Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

 

               

                                                                                                   

          Folklor, halkların toplumsal öz mallarıdır.  Bu öze mahsusluk muayyen nispette çok halklı toplumun Ortak malıdır. Bu ortaklığın korunması bazı hassasiyetler arz eder.

         Bunlar;

         —Halkın kültürünün özüne mahsusluğu yok sayılır ise ona yaşayabilme ve kendisini temsil edebilme hakkı verilmez ise o kültür yani halkın folkloru yok olur. Bu yok olma bazen dejenerasyon/yozlaşma şeklinde ve bazen da daha büyük bir kültürün kapsamında asimile olma/erime şeklinde olur. Böylesi bir hal folklor düşmanlığı olarak tezahür eder.

         —Diğer önemli husus ise birlikte yaşayan halklara mahsus ayrı ayrı folklor ürünlerinin aralarındaki ortaklığın yok sayılmasıdır. Bu durumda da her farklılığa ayrı kimlik belirleyicilik tanınmış olur ki, halkların yaşayan kültürleri sayısız bölünmeye uğrarlar.

         Her iki gerçeğin de yok sayılmaları hem antidemokratik bir uygulama biçimidir, hem folkloru tüketir, kimlik kaybına yol açar ve hem de kültür emperyalizmine uygun bir ortam doğmasına sebep teşkil ederler.

         Bu itibarla folklor ürünlerini sahiplenirken hem bencil davranılmamalı ve hem de inkârcı olunmamalıdır. Böylesi bir folklor stratejisi aynı zamanda hem halkların kendilerini temsil hakkına imkân tanıdığı için birlikte yaşayan halkların uyumlu birlikteliğine imkân verebilecek ve hem de emperyalizmin halkları itirafa düşürerek yaratılan uygun ortamdan çıkar sağlamasını önleyebilecektir.

         “Etnikliğin tarih öncesi kökenleri ve gelişimine ilişkin kuramlar spekülatiftir(….) Etniklik siyah ve beyaz ırk gibi biyolojik bedensel dış görünüş özellikleri ile belirlenmez Etniklik toplumun tarihi gelişimine, sembollerine önem verir(…) Din kimliğin önemli bir parçasını oluşturur. Kökeninde kişisel tercihler yerine tarihsel süreçler yer almaktadır. (Abdulkadir Çevik, Politik Psikoloji, Dost, 3. Baskı, Ankara, 2007, s. 73) Bunun için halk inançları çalışmalarının önemli bir dayanağı da etno-teoloji çalışmalarıdır.

         Halk biliminin şiddeti ve silahlı çatışmayı önleyici özelliği vardır. Halk bilimi ürünlerinin haklar arası ilişkilerde uygulama alanı bulabilmesi, halk biliminin uygulanabilir hale gelmesi, halklar arası diyalogun başlatılması, gerçekleştirilmesi demektir.

         Halkbilimi verilerinin uygulamaya geçirildiği hayat alanı genişletildikçe halklar resmi yollarla olmasa da “tanış” durumuna sokulurlar.

         Halk bilimi verileri alış-verişi halkları, giderek milletleri yakınlaştırır bu yolla devletler ve hükümetler arası yakınlık doğar.

         Politik psikoloji ile halk bilimi alanları multidisipliner bir yaklaşımla uygulama alanına sokulabilir ise etnik nifakın tahrip gücü azaltılabilir.

         Halkların birlikteliklerindeki motivsyonda da halk bilimi verilerinin tanıştırılması işi kolay kılar.

         Birlikte yaşayan veya yakın komşu ulus kapsamında bulunan halkların kimliklerinde travma/incinme yaratan hadiseler, halk bilimi verilerine yaşama şansı tanınarak bir hayli izale edilmeleri sağlanabilir. Farklılığı düşmanlığa götüren efsaneler tanıtılarak dostluk köprüsü oluşturmuş olurlar. Halklar arasında yaşanmış olaylardan doğan yasın tepki vasatı olmaktan çıkarılması “herkesin yasta kendi ölüsüne ağladığı” gerçeğinden hareketle, halklar arası yakınlaşma vesilesi haline sokulması mümkün hale getirilebilir.        

         Bu stratejik izah üniter yapı içerisinde birlikte yaşayan halkların folklorik değerleri için geçerlidir. Konunun bir de yakın komşu bölge halkları boyutu vardır. Bu noktada folklorun yaşatılmasından doğan sorunların bölgesel çözümü söz konusu olacaktır. Folklor halkların akrabalık köprülerinden birisidir. Bu köprü yıkılmamalı yaşatılmalıdır. Halklar arası folklor akrabalığı uluslar arası ilişkilerde bir dostluk ve işbirliği köprüsü oluşturamaz mı? Ulus veya üniter yapı içerisinde birlikte yaşamanın sosyal harcı olabilen halk kültürü yakın komşu ulusların birlikte hareketlerine katkıda bulunabilir. Böylece üniter yapıları ihlal edilmeden bölgesel bir kültürel yapılanmanın oluşturulması halkların kültürlerinden hareketle sağlanabilir. Halk kültürü ortaklığı ile keşfedilen akrabalık, ortak ekonomiye, ortak dış siyasete ve diğer ortak alanlara yansıması demektir ki buradan bölgesel antiemperyalist bir güç doğabilir.

         Bu yapılanmanın gerçekleştirilmesi için gereken sosyal doku bölge halklarının halk kültürü genlerinde vardır. Bu folklor stratejisinin gerçekleştirilebilmesi için sadece ortak kültür öğeleri taşıyan halkların ortaklık konusunda bağnaz davranmamaları yetecektir.

         Örneklemek gerekir ise;

         Anadili farklılığına rağmen Türkiye’de birlikte yaşayan halkların folklorunda su kültü, od/ateş kültü, ağaç/orman kültü, dağ kültü ve daha birçok ortak kült oluşturmuş hıdrellez, nevruz ve benzeri gibi folklor vasat ve vasıtaları ortaktır. Bu ortaklığın önüne çok kere farklı dine mensup olmak da geçememiştir.

         Nitekim kutsal kabul edilen ağaçlara “niyet bezi” asılması, dağların kutsal olabileceği inancı, ateşe saygılı davranılması ve benzeri folklor ürünleri dil ve din farklılığına rağmen birçok folklor kesiminde ortaklık arz ederler.

         Yakın ilişki içerisindeki halkların efsane ve destan ürünleri doğal farklılıklar arz edebilirken ciddi ortak motifler içerdikleri de bir gerçektir. Nart Destanı’na yabancı kalmış Kafkas halkı olmadığı gibi dede Korkut Destanı’nın çeşitli varyantları farklı Ortadoğu ve Kafkas dillerinde çeşitli şekilde yaşamaktadırlar. Bu mirastaki ortaklık, halkların bölüşüm ihtilafına değil, paylaşım ittifakına vesile yapılır.

         Ortadoğu ve Kafkasya’da farklı halklar tarafından yaşatılan orta oyunlarında ortak hususlar farklılıklardan daha yoğundur. İnsanlık kültürünün zenginliği sayılan farklılıklar inkâr edilmeden halkların kültürleri arasındaki ortaklıklar tespit, tasnif ve kullanıma sunulması, barışın ve mutlu geleceğin müjdesine vesile olabilir.

         Farklı ana dilli ve farklı doğma dinli halkların sahnelediği bir orta oyunu o dile ve dine yabancı olan bölge halkı tarafından zorluk çekilmeden izlenebilir. Zira sergilenen folklorun kök hücrelerinde ortaklıklar vardır.

         Bölge halklarının folklorik zenginliklerindeki ortaklık mazisi yakın ve orta dönemlerden değil uzak geçmişten gelmektedir. Hangi folklorik mazisi mitolojik verilerle izah edilebilecektir. Bu nokta ayrı ve saygın bir alandır. Ancak şu husus bir gerçektir ki, birlikte yaşayan veya yakın komşu olan halkların folklorundaki ortaklıklar bir değil birçok tabakalaşma geçirmiş, sayısız devri dayım yaşamıştır. Folklordan doğan bu ortaklık bölüşülerek parçalanma şeklinde değil, paylaşılarak ortak paydayı artırmak şeklinde olmalıdır. Bu yaklaşım tarzı bir kültü stratejisi olarak geliştirilebilir.

        

 

   



[1] Bu metin Rusya Bilimler Akademisi Dağıstan Şubesi tarafından 19–22 Ekim 2010 tarihleri arasında yapılması planlanan, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Halklarının Folklorunu Karşılıklı Alakalandırma Sempozyumu için bildiri olarak hazırlanmıştır


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.033 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim