkinliği gösterebilecek anti oryantalist araştırıcı bilim adamları kadrosu oluşturulabilmeli. Türk sosyal bilimci oryantalistlerin faaliyet alanlarına yoğunlaşıp onların faaliyetlerini branşları itibariyle tesirsiz bırakamamış bu noktada örgütlenip göreve kilitlenememişlerdir.)
Gelinilen nokta itibariyle çatışma ana dilleri ve doğma inançları farklı olsa da devletinden yana olanlarla o devleti terörle yıkmak isteyenlerin arasındaki çelişki olmaktan çıkarılmış, birlikte yaşayan iki halkın milliyet savaşı noktasına getirilmiştir.
İyileştirmeler adına atılacak adımlar yerini “anadili farklı olan bir halkın ulusal mücadelesi” haline getirilmiştir. Varlığı ve farklılığı dilinden hareketle resmen kabul görmüş Kürt ana dilli Türk halka, farklı milliyete mensubiyeti kapısı, devlet ile açılmıştır. Müteakip aşama “kaderini tayin” safhasıdır.
Bu noktayı dile getirirken Halil İnalcık, Türkiye Cumhuriyetinin temelinden sarsılma arifesine getirildiğini, gelecek kuşakların milli birlik bakımından büyük tehdit altında olduğunu, millî devlet Türkiye Cumhuriyetine İmparatorluk olan Osmanlı devletinin uygulamalarının getirilmek istendiğini, bu tutumun bir kısım halkta “biz bu milletin bir parçası değiliz” zihniyetini doğurduğunu, halklara kültürlerini yaşama şansını vermek istemek ile karşılaşılan tablonun hiç uyuşmadığını, bu gidişin çift milliyetliliğe yol açacağını anlatmaktadır
Örnekler göstermektedir ki olaylar sadece ekonomik veya kültürel tebir kökenli, sadece dil veya dil farklılığı nedenli de değildirdirler. Olaylar birlikte yaşayan halkların aydınının halkına dair olan bilgisinin yetersizliğinin sonucudurlar. Uyumu sağlamak hasmı pasifize etmek için hasımdan daha donanımlı olma meselesidir. Nitekim;
1937 Dersim İsyanının çıkarılmasında Fransızların etkili olduğu; Seyit Rıza’nın Suriye’deki gizli Fransız teşkilatıyla ilişkisi olduğu ve 1937 yılının Mart ayında isyan çıkarması konusunda Fransızlardan talimat aldığı; İsyanın Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının engellenmesi amacıyla çıkarılmış olması ihtimalinin pek çok tarihçinin ortak görüşü olduğu bilgisi de gizlendi.
Ermeni üst başlığı altında yapılanmaya gelince Türkiye’nin karşısında Azerbaycan ile birlikte hareket ettiği dönemde de bileğini maalesef gerektiği gibi bükemediği bir Ermeni diasporası/kopuntusu ve lobiciliği vardır. Bu güç dünya parlamentolarının yarısından çoğunda Türkiye karşıtı karar aldırabilmiştir. Bir örnek olmak üzere Bulgaristan’daki Ermeni miktarı oradaki Türklerin % 1’i kadar ve İran’daki Türklerin de % 05 kadar olmalarına rağmen Ermeniler, bulundukları ülkenin kararlarını Türkiye, Türklük aleyhinde aldırabilmektedirler. Bu halk Türklerle beraber yaşamamak adına ölüm kalım savaşı vermeği göze alabilmiştir. Geçmişte Türkiye’de günümüzde dünyanın muhtelif kesimlerinde bu varlığı gösterebilmiştir. Bu halk Ankara’da silahlı eylem sergileyebilecek noktadadır. Bu halkın Türkiye üzerindeki emelleri sürdükçe Türkiye içindeki potansiyelinin tamamen pasif kaldığını, bırakılabileceğini düşünmek pek gerçekçi bir tavır olmayacaktır.
Bu halkın mücadele yöntemini geçmiş ve günümüz itibariyle karşılaştırma imkânımız var. PKK’nın sivil halka, güvenlik kuvvetlerine ve tarafsız olmayı deneyen kesime karşı aldığı tavır 1915 Ermeni terör eylemleri ile aynilik göstermektedir. Bu hal, her Ermeni’nin muhakkak bu yapılanma içinde yer aldığını şüphesiz göstermez.
1984–1994 yıllar arasında PKK-ASALA örgütsel dayanışmasının varlığı bilinmektedir. Bu dayanışma Şeyh Sait isyanını takip eden dönemlerde Azadi-Hoybun ve Taşnak dayanışması şeklinde sergilenmişti.
Erzurum-Sivas yolculuğunda Mustafa Kemal Atatürk’e yolunu keserek suikast planlayanların da keza anadili Kürtçe Zazaca olmayan bir kısım Tunceli’nin olduğu ifade edilir.
Ermenici amalle Kürt ırkçılığı ameline destek olma veya karşı tavır almama noktasında süper gücün duruşu da anlamlıdır. % 20 Azerbaycan topraklarının Ermeni işgali altında olduğu BM tarafından defalarca açıklanmış olmasına rağmen ABD bu konuda ilgisizdir. Keza Teröre karşı olduğundan hareket ederek 2 bine yakın Türk askerinin Afganistan’da konuşlandırmasını sağlayan ABD, Terörist bir örgüt olduğunu ilan ettiği PKK’nın Kuzey Iraktaki kampları karşısında sessiz kalmak değil Türk Silahlı kuvvetlerinin müdahalesine mani olduğu için adeta koruyucu konumundadır.
PKK eylemleri sonucu yakalanan birçok militanın sünnetsiz olmaları anlamlı olmalı Keza PKK’ya köyünden yetişmiş 50 militanı ile destek verdiği tespit edilen bir muhtarın ilkin sünnetsiz daha sonra da Ermeni kökenli/muhtedi olduğu görülmüştür.
Misyonerlerin bir kısım aleviler ile Ermeniler arasında inanç ortaklığı kurma adına, Alevi dedesi kimliği ile turistlerle temas kuran ve onlara “bizde de sizler gibi teslis var sizler bize Müslümanlardan daha yakınsınız
Diyen kimselerin bilinmesi Bu dayanışmanın geçmiş dönemde ve günümüzde sürdürülmekte olması PKK ile Türk devletinin terörün durdurulması konusunda anlaşmaya varılacağı dönemlerde Bingöl’de 33 erin katledilmesi olayında olduğu gibi barış havasını dağıtan sürpriz eylemlere imza koyan ve PKK içinde de bu tutumları tepki ile karşılanmış grupların oluşu
Kürt aktivistlere rağmen PKK nın farklılığını ve PKK rağmen gizli bir yapılanmanın olduğunu düşündürmektedir.
Bütün bunlar Silahlı Kürt hareketini her safhasında ve tamamen bir Ermeni inisiyatifi/önceliği olduğunu söylemiyoruz.
Gregoryen Türkler ise Ermeni silahlı hareketinin ve kültür savaşının daima haksız kazanımı olmuştur. Müslüman halk tarafından dışlanan Gregoryen Türklere Gregoryen Hayk kavmi, Ermeni kimliği ve ulusal meselesi adına sahiplenip onlardan siyasi, askeri ve kültürel alanda istifade etmesini bilmişlerdir. Bu potansiyel geri alınıp sahibine teslim edilerek Türklüğün Ermenilik aleyhine güç kazanması sağlanabilmelidir.
SONUÇ;
Mesele, yeterince sağlıklı ve içerikli ve ayrıca zamanında alınmış istihbarat, bilgi, bu bilginin gerektiği gibi uygulamaya konulması ve uygulama sonucunun yeni gelişmelerle takip edilmesindedir.
Mesele, konumunun resmi olup olmadığına bakılmaksızın her vasat ve pozisyondaki entelin/aydının gerektiği gibi koordinesinden gerektiği gibi istifade edebilmektedir. Böylesi bir kadroyu oluşturup yararlanabilmektedir.
( CIA'nın Büyük Osmanlı Projesi'nin keşif bedeli ne kadar? Şişirilmiş Türkiye Büyük İsrail'e götürür; uyanın! Teröristlik ilmuhaberi! AKP'nin İsrail ile imzaladığı Konya ve Şanlıurfa projeleri! PKK açılımının ardında, İsrail'in "Mezopotamya Projesi" var! Teröriste Mevlana muamelesi Güneydoğu, "Mao modeli" ile PKK'ya teslim ediliyor! "PKK için iyi şeyler oluyor!" (Arslan BULUT)
Son yıllarda arşivlerde Türkiye`nin etnik yapısını araştıran yabancı bilim adamı sayısının arttığına dikkat çeken Halaçoğlu, "Bu, üzerinde dikkatle durulması ve düşünülmesi gereken bir konudur." dedi. Vatandaşların birbirlerine karşı önyargısız davranması gerektiğine işaret eden Halaçoğlu, geçmişten bu yana, emperyalist güçlerin, toplumları yönetme konusundaki en etkili silahlarının etnik ayırımcılık olduğunu vurguladı. Halaçoğlu, "Herkes bilmelidir ki; emperyalist düşünce, etnik yapısı çeşitli devletlerde bu yapıyı ön plana çıkarır ve kullanır." ifadelerini kullandı. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü`nde inceleme yapan yabancı bilim adamlarının özellikle Türkiye`nin etnik yapısı üzerine çalışma yaptıklarına işaret eden Halaçoğlu, Türkiye`nin araştırma yapan bilim adamlarına herhangi bir sınırlama getirmediğini, ABD başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde belgelerin herkese açılmadığını dile getirdi.
Zaten PKK`yı kuran da Batı,
Kurup arkasında duran da Batı,
Bizi sırtımızdan vuran da Batı!..
Ensemizde soluyorlar, kör müsün?
Bitsin artık `dostuz, mostuz` mavalı,
Gördük işte en dost olan düveli!
Başımıza kim geçirdi çuvalı?!..
Bir de kıs kıs gülüyorlar, kör müsün?..Arif Ozan)
(Kıbrıs konusunda olduğu gibi, Orta doğunun bu bölgesinden Irak Türkiye coğrafyasında farklı ana dilli Türk kültürlü halklardan uygun bulunan binlercesinin, ABD de batı anlayışına uygun zihniyet ortaklığı oluşturma adına uzun süre eğitime alındıkları basına yansımış bir husustur.)
Fakat Türkiye’de ben Alevi demiyorum. Onlar Alevi değildir. Anadolu’daki Aleviler Yörükler, bizim tahtacılar onlar bizim her zaman anlaşacağımız insanlardır. Fakat aslen Nusayri olan Ermenilerden, Süryanilerden meydana gelmiş aslen Nusayri olan Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında. Bunlar Türkiye’de gaileler açtığı zaman devletinizle, ordunuzla bu işin karşısına çıkamazsınız. Ve bunların dinleri yoktur. Nusayri akidesi vardır. Allah insandır, insan Allah’tır. Allah insanın içine girmiştir, insana itaat etmiştir. Bu anlayış hâkimdir. M.F. Gülen) “Türkiye Cumhuriyeti temelinden sarsılıyor. Üçüncü nesil büyük problemlerle karşı karşıya ama bu tabii bir gelişmedir. Bunu nasıl halledeceğiz bilmiyoruz. Biz Osmanlı değiliz. Aynı şeyi biz yapalım, olmaz. Milli bir devletiz. O bir imparatorluktu. Sultanın hâkimiyetini kim tanırsa tebaası oluyordu. Bu bunalım çok kötü neticeler verebilir.”
“(Türk milletinin bir parçası değiliz) hissiyatı doğdu. Onlara kimlik verdi. Türkiye Cumhuriyeti bu realite karşısındadır. Bugün bir bunalım içindeyiz.”
İnalcık Hoca’nın da anımsattığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti, milli bir devlet olarak kurulmuştur. Osmanlı, içinde birden çok millet ve din barındıran bir imparatorluktu. Türkiye Cumhuriyeti ise bir imparatorluk değildir. Bu nedenle sorunların çözümünde Osmanlı dönemine özenmek gerçekçi değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün karşılaştığı sorun milli devlet niteliğiyle ilgilidir. Sorunun etnik ve kültürel kimliğin tanınması olarak tanımlanması, sorunun ulaştığı gerçek boyutuyla tam olarak örtüşmüyor.
İnalcık Hoca’nın, “Türk milletinin parçası değiliz” diye ifade ettiği gerçek, PKK-DTP çizgisinin etnik ve kültürel tanımı aşan “ayrı millet” tezi ve talebidir. Bu çizgide olanlar için sorun, Türk milleti olgusunun bir parçası olarak, demokratik içeriğe kavuşturulmuş üniter devlet yönetimi altında, etnik kimliği ve kültürü yaşamakla sınırlı değildir. Nihai talep Türkiye Cumhuriyeti’nin iki milletli bir devlet olarak yeniden yapılandırılmasıdır. Bugünkü koşullarda bu talep geri çekilmiş gibi görünse de değişmiş değildir. Belki bir ertelemeden söz edilebilir. Bu amaca ulaşmayı kolaylaştıracak her adım bir kazanım sayılacağı için şimdilik hedef küçültülmüştür. Nitekim PKK silahla bağımsızlığa ulaşamayacağını anladığı içindir ki önce bağımsızlık, sonra federasyon tezinden vazgeçtiğini açıklamış, “üniter yapı içinde anayasal tanıma” çizgisine çekilmiştir.
Halil İnalcık Hoca, “Türkiye Cumhuriyeti temelinden sarsılıyor” derken, bu gerçeğe parmak basıyor) 19 Kasım 2009
Daha fazla bilgi için Kaynak: Feyzullah Ezer, Yakın Tarihimizde Dersim İsyanları, Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi
|