|
-Türk Kültür Coğrafyası, Sosyo -Politik Potansiyel ve Stratejik Bir Obje Olarak Halk Kültürü-
Biz bu bildirimizde Türkiye penceresinden bakarak, kültürü stratejik bir obje olarak kabul eden halk bilimci gözü ile Azerbaycanşinascılığı irdelemeye çalışıyoruz. Bize göre Azerbaycanşinaslık her şeyden evvel kimlik meselesidir ve kimliğin aidiyet sınırlarını büyük ölçüde halk kültürü belirler.
Bu belirlemeyi yapmaya çalışırken, Türk, Türk kültürlülük, Türk kültürlü halk ve Türk Kültür coğrafyası tanımlarına Azerbaycanşinaslık noktayı nazarından kısa açıklamalar getirerek girilmesi gerektiğine inanıyoruz.. Bu münasebetle kültürün kimlikte belirleyiciliğinden hareketle halk kültürünün önemine deyinmiş olup, genelden Azerbaycan özeline geçilmesi gerektiği gerektiğini belirtmiş olalım.
Bu itibarla; Küresel Güç ve onun küresel kültür anlayışı, Bölgesel güç ve ondan doğabilecek kültürel yapılanma algılayışı ve onun, Ulus kültürler ile yerel kültürler karşısında aldığı tavra açıklık getirilmelidir. Buradan hareketle Azerbaycan’ın konumu ve Azerbaycancılığın taşıdığı anlam açıklanabilecektir. Zira Süper gücün BOP’dan sonra Ortadoğu ve Güney Kafkasya’da tehdit algılayışı ve buna bağlı olarak da güvenlik algılayışı değişime uğramıştır
Genel anlamda Türk milletinin süreçlerinden birindeki tezahür şekli olan Ulus Devlet Projesi Türkiye Cumhuriyeti yapılanması Azerbaycanşinaslığın irdelenmesinde emsal teşkil edebilir. Bölgede Türk kültürünün ana bazı meselelerine değinmeler yaparak, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş dönemi ve günümüzdeki uluslaşma merkezli yerel dil ve İslam’ı algılama farklılığından dopan bazı sorunlar ve çözümleri ile Azerbaycanşinaslık arayış ve uygulamalarına dair karşılaştırmalar yapılması analitik bazı sonuçlar verebilir. Böylesi bir arayışın kültürel kimlik merkezli bölgesel güç olabilmenin kaçınılmazı olduğunu düşünüyoruz. Böylece ulus devletin birlikte yaşadığı halklarla, emperyalizm kökenli sorunlarına çözüm aranırken millî çözülmenin eşiğine gelinebileceği gerçeği açıklanabilmiş olacaktır. “Halkların hakları karşısında demokratik paylaşım girişimi” ile “Birlikte millet oluşturmuş halklardan çok milletli bir toplum yaratılması” arasındaki fark üzerinde durulması gerektiği görüşünü taşıyoruz. Bu nokta bize göre emperyalizmin en zayıf ve antiemperyalist mücadele vermek için birlik oluşturma durumunda olan halkların en güçlü yanlarıdır. Bu yaklaşım tarzının merkezindeki anlayış “farklılıkları yok saymaksızın onlara yaşama şansı vererek ortaklıkların artırılması” vardır.
Evvelce denemiş olduğumuz, “Türkmenşinaslık/Türkmenistanşinaslık ve onun evreleri ile Türkiye Türklüğüne millî ruh veren Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi kurum ve tarih birliği, dil birliği gibi kavramların karşılıklı anlamlandırılmalarının” bu kere üçlü kısa bir değerlendirmesinin yapılmasının, Türkiye-Türkmenistan-Azerbaycan verileri üzerinde durulmasının yararına inanıyoruz. Bu nokta ise ulus devlet içerisindeki ana dilleri farklı da olabilen halkların kimlik anlayışı merkezli dayanışmasını doğuracaktır. Bir sonraki aşama, aynı kültür genlerini taşıyan ulusların dayanışmasını sağlayacak bu nazariyeden hareketle kültürel bölgesel güç olmanın yapılanması hazırlanabilecektir.
Politik kimlik oluşturulurken ötekileştirme sürecinde ve ötekinin oluşmasının kaçınılmazı karşısında, Azerbaycan Türkü ile Anadolu Türkünün aynılıkları ve ayrılıklarının olduğu bilinirken politik kimliğin belirlenmesinde nereye kadar ve hangi anlamda birlikteliği hususu belirlenebilmelidir. Aksi halde “özünü kesen kılıç” misali kök hücreleri aynı olan halklar kültür emperyalizmi karşısında bir varlık gösteremeyeceklerdir.
Azerbaycanşinaslık benzeri kültür stratejilerinde olduğu gibi süper gücü ve onun “halkların ve ulusların kültürel şekillenmesi stratejileri”ni yok sayarak kültürel kimlik konusunda bir varlık gösterilemez.
Türk kültürlü halklar haritasının içerisinde Türk dilli halklar ve dahi onun da içerisinde batı Türklüğünün omurgasını teşkil eden Oğuz Türklüğü; Azerbaycan –Anadolu ve onun orta-doğu ve batı uzantısı ile özel bir konumdadır. Bununla birlikte birleşik Azerbaycan Kuzey Azerbaycan’ın politik kimliğinde daha farklı bir konumdadır. Bu durum, az-çok kültürel kimliğin politik kimliği etkilemesi olarak bilinen Azerbaycancılığın karşısına İranlılığı getirmiştir. Böylece farklı etkenler tesirinde de olsa Azerbaycanşinaslık genel Türklük bilimi ve onun oluşturduğu kimliğe mensubiyet itibariyle İran ve Türkiye Türklükleri karşısında farklı kültür siyasetlerine muhataptır. Bu noktada, günümüzde giderek netleşmeye yüz tutan kimlik farklılaşmasındaki iniş ve çıkışların anlaşılabilmesi, 1920’li yıllara varan yaklaşık yüz yıllık sürecin Azerbaycan, Türkiye ve İran Türk kültür coğrafyalarındaki serüveninin bilinmesi ile mümkündür.
Şahlık dönemi ile başlayan İran kültürel kimliğinin oluşturulması bütün kurum ve tezleri ile Farslılık zemini üzerine oturtulmuştu. Şüphesiz bu arayış ve uygulamanın arka planında tarihî bir derinlik de vardı. İran İslam Devrimi ile kimlik politikalarındaki Fars öz yok olmamış, kimliği oluşturan öğelerden İslamî mezhep algılayışı, Farslığın dışındaki millî kültürleri İranlılık kimliği içerisinde yok sayan bir rota izlemiştir. Bu noktada İranlılık kimlik belirleyici olarak belirginleşirken, geçmişte ve halde kültüre dair üretilmiş olanlar, Bu siyasi anlayışta, İranlılığın sahibi olan Farslığa çıkarılıyordu. Bu noktada Azerbaycaniyatın bir kısım kökleri veya köklerinin bir kısmı İraniyat ve Farsiyat kültür siyaseti zemininde varlık gösterebilmek durumundadır. Geçmişin ortak kültür ürünlerini bu coğrafyada araz bırakmadan milliyetlere göre paylaştırmak mümkün değil iken, Geçmişin kültür üretme anlayışı ortak medeniyet havzası olmaktan çıkmış veya çıkarılmıştır. Milliyetler adına kültür üretilme döneminde İran coğrafyasında Farslılık yeni şartlara göre kurumlaşarak devam edebilirken, Azerbaycancılık bu coğrafyada yaşama şansını fazla bulamamaktadır. Çözüm ne olabilir?
Bu konuya aranılacak çözümde İran Türklüğünün kültürel adlandırılması da önem arz edecektir. Birleşik Azerbaycan olgusu kendisi ile birlikte güney Azerbaycan kültür coğrafyasının Sınırları konusunu da gündeme getirebilecektir. İran Türk kültür coğrafyasında Türk kültürlük Azerbaycaniyat ile sınırlandığı sürece ve nispette Türk kültürlülükte bunalıma yol açabilecektir. Bu noktada Türkiye Türklüğü de söz konusu olduğu hallerde de anlayış, algılayış birliği zarureti ortaya çıkacaktır. Başka bir ifade ile Türklük ortak üst kimliği Türklük biliminin mahiyet ve alanını belirlerken “Türkmenistanşinaslık”, “Azerbaycanşinaslık” gibi olguları yok saymadan onun kapsamını oluşturulabilmelidir. Bu anlayış ve arayış Türk Kültür dairesi mensubu diğer halkları da kapsarken, Oğuz Türklüğü noktasında, haliyle Türkiye’deki anlayış ve arayışı da bu bağlamında kapsamalıdır.
Türkiye Türk Kültür coğrafyasında Türkiyecilik, Genel Türklüğün bir parçası olduğu gerçeği inkâr edilmemekle beraber Türk Milletinden Türk ulusu çıkarabilme şeklinde hayat bulmuş, varlığını sürdürmeğe çalışmıştır. Azerbaycan Türklüğü Varşova Paktı Kültür Politikaları çerçevesinde şekillenirken, Türkiye Türklüğü de NATO kültür politikaları çatısı altında yüzünü dönmüş bulunduğu batı istikametinde şekillenmiştir. Böylece Azerbaycan Türklüğü Azerbaycancılık kültür giysisi ile Sovyet Sosyal Kültür Emperyalizmi ve Türkiye Türklüğü de Batı kültür emperyalizmi şekillendirmelerinin tesirinde bir kimlik oluşturabilmiştir.
Günümüzde ise Türklük batısı ve doğusu ile Küresel Gücün kültürel sömürüsüne parçalara ayrılmak suretiyle muhatap kılınmıştır. Bu sömürü stratejisine kültürel birliğin ortak paydasını büyütmek suretiyle karşı konulabilir.
Orta Doğu’da Süper Güç tarafından yer ile yeksan edilen, yağmalanan kültürün Arap kültürü olduğu kadar bölge halklarının ortak kültürü olduğu gerçeği, Türkiye, İran ve Azerbaycan Türklüğünün geleceği görebilmesi noktasında emsal teşkil edici ve ışık tutucu olmalıdır. Bu ışık bölgenin ulus devletlerine ve birlikte yaşamakta olan bölge halklarına da önlerini görebilme imkânı verebilmelidir.
Süper Güç’ün uyguladığı kültür stratejileri ile emperyalist emellerinin İran’da aşılabilmesi İran yönetiminin birlikte yaşadığı halklara demokratik davranması ile mümkündür. İran’da da genel Türkiyat’ın bir parçası olan Azeriyat çalışmalarının hayat bulabilmesi, birlikte yaşayan halkların tarihi süreç içerisinde geliştirmiş oldukları kültürel ortaklığın, antiemperyalist etkinliğini yok saymamakla mümkündür. Halklar-ulus devlet ve Küresel güç arasındaki bu ilişki denklemi bölgenin diğer halkları ve ulusları için de geçerlidir.
2009–2010 yılları itibariyle, batı Türklüğünün; Azerbaycan’da, İran’da, Türkiye’de ve Orta doğunun yakın çevre Türk kültür coğrafyasında, siyasi ve kültürel kimliğini şekillendirebilecek başka gelişmeler de sürmektedir. Bu değişiklerin amili Süper Güçtür ve değişikler Onun orta doğuda batı Türklüğüne yakın komşu olması ile başlamıştır. Kimlik algılayışındaki değişiklerin yanı sıra başka gelişmeler olmuştur ve olmaktadır.
Bunlar;
1.Türkiye’nin Doğu Kapı’yı açma kararı Azerbaycancılık ve Azerbaycaniyata bilhassa psikolojik bakımdan etkili bir şekilde yansımış, Genel Türkçülük bu bölgede yerini daha yoğun bir şekilde Azerbaycancılığa Genel Türkiyat veya Türkoloji ise yârini Azerbaycaniyat veya Azerbaycanolojiye bırakır olmuştur.
2. Türkiye’de Kürt siyasi ve kültürel kimlik arayışında inisiyatifin silahlı Kürtçü harekete bırakılmış olması, Kürt kimliğine yer arama noktasında mahiyet değiştirmiştir. Süper gücün koruma ve organizasyonunda Yerel Kürt devletinin kurulması ve bu yapılanmanın Türkiye Kürtleri ile birlikte Dünya Kürtlerine sözcülük etme ve arka çıkma arayışları, Türkiye’nin adeta muhakkak girmek istediği AB ve Türkiye’nin müttefiki ABD’nin, Türkiye Kürtleri konusunda Türkiye’den bazı açılımlar yapmasını beklemiş oluşu, Türkiye’de Türk kimliği konusunu farklı bir yere getirmiştir. Türkiye’nin ana dili Kürtçe olan halkı için yaptığı bu açılım farklı ana dilli Türkiyeli halkı da kapsamaya başlamıştır. Bu hal “Türk olma” kavramının yerini “Türkiyeli olma” kavramına bırakmaya başladığı anlamına gelmektedir ki, Azerbaycan Anayasasında da Türklük veya Azerilik değil, Azerbaycanlılık söz konusudur. Türkiye’de Türk olmak ve Türkiyeli olmak ikilemi sürerken, Türkiye’de yaşayan ve bazen Türkçe telaffuz farkından ve bazen da İslami algılayış veya Anadolu’ya Azerbaycan’dan göç ederek gelmiş olma gibi faktörlerle şekillenen “Azerilik” arayışı veya o kimliğe mensup olma tercihi çok netleşmemiş ve çok yoğunluk kazanmamış olsa da, baş vermeye başlamıştır.
3. Süper Güç Orta Doğu’nun Irak Cephesinden sonra Kuzey Kafkasya’yı da ihmal etmeden Orta Doğu’da sorun olarak gördüğü İran’ı Afganistan ve Pakistan’daki etkinlikleri ile adeta arkadan sarmaya almaktadır. Bu İran ki halkı büyük kısmı ile batı Türklüğünün bir parçasıdır. Bu Türklüğün büyük bir bölümü Azerbaycan Türklüğünün özelde de bir uzantısı durumundadır. Aynı şekilde Süper gücün yeni eylem ortağı Kürt dilli halk bu ülkede kısmen silahlı mücadele içerisindedir.
Böylece durumu özetlenen İran, Azerbaycan ve Türkiye Türkmen/Oğuz kültür coğrafyasının Ortadoğu’da Irak ve Suriye gibi yakın zamana kadar Arap BAAS kültür siyasetleri ile şekillenmeye devam etmiştir. Çözüm ne olabilir.
Özetle; Süper Güç batı Türklüğünün bazen çevresinden ablukaya almakta ve bazen de bizzat iç bünyesinde etkinliğini göstererek bölgenin tarihî kültür normlarını, bazen kültür politikaları enjeksiyonu ve bazen da silahlı gücü ile yıkmaktadır. Bölge değerlerinin yerine kendi değerlerini koymaktadır. Bu değerlere karşı bölge değerlerinin korunabilmesi, halkların özel kültürel değerlerini yok saymaksızın dar anlamda mensubiyeti kapılmamakla mümkündür.
|