GİRİŞ
Bu inceleme yazısı 5–12 Temmuz 2003 tarihleri arasında Antakya (Cilvegözü) – Halep- Humus- Hama – Süleyman Şah – Şam – Lâskîye – Bayır –Bucak – Yayladağı (Antakya) daki gözlem ve temaslarımızdaki tespitlerimizden meydana gelmiştir. Bayram Kodaman – Yaşar Kalafat ve Abdullah Dağ’dan meydana gelen ekibimiz seyahat boyunca resim çekmiş yazılı dokümanlar toplamış ve söyleşilerde bulunmuştur. Yazımızda bu tespitlerimizi aktaracağız. “Sineğin tatlıya yapıştığı gibi” biri birimize yapıştık. “Eşini, aşını ve işini bırakıp yola düşmüş” derler ya bizimki bir noktada öyleydi.
İlk gözlemimiz Asi Nehri ile ilgili oldu. Suriye’nin nehire su bırakmadığı söylenildi, tamamen kurumasına nehre Türkiye’den katılan çaylar mani oluyor. Suriye’nin Asi üzerine baraj yaptırmış oluşu, bırakılan suyun az olmasına yol açıyor. Mesele bu kadar basit değil şüphesiz. Biz Süleyman Şah’ın türbesine gidince Suriye’nin Fırat nehri üzerine kurmuş olduğu iki baraj su havzasının birleştiğine şahit olduk. Bu konuya ileride ayrıca değineceğiz.
METİN
ASAM’ın yayınlarının Halep’te tanındığına şahit olduk. Türkçe dil kursu öğretmenleri ve Halep Başkonsolosluğumuzda ASAM’ın etkinlikleri bilinmektedir. Ermeni Araştırma Enstitümüzün yayın organına rastladık. Ancak tahrik edici olmamak adına dergiler kitaplığa teşhir edilircesine konmamıştı. Suriye’de gözleyebildiğimiz kadarı ile toplumun Ermeni, Türkmen, Arap, Kürt, Çerkez kesimleri arasında yönetim bir uyum sağlamış. Bu uyumlu yapıyı kaşımanın emperyalistlerden başka kimsenin işine yarayacağını sanmıyorum. Bu hassasiyete akıllı bir tutumla Türkçe Dil Kursları da saygılı davranmışlar. Dil kursu her etnik kesimden Suriyeliye açık. Böylece Suriye’de yaşayan çeşitli etnisiteden kursun öğrencisi var. Bize göre doğru bir politika.
Halep’te, Halep Kalesini gezdik. Yaklaşık 2 saatimizi ayırdık. Kaleden ayrıldığımız zaman azami 1/10‘unu gezebildik. Bir kısım Avrupa ülkelerinden arkeolog ve sanat tarihçisi grupları araştırma yapıyorlardı. Bazı bölümler restore edilmişti. Bir kısım restorasyon/yenileme devam ediyordu. Büyük bir bölümüne henüz el atılmamıştı, yıkıntılar çoğunluğu teşkil ediyordu. Birçok dönemin izlerini taşıyan çok büyük ve çok eski bir kale. İçinde ibadethaneler, türbeler, hanlar, hamamlar gibi yüzlerce taş bine var. Suriye mimarisinde taş yapı geleneği çok yaygın ve hala devam ediyor. Lâskîye’de turistik binalar dâhil olmak üzere bütün binalar taş veya taş kaplamadır. Bu konuda kanun konulmuş. Ayrıca taşlar beyaz veya beyazın tonlarında oluyor. Bu özellik sadece büyük şehirlerde değil köy evlerinde de böyle idi. Bucak ve Alkaber bölgesinde yakından inceleme imkânı bulduğumuz resmi ve halka ait binalar tamamen taştı. Bayır bölgesinde gördüğümüz binalar. Yayla dağında gördüklerimizden daha kötü değildiler.
Suriye’de gördüğümüz büyük şehirler özellikle çevreleri itibariyle oldukça yeşildi. Ayrıca şehirlerarası karayolları sağlı sollu ağaçlandırılmıştı. Ağaç olarak çamı tercih etmişler 4–5 sıralı çam koruluklarında Çam’ın her türü vardı. Son 5–6 yıldan beri hızlı bir zeytin ağacı dikme seferberliği başlatılmış 2003 yılında 1.300.000 zeytin fidesi dikilmiş. Yağışı az sıcağı fazla bölgelerde Antakya’da olduğu gibi zeytinin birleşim oranları farklılık gösteriyor ve zeytinler dayanılmaz lezzetli oluyor. Her yıl yapılan Ağaç Bayramları ile ekilen zeytin miktarı artırılıyor.
Suriye’nin Bayır Bölgesinin arazi yapısı, bitki örtüsü, mimari özelliği, insan dokusu tamamen Yayladağı gibi. Yayladağı’nın ormanlık kesimi yerleşim bölgelerinin biraz daha açığında, köyler arasında ve karayolu güzergâhında maki görünümü daha hâkim Bayır bölgesindeki kısmen veya tamamen görme imkânı bulduğumuz, 50–52 Türkmen köyü tamamen orman içerisinde sadece meyve bahçeleri orman karakterini yitirmişti.
Halep’te Eskiçarşı, bizim Mahmut Paşa’yı andırıyor. Sanırım daha küçük değil. Çeşitli sektörlerin malları satılıyor. Yer yer camilere rastlayabiliyorsunuz. 3-4m² lik dükkânların arasında türbelere veya bazı sokaklarda çeşmelere rastlamak mümkün. Hayır, sahipleri buzdolapları koymuşlar, halk bunlardan su ihtiyacını karşılıyor. Halep’te Hamidiye, Salihiye ve Emevi Cami ve çarşılarını gezme imkânı bulduk.
185–186.000 km² Suriye’de 17–18 milyon nüfus yaşamaktadır. Resmi dil Arapçadır. Konuşulan diğer diller arasında Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Süryanice vardır. GSMH. 16.30 milyar $ kişi basına milli geliri 905 $ kalkınma hızı %1,5 yıllık enflasyon oranı %2,7’dir. Hakkında gözlemlerimizi aktaracağımız komşumuzun künyesi budur.
Suriye’de hayat pahalı sayılmaz. Özellikle gıda maddeleri çok ucuz. Bir tekerleme var. Halep’te kahvaltı 1100 de, öğle yemeği, 1500–1600da akşam yemeği 2300- 2400 de yenilir. Halep’te, Şam’da, Lâskîye’de her bütçeye uygun yemek ve kahvaltı salonları var. 2 dolar karşılığı Suriye lirasına 200 gram kebap, ayran, bol salata ve cacık yenilebiliyor. 2 lt. süper benzin 1 dolar keza 7.5 ltd. mazot da 1$ dır.
Suriye’de çok bol sebze var. Kahvaltı servislerinde domates, salatalık, soğan, batunus (maydanoz), nane gibi sebzelerden oluşan bol salata veriliyor. Salataya pek sirke dökmüyorlar, isteyen limon sıkıyor. Koyun etinin kilosu 6 dolar, dana etinin ise 4 dolar, ekmeğin kilosu Türk parası ile 180 lira pide ile lavaş arası ekmekleri paket içinde satılıyor. Yemeklere zaten (kekik türü bir ot) konmuyor. Börtle (Böğürtlen) oldukça çok, böğürtlenle yabani ot niyetine mücadele ediliyor.
Suriye’de, Türkiye –Suriye dostluğunun güçlenebilmesi itibariyle sosyal yapı çok müsaittir. Selçuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar döneminin tarihi mimarisi restore edildikçe hatıralar canlanmaktadır. Geçmişte bu hatıralara kara ve gri propagandalar ile düşmanlık bulaştırılıyordu. Bunun resmi politikalara, eğitim malzemesine, yaygın iletişim organlarına yansımasına seyirci kalınıyordu. Olayların perde arkasında tahrikçi aranmıyor, bu gerginliğin kimlerin işine yarayacağı düşünülmüyordu. Bu noktada ikinci tezkereye hayır edilmesinin yararından bahsedilebilir. Yeter ki uzun soluklu planlarımız olsun.
Türkiye, Irak deneyimini iyi değerlendirmelidir. Suriye’de Türklükle mücadele haline sokulmuş, inisiyatif/üstünlük kazanmış Irak’ta olduğu gibi bir Kürt engeli yoktur. Suriye Kürtlerinde PKK – KADEK sempatisinin güçlü olmasına rağmen bu teşhisimiz çok yanlış değildir. Bu itibarla Türkiye- Suriye dostluk ilişkilerine süper güç etnisite hançerini daha zor sokabilir.
Suriye’de giderek artan bir Türkiye sevgisi var. İkinci tezkereye TBMM’nden ret kararı çıkması Suriye’de Türkiye’ye sempati kazandırmıştır. Görüştüğümüz Suriyeli aydınlar Ortadoğu ülkelerinin birlikte hareketlerinin planlı şekilde önlenildiğini Türkiye’nin bölgesel güç oluşturma potansiyelinin olduğunu, bölge ülkeleri aydınlarının daha sıkı temas etmeleri gerektiğini, bu türden temasların bölgeye bölge dışından yapılacak gerginliğe dönük ihtilafların giderilmesini sağlayacağını düşünüyorlar. Geçmişteki gerginliklerin İsrail –ABD dayanışmasının bir ürünü olduğunu savunuyorlar.
Suriye aydını böyle düşünmesine ABD’nin Irak’a müdahalesi, Suriye ve İran’ı tehdit etmiş olması, ABD’nin Suriye ve İran politikasına Türkiye’nin şartsız destek vermesini istemesi, Türkiye’nin İran ve Suriye ile ABD’ye rağmen yakın ilişki kurmasını istememesi, Türkiye’nin son dönemde bölge ülkeleri ile daha yakın temas kurmaları da etkili olmuştur.
Türkiye - Suriye dostluğu adına Suriye ilk ciddi adımı atmış; haritalarında Suriye sınırları kapsamına Hatay’ı almaktan vazgeçmiştir. Vize alımında eski zorluklar yaşanmamaktadır. Türkmenler üzerindeki baskı da azaltmıştır. Esasen Başer Esat’la başlayan dönemin genel karakteri daha açılımcı, daha demokratik daha şeffaf bir dönem. Hafız Esat’ın döneminden evvel alınan bir kararla Bayır –Bucak Türklüğü bulunduğu topraklardan sökülüp Suriye’nin iç kısımlarına dağınık olarak iskâna mecbur edilebileceklerdi. Sanırım bu dönem büyük Arap kuşağının oluşturulması dönemidir. Hafız Esat bu kararı uygulamadan kaldırmış. Hafız Esat’ın döneminde yaşanılan Alevilik karşıtı ve Sünni tutuculuk olarak nitelenilen harekete karşı uygulanan şiddetle bastırma olayı da geçmişte kalmış görülüyor. Kısaca Suriye’de yönetim halkına karşı giderek daha demokratik davranan bir gelişme gösteriyor.
Bu arada ayrıntısına yeterince girememiş olmakla beraber etno-sosyal yapı ile ilgili bazı tespitlerimiz oldu. Biz Suriye Türkmenlerini tamamen Sünni olarak biliyorduk. Ayrıca Sünni Türkmenlerin Arap ve Türkmen Alevilere karşı daha mesafeli olduklarını sanıyorduk. Gördük ki, Türkmenler de olduğu gibi Çerkezlerde de Alevi inançlı Müslüman halk kesimleri var. Çerkez’in Alevi’sinin de olduğunu ilk defa öğrendik. Bu bilgiyi teyit etmekle kalmayıp Süleyman Şah’ın türbesine giderken Alevi inançlı birisi fırıncı diğeri fotoğrafçı iki Çerkezlerden Müslüman Alevi ile tanıştık. Ayrıca yine Arap Alevilerinin Nusayri olarak bilindikleri malumdur. Bize yapılan izahta bu tespitin genelde doğru olmasına rağmen Nusayri olmayan Arap Alevi kesimlerin de olduğu ifade edildi. Sünni Arap ve Sünni Türkmen arasındaki evlilik ilişkisi ve Alevi Arap ve Alevi Türkmen arasındaki evlilik ilişkilerinden daha yoğundur.
Suriye’de şehir merkezlerinde belirli bir düzeyi yakalamış halk kesiminin şuur altında bir Türk sempatisi var. Menfi propaganda geçmişin ortak hatıralarını tamamen silip atamamış. Korunmaya alınmış birçok tarihi binanın alnında Osmanlı Tuğrasını görebilirsiniz. Veya meşrubatçılarının güğümlerinin üstünde 3 aylı yıldızlı süslere rastlanabilir. Türkçe bilmeyen birçok esnafla İngilizce anlaşmanıza rağmen size babasının veya dedesinin Türk olduğunu ancak kendisinin Arap olduğunu söylemelerine şahit olabilirsiniz. Birçok büyük mağazanın sahibi size güvendikten sonra tezgâhın altından Osmanlı döneminde ailesine verilmiş üzeri tuğralı belgeyi iftiharla gösterebilir. Bazen de aranızda Türkçe konuştuğunuza şahit olan yaşlıca esnaftan zatlar sizinle bizim kuşağın konuşmayacağı kadar güzel bir Türkçe ile kısa bir sohbet yapıp kendisinin Arap ve fakat babasının İstanbul’da yatmakta olan bir Türk olduğunu söyleyebilir.
Bize, Suriye’ye gitmeden çok ciddi bir polis baskısından bahsedip Türkçe konuşulan kimselerin sıkıntıya girebilecekleri söylenilmişti. Bizler de haliyle hassasiyete saygılı davrandık. Ancak böyle bir baskı hissetmedik. Tanıştığımız çarşı esnafı Türkmenler bize mensubu bulundukları boyları Türkiye’den temas halinde oldukları çeşitli şehirlerdeki meslektaşlarını çok rahat anıyor ve anılarını ilk tanıştıkları kimlerle paylaşabiliyorlar.
Halep’in yaklaşık olarak yarısının farklı düzeyde de olsa Türkçe bildikleri söylenilebilir. Bu Türkçe bilen her Suriyelinin Türk olduğu anlamına gelmemektedir. Bu urum, tıpkı Antakya’daki Arapça bilenlerin hepsinin Arap olmadıkları gibidir. Her iki ülkeden esnaf ve bilhassa şoför esnafı giriş çıkış yapabiliyorlar. Otobüs servisleri yolcularını gümrük kapılarında takas yapıyorlar. Kısaca söylenilebilir ki tarihi bölgesel kültür tekrar canlanıyor.
Yüksek öğrenimde denklik Türkiye ile Suriye arasında hakikaten gerçek bir sorun durumdadır. İlişkilerin getirilmesi istenilen düzey itibariyle üzerinde durulması gereken bir husustur. Türkiye’den yüzlerce genç Suriye’de yüksek tahsil almışlar. Ne var ki aldıkları diploma YÖK’te geçerli sayılmamıştır. Öğrenciler kayıt yaptırmadan evvel kendilerine denklik konusunda olumlu açıklama yapıldığını söylemektedirler. Resmi çevreler ise gönderilen lise mezunlarının iyi seçilmedikleri aldıkları yüksek öğrenim düzeyinin çok düşük olduğu kanaatindedirler. Bizim Azerbaycan’dan tanıdığımız bu probleme maalesef burada da şahit olduk.
Suriye ile Türkiye arasında her seviyede eğitimi güçlendirmek gerekir. Bu türden bir dayanışmaya istek ve ihtiyaç var; ayrıca potansiyel de müsait. Şimdilik Türkçe Dil Kursları Şam’da ve Halep’te açılmış. Biz Halep’tekini daha yakından tanımak fırsatını bulduk. Kuruluşun başında Dr. M.Velit Mücevvaz isimli Türkçeyi iyi bilen bir Suriyeli var. Kuruluş –Yabancı Diller Okulu içerisinde faaliyet gösteriyor. Türk müdür Doç. Dr Veli Aydın Gazi Üniversitesinden, faaliyete ilkin Gaziantep Üniversitesi öncülük yapmış, oradan da Hacı Ali Şahin ve Murat Kılıç isimli iki idealist öğretmen arkadaş burada görev yapıyor.
Türkiye’den zaman zaman öğretmen ve öğrenci grupları Suriye’ye kısa süreli geziler yapmaktadır. Bunların sıklaştırılmaları Suriye- Türkiye Kültür İlişkileri itibariyle yarar sağlayacaktır. Daha planlı, daha şuurlu ve amaca yönelik kültürel ilişkiler sıklaştırılmalı. Başlatılan folklorik gösteri gezileri iki ülkenin dostluğu adına yoğunlaştırıp disipline edilebilmeli.
ABD’nin Suriye’yi tehdit etmiş olması. Halkta hala devam eden bir korku yaratmamıştır. Suriye’de rejimin Türkiye karşıtı tutum takındığı zaman dahi halkta ciddi bir Türkiye alerjisi görülmemiş. Türkiye’nin ABD’nin Irak savaşı döneminde, ABD yanlı tutum takındığı zaman Halep’te Konsolosluğumuzu gençler 5 defa taşlamışlar. Ancak yetkililer bu olay karşısında tekrar tekrar özür dilemişler. Uzun süre Başkonsolosluğumuzun etrafında ciddi askeri tedbirler alınmıştır. Halkta ciddi Türkiye özlemi olmasının yan ısıra tahrikçilerin %95’i Kürt’tür. Taşlama olayı sadece Türk Konsolosluğu karşısında gerçekleşmemiş, ABD yanlı bütün Konsolosluklar taşlanılmıştır. Ülkenin Kürt halkı arasında ABD çok sevilmemektedir. Ermenilerin Türklere karşı özel bir tavırları yok. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’dan Mersin, Maraş, Gaziantep gibi yörelerinde üretilen ürünlerin kermesi Halep’te yapılmış ve geliri konsoloslukça Halep’teki bazı okullara verilmiş ve bu davranış çok olumlu izlenim bırakmış.
Sınırların bayramlar münasebeti ile açılmaları bir bayram Türkiye’de diğer bayram Suriye halkın bayramlaşmasının sağlanılması konsolosluğumuzun çok başarılı bir girişimi olarak algılanılıyor. Zira bu iki ülkeden akraba olan çok aile var. Halep konsolosluğumuz Nusaybin, Akçakale, Kargamış, Yayladağı, Cilvegözü, Öncüpınar (Kilis) gibi altı gümrük kapısı var. Bölgede serbest Pazar bölgesi oluşturulmaya çalışılıyor ki bu çok büyük bir adım olacaktır.
Türkiye’nin bütün resmi TV Kanalları ve bir kısım R. Kanalları Suriye’den izlenilebiliyor. Türk TV. Yayınlarına büyük ilgi var. Türkçe müzik kasetlerini her yerde dinleyebiliyorsunuz. Türkiye, bölgedeki kültürünün yayılması adına uydunun sağladığı bu imkânı oluruna bırakmayıp ciddi planlar yapabilmeli, Orhan Pamuk ve Aziz Nesin’in kitapları Arapça’ya çevrilmiş, diğer taraftan Arapça ve Türkçe yazılmış 50 şer kitaplık bir setin karşılıklı tercüme edilmesi planlanıyor. Şimdilerde Konsolosluk sinema günleri yapmayı ve kitap fuarları açmayı planlıyor.
Hale’deki Yabancı Diller Enstitüsünde 18 aynı dilin kursu veriliyor. Türkçe Dil Kursları 4 yıldır faaliyet gösteriyor. Beher kursun süresi 2 ay olup kursların ortalama öğrenci sayısı 100 civarındadır. Kursların resmi boyutu olmamakla beraber kursiyerlerin bölgeleri resmen geçerlidir. Öğrencilerin arasında Türk, Kürt, Ermeni, Arap ve Süryani olanlar var. Süleyman Şah’ın Türbesinde tercüman olarak istihdam edilecek bir Türkmen’in Türkçe bilgi derecesini ölçmek için bu kursun seviye tespiti imtihanına girmesi ve belge alması şartı koşulmuştur. Suriye Üniversitelerinde İngilizce, Fransızca gibi yabancı dil eğitimi alan öğrenciler için Türkçe ikinci yabancı dil olarak kabul edilmiştir. Yabancı diller Enstitüsünde okuyan öğrenciler 3–4 ayda bir pratik yapabilmek için Gaziantep’e gönderilmektedirler.
Şam dini tarihi yapılarla dolu, Şam Kalesinde restorasyon/yenileme yapıldığından fazla gezemedik. Kalenin önünde caddenin üzerinde Selahattin Eyyubi heykelini de resimledik. Emevi Camii, Büyük Şam çarşısı’nın hemen yanında çarşı Mahmut Paşa sitilinde yapılmış, bazı bölümleri Mahmut Paşa’dan çok daha güzel ve ondan çok büyük. Emevi Camii, Şam’ın belki de en büyük külliyesi, Selahattin Eyyubi’nin türbesi de burada Türbede ayrıca iki sanduka daha var. Caminin içerisinde Zekeriya Peygamberin türbesini ziyaret için insanlar dolup dolup taşıyorlar. Yahya Peygamber ise Halep’te yatmaktadır. Vücudu Kerbala da bulunan Hz. Hüseyin’in kafası Emevi Camiindeki türbededir. Şam’daki en fazla ziyaretçi alan türbelerden birisi bu türbedir. İran’dan, Irak’tan binlerce insan ziyarete gelmekte burada gözyaşı dökmekte türbeye yüzünü sürüp eşiğini öpmektedir.
Şam’da Nesimi’nin ve Vahdettin’in türbelerini çok aradık ancak maalesef ulaşamadık. Atatürk’e karargâhlık yapmış olduğu bilinen binayı görmek istedik ancak olmadı. Vakit kısıtlı olunca her tarafa daha fazla koşamadık. Enver Paşa zamanında Şam’a gönderilmişken şehit düşen 3 Türk pilotunun anıt mezarları da Emevi camiinde idi. Onları ziyaret etmek de kısmet oldu. Şam da hediyelik eşya almak için Süleymaniye Caminin yanındaki çarşı ile El Hamidiye çarşısına gidilmeli. Burada sedef kakmalı el sanatı hediyeler alınabilir.
Süleyman Şah’ın Türbesinin bulunduğu Karakazan Türkmen köyü Şam’a 135 km. mesafede minibüste 2 saatte gidilebiliyor. Yol hiç de fena sayılmaz. Gidiş –dönüş ve sizin ziyaretiniz süresinde beklenilmesi yol boyunca bazı kasabalarda oyalanma karşılığı 30 dolar ödenmesi bol bol yetiyor. Süleyman Şah türbesinin bulunduğu ilk mekân Cebel Kalesi Fırat’ın suları altında kalınca yeri değiştirilip daha kuzeye alınmış ancak ikinci baraj yapılıp iki barajın su havzaları birleşince türbenin yeni yeri de kabaran sulardan yarım ada durumuna girmiş. Türbe hukuken Türk toprağı sayılıyor. Buradaki Suriye karakolundan izin alınarak türbeye refakatli gidiliyor. Özel araba kiralamadan da yol kenarında olduğu için gidilmesi mümkün. Türbede Türk askeri nöbet bekliyor. Suruç’tan 11 er, 1 astsubayın komutasında ayda bir nöbet değiştirerek görev yapıyorlar.
Süleyman Şah Türbesi köyün içerisinde, ancak tam ortasında değil, bir tarafa köyü, bitişik üç tarafı garaj suyu ile çevrilmiştir. Türkiye toprağı sayılan bu yerin etrafı duvar ve tel örgü ile çevrilidir. Nöbetçilerimizin beklediği kapıda “Süleyman Şah Türbesi Ölüm Tarihi 5–6–1086” yazılı bir levha ve Türk bayrağı var. Biraz ileride büyükçe bir kaideye yerleştirilmiş Atatürk’ün büstü iki Türk bayrağının arasındadır. Bu küçük meydanın sağında askerlerimizin karargâhı var. Meydanın sol tarafındaki merdivenli yoldan Süleyman Şah’ın türbesine gidiyor.
Büyükçe bir kümbet türbe içerisine yerleştirilmiş sanduka yeşil bir örtüye sarılıdır. Üzerindeki kırmızı ipek örtünün üstünde ayet vardır. Sanduka boyalı iki levha Osmanlı ve günümüz Türkçesi ile türbenin tarihçesini anlatmaktadır. İtinalı yapılmış bakımlı türbede silah arkadaşı oldukları ifade edilen iki sanduka daha vardır. Türbenin dışında sağlı – sollu Mehmetçiklerin nöbet tuttukları giriş kapısının üst başındaki levhada da “Süleyman Şah türbesi Ölüm Tarihi 5–6–1086” yazılı levha vardır. Tesisin en dışındaki çeşmenin üzerinde Türkçe Arapça ve İngilizce “Süleyman Şah Çeşmesi” yazılıdır.
Türbeyi tanıtıcı mermer levhalardan birisinde ise; “Burası Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Bin Kayaalp’in mezarıdır. 5 Haziran 1086’da kendisi ve halkına yurt aramak için iki adamı ile Fırat nehrini geçerken boğulmuştur. Bu mezar esas yeri olan Ceber’den Tabka barajının inşaası sebebiyle 1973 yılında buraya getirilmiştir.” açıklaması bilinmektedir.
Lâskîye, Suriye’nin turistik liman şehri denizin nemli havası insanı boğuyor. Sahil şeridinde 30 dolara kiralayabileceğimiz müstakil evler var. Şehrin sahil kesimi Bucak Türkmenlerinin yerleştikleri bölge, Bayır ise, Laskine’nin Yayladağı’na bakan yakası. Burada sosyal doku da oldukça farklı. Halk sıcaklardan kaçmak için yaylalara çıkıyor. Bayır bölgesi yaylalık kesimdedir. Biz Lâskîye’den doğuya doğru günübirlik 35 km.lik bir seyahat yaparak Islınıfı yolu üzerindeki Selahattin Kalesine gittik. Şehir – kale tipinde çok büyük olan bu kaleyi görebilecek şekilde turistik tesisler yapılmış ve yapılıyor. Görülmeye değer bir eser kısmen restore edilmiş. Burada ilginç bir tespitle karşılaştık. Halk sivrisineklerden korunmak için beyaz naylon torbalara hava üfleyip kapı ve pencerelere asıyor, böylece sineklerin gelmediğine inanılıyor.
Bayır Türkmen bölgesi tamamen ormanlık Yayladağı’na gidilirken bu bölgeden geçilmektedir. Yolu hiç de fena değil. Bölge Kestel Maal Köyünden sonra Türk bölgesidir. Burada halkı tamamen Türkmenlerden meydana gelmiş 40-50 köy var. Köylerin yol, elektrik , okul, su , telefon, sağlık imkanları Türkiye’den geri değil. Bu köylerden bazıları, Kepir, Rabia, Kuzcuk, Gebere, Gebelki, Deruşe, Ablaklı, Musibin, Çukurca, Gökdağ, Kontara, Mılıkı, Şeren, Avanlı, Almalı, Avcabayır, Fırınlık, Bulacık, Çamırlı, Zizif, Bödürsu’dur. Köy yollarında çevreye serpilmiş turistik tesisler var. Burası bilhassa Suudi Arabistan’dan turist almaktadır. Gelen varlıklı turistler birkaç ay yayla evlerinde kalmakla köylere camii veya yoksullara konut yaptırmaktadır. Bölgede polisiye vaka hiç görülmemektedir. Jandarma bölgesi olmasına rağmen jandarmalar 2-3 yılda bir gelmektedir. Bizim konakladığımız Gebere köyüne sahibi 3.500 metre mesafeden lastik hortumla açıktan su getirmiştir. Bütün evler ihtiyaçlarını bu şekilde sağlıyorlar her evin önünde bir havuz yapılmış sular bu depolarda muhafaza ediliyor. Kimse komşusunun hortumuna zarar vermiyor.
Evinde misafir olduğumuz 76 yaşındaki Mehmet emi çocuklarına nasihat ediyor: “Silsilenizi kayıp ederseniz dilinizi yitirirseniz yok olursunuz”, sonra bize dönüyor; “ beyim ana Türk , Baba Türk çocukları Arap bu nasıl iştir” diyor. Oğlu açıklama yapıyor “Ben ilk iki çocuğuma okul evvelinde Türkçeyi öğrettim, eğitim Arapça olduğu için dillerini unutmasınlar, diye. Ancak bu defa hiç bilmedikleri dille eğitime başladılar. Okulda çok ezildiler, sürekli sınıfta kaldılar. Bunun üzerine en küçük çocuğumun eğitiminde Arapçaya öncelik verdim. Türkçeyi nasıl olsa evde öğrenirler” diyor.
Türkmen aileler Türkmenlere evlenmiş olmakla ve çocuklarına Türkçe isim vermekle iftihar ediyorlar. Fazla ileri gidip sorun yaratmaktan da çekiniyorlar. Son seçimlerde Bayır bölgesinden 6 milletvekilinin çıkmış olması bazı siyasi sorunlara yol açabilmiştir. Bir diğer sorun da gençlerin köylerde kalmak istemeyişinden kaynaklanmaktadır. Şimdilerde köylerdeki bağ bahçeye ailelerin yaşlıları bakmaktadırlar. Gençler para göndererek yaşlılar maraba çalıştırmaktadır. Gelecekte köyler tamamen boşaltılır ise Türkmenlerin kırsal kesim ile bağları kalmayacaktır. Nitekim yaşlı akrabalarına emanet edilen bahçeler bakılmadığı için elden çıkmaya başlamıştır. Bu husus Bayır Türkmenliğinin geleceğini tehdit eden sosyal bir sorundur.
Biz bu gözlemleri yaparken, ABD tarafından hürriyetleri kısıtlanmak istenilen 11 askerimiz henüz serbest bırakılmamıştı. İnsan, Emperyalizmin Suriye Türklüğünün tadını ne zaman kaçıracağı kuşku ve kaygısını duymadan edemiyor. 11 Mehmetçik olayı Türk Hükümeti değil Türkiye Cumhuriyetini hedef almıştır. Mesele esasen bölge Türklüğü öncelikli olmak üzere Türklüğün meselesidir. ABD bölgede Türklüğün nabzını mı ölçmektedir. Bölge Türklüğünün tepkisini mi anlamak istemektedirler. Yoksa “kuşa bak” denilip ceplerimiz mi boşaltılıyor. Provokasyon mu yaşıyoruz; gibi sorulardan insan kendisini kurtaramıyor.
Şam’da son gördüğümüz türbe Baybars’a aitti. Burası Emevi Külliyesinin biraz aşağısında içerisinde bir okulun bulunduğu bahçede kapalı bir alanda idi. Memluk Sultanı Baybars’a mozolesi olarak anılıyordu. Nurettin Zenginin türbesi ise kapalı çarşının içerisindeydi.
Halep’te ve Şam’da sanıldığı gibi bütün hanımlar çarşaflı değiller. Şam’da biz çarşaflı hanıma rastlamadık. Halep ise pek az çarşaflı ve peçeli ile karşılaştık. Lâskîye çok daha dekolte/açık ancak yine de Türkiye ile kıyaslanamaz. Okul kıyafetlerine gelince ilkokullarda kız –erkek eğitim karışık, liselerde kız ve erkek liseleri farklı ve uyulması gereken bir kıyafet normu var. Üniversitelerde ise, kıyafet tamamen serbesttir. Lâskîye’de hanımlara mahsus kahvehaneler var. Buralarda bayanlar tavla veya iskambil oynuyorlar. Pasta hane veya lokantalarda erkeksiz kadın grupları yiyip içebiliyorlar. Geceleri geç saatlere kadar sahildeki parklarda erkeksiz dinlenmeye gelen ciddi aile hanımları görebilirsiniz. Ayrıca bu parklarda hanımlar nargile içebilmektedir. Bir bayan yanında erkek olmaksızın şehirlerarası yolculuk yapabilmektedirler. Bunların arasında başörtülü veya başı açık her yaşta hanımlar görülebilir. Ayrıca gençlerin bilhassa üniversite gençlerinin hemen hemen tümü bluz –kot giyimlidir. Uzun pardüso giyimli başı örtülü genç kızlara da rastlamak mümkündür.
Örtünme Suriye de mezheplere de yansımıştır. Alevi inançlı kesimin hanımları bilhassa gençleri başlarını örtmemektedir. Pantolon giymektedirler. Sünni inançlı Arap ve Türkmenler de bayanlar uzun kollu gömlek giyerler, başlarını örterler. Pantolon giyecekler ise, pantolonun üzerine etekleri uzunca bir bluz –gömlek giyerler.
Yayladağı’nda çalışan halk bilimci Yusuf Şeritoğlu’nun ifadesine göre Yavuz Sultan Selim Kemah’tan 5.000 Sağıroğlu aşireti mensubu ile Sivas’tan 10.000 Kara Mustafa aşireti mensubu Bayır ve Bucak yöresine iskân etmiştir. Bayır – Bucak’ın insan yapısı aynı zamanda Doğu Anadolu Türklüğü ile bağlantılıdır.
Bayır –Bucak Türklerinde bir erkek hukuken 4 hanımla evlenebilir. Gelin kız çıkmaz ise babasının evine gönderilir. Türkmen ailelerde Arap ve Ermenilere nazaran doğum oranı daha fazladır. Türkmenlerde eskiden daha çok çocuk yapılırken, şimdilerde bu miktar düşmüştür. Ortalama 3-5 çocuk olmaktadır. Etnik kesimler arasında evlilikte aranılan ölçü Sünni veya alevi olmaktır. Kürt –Arap ve Türk Aleviler aralarında kız alıp verirler. Kız kaçırma yöntemi ile evlilik olur. Lâskîye’de pek görülmez iken Halep’te rastlanılabilmektedir. Kan davasına pek rastlanılmamaktadır.
Düğünlerde bayrak taşıma geleneği vardır. Suriye resmi bayrağı taşınır. Düğünlerde geline de damada da kına yakılır. Yeni gelin gelmiş eve dua edilirken “Ayağı güdümlü olsun bir yastıkta kocasınlar” denir. Böylece gelinin yeni haneye saadet getirmesi ve eşi ile paylaşması temenni edilmiş olur.
Bölgede gelin baba evinden koca evine götürülürken mezarlık etrafında dolaştırılmasının hayrına inanılır. Bu inanç da ata ruhları ile ilgilidir.
Bölgede çocuğu yaşamayan kadınlar Yayladağı’ndaki “Türkmen Yazısı” na götürülür. Burada birkaç dam ve Karataş vardır. Sütü olmayan anneler de buraya getirilir.
Albasması tedavisinde de miras kalmış altın kullanılır. “Oğlanlık” hastalığının tedavisinde de hasta atalarında miras kalmış bir eşyayı üzerinde bulundurur ve “Bu benim değil senin” demektedir. Bu inanç tamamen ata ruhları ile ilgilidir. Aydaş olan çocuklarda tedavi için mezar üzerinde bir süre bırakılarak mezardakinden yardım umulur.
Bayır - Bucak Türkmenlerinde insan isimleri örnekleri de tespit ettik. Bunlar, Nizar (Nazar), Mehmet Ahmet Hüseyin, Mustafa, Muhammet, Cafer, Sunay, Fatma, Vedia, Tarık, Battal, Murat, Ali, Necim, Emir, Enver, Semir, Nurcan, Yaşar’dır. Çocuğa ismini anne de baba da koyar. İsim konulurken sağ kulağına ezan okunur. Hala veya amca çocuğuna (Emtioğlu) da denilir. İsim konulmasına “ad vurmak” denilmektedir. Çocuklar için (döller) denilmektedir. Anadolu’da kimin çocuğusun anlamında “kimin dölüsün” denir. Veya kızıldığı zaman “itin dölü” veya “gâvurun dölü” denir. Bölgede sünnet işlemi yapılır ancak pek merasimli olmaz.
Çocukları nazardan korumak için şeyhlere götürülür. Çocuklara (Hacep) yazdırılır. Hacetler için Alevi inançlı Müslüman halk Halef yol çatındaki Şeyh Mahmut Şato veya Selahattin kalesi güzergahındaki Hıdır Ali ziyaretlerine giderler. Halk Sünnilere, Müslüman ve Alevi inançlı olan Müslümanlara da sadece Alevi demektedir. Alevi ve Sünni inançlı Müslümanlar birbirlerinin yatır ziyaretlerine gitmemekte iken Orta ve Doğu Anadolu’da halk türbe ziyaretlerinde bu tür bir ayrılık gözetmez.
Bu bölgede çocuğu olan aileye iyi temenniler belirtilirken; “analı babalı büyüsün. İnşallah muraz (murat)ını da görürsünüz”denilir. Böylece yenidünyaya, ailesine ve gelecekte kuracakları yuvaya dua edilmiş olunur.
Suriye Türkmenlerinde Ramazan bayramı (Küçük Bayram), Kurban Bayramı (Büyük Bayram) olarak bilinmektedir. Nevruz, Muharremlik ve Aşure anma günleri Lâskîye’de pek bilinmiyor. Mezarlar bayram gecesi gün batımından sonra ziyaret edilir. Anadolu’da ise gün batımından sonra mezar ziyareti yapılmaz, mezarlığa mecbur olunmadıkça akşamdan sonra gidilmez. Hıdrellezde gül ağacının altına dilekle ilgili beşik, ev gibi şeylerin maketi konulur.
Kurban bayramı veya Hac münasebeti ile kesilecek kurbanın günü cumaya rastlar ise buna hac-ul ekber (büyük hac) denir.
Ekin, günlerin eski isimlerine göre yapılır. Günler eski isimlerin telaffuzuna göre “boş gün” veya “dolu gün” dür. Dolu günde ekin ekilir boş günde ekilmez.
Harmanın kaldırıldığı gün birisi gelecek olsa, gelen kimse “Allah Halil İbrahim bereketi versin” der.
Bölgede ölen kimsenin ailesini teselli etmek için “İnşallah Peygamber efendimizin bayrağı altında birleşmek nasip olur”denir. Anadolu’da “Allah peygambere komşu kılar inşallah” denir veya “Allah sevdiği kulunu yanına alır” denir. Ölen kimse için “hakkına kavuştu”, “Ordan/oradan (topraktan) geldik, oraya gidiyoruz” denir.
Ölümün önüne geçilmeyeceği inancı vardır. Ölümün de hayırlısı istenir. “Allah’ım elden ayaktan düşürme” veya “Ayrıca etek kuruca yatak nasip et”, “Yüzü örtülü ölüm nasip et” denir. Elden ayaktan düşmüş kimse ölünceye kadar çevresine yük olur. Yüzü örtülü ölüm, ölürken yakınlarının yanında olması dileğidir.
Ölümün zamanını Allah bilir. Bununla beraber bazı belirtilerin ölüm habercisi olduğuna inanılır. Bu belirtiler çok kere şahıslara ve yörelere göre değişebilir. Bölgedeki ölüm emaresi kabul edilen hususlar arasında Rüyada beyaz at görme aksakallı bir ihtiyar görme, ölmüş kimseden bir şeyler isteme, ev yaptırma, diş çektirme vardır. Bunlardan pabucun bir tekini yitirme, dişin düşmesi gibi hususlar diğer yörelerde de ölüm habercisi olarak algılanır. Bu tür rüyalar sır olarak saklanır ve hayra çıksın diye sadaka verilir.
Bayır Bölgesi Türkmenlerinde ölen bir kimse için göçtü anlamında geçindi denilmektedir. Mesela “Babam sizlere rahmet geçindi” denilmektedir. Anadolu’da da bilinen “Allah ölümün de hayırlısını versin, imanla Kur’an ile ölüm nasip etsin” denilmektedir.
Yaslı aileye taziye verilirken, “Başınız sağ olsun, Allah başka acı vermesin, Allah onun ömrünü sizlere versin” denir. Bu ifadelerde tevekkül vardır. Ömrün bir kısmının kullanılmış iken kullanılmayan arta kalan kısmının olduğu inancı vardır. “Tarlaya atılanın kimi biter, kimi yiter” denilir.
Bölgede yolda gidilirken uyuyan çocukların uyandırılması âdeti vardır ki biz bunu ilk defa duyduk. Günün ağarma zamanı dar vakit olarak algılanır. Uyuyanlar uyandırılır ancak çocuk –uyku – yol arasındaki bağı kuramadık.
Saloca (tabut) un 7 adımda bir taşıyıcısının değiştiği uygulaması çok yaygındır. Ceset sapıtma ağacı ve murt çalısı ile mezara yerleştirilir. Ölümün Kelime-i Şahadet getirdiğini hocanın duyduğuna inanılır.
Ölünün definden sonra canı için bazı hayırlar işlenir. “Kazma Yemeği”, “Sing Kurbanı”, “Ölü Yemeği”, “Helva”, “40 Yemeği”, “52. gün Kur’anı”, “Yıl Yemeği” bunlardandır.
Köpeğin uluması, Baykuş, Göyce oğlak, Kızılca oğlak kuşları eve yakın ötmesi yıldızın kayması kişinin kalbine doğması ölüm haberi olarak algılanır. Ölüm öncesinde, vasiyet, helalleşme safhaları yaşanır. Ölümü kolaylaştırmak için Kur’an okutulur, Kelime-i Şahadet getirilir, tövbe ettirilir, zemzem suyu verilir. Hasreti olanlar getirilir, ölecek kişinin can alıcı meleği gördüğüne inanılır. Amelli ölüler gülümser. Böyle olmayanların yüzü asık olur inancı vardır. Su ısıtılırken ocağa konulacak odunlar kırılmaz. Ölü yıkanırken yanında könnük, pohur yakılır. Bunların dumanlarının şeytanları kovduğuna inanılır.
Yas münasebetiyle söylenen bir tekerleme de Ordulu Cevdet Ağa’nın mezar taşından alınmıştır.
“Bu dünya bir değirmendir
Durmayıp elbet döner
Cismi âlem bir fenerdir
Akıbet bir gün söner.”
Bölgede (Yayladağ ve Bayır’da) hem mezar başında başsağlığı dilenir ve hem de taziye için evlere gidilir. Ölen şahıs hayatta iken vasiyet eder ve miras olarak bıraktığı meblağ için “Yemeğim içinde” veya “Yemeğim dışında” der. Bununla öldükten sonra hayrına yemek verilmesini istemiş olur. Bu arada yemek kapsamında mevlit okutulması gibi hususlar da vardır. Yayladığında cenaze yemeği adına fakirlerin evlerine yemek servisi yapılmaktadır.
Ceviz ve İncir ağacının dibinde yatılmaz. “ağır olur, ağırlığı basar” denir. Karadeniz bölgesinde İncirden düşenin öleceğine, Nahçıvan’da da Ceviz ağacının altında yatanın öleceğine inanılır.
Yayladağı’ndaki Bayır –Bucaklı Türkmenlerin halk inançlarını anlatırken Yayladağı yatırlarına tekrar döneceğiz. Bayır’da da tanınan Yayladağındaki ziyaretlerden Yedi Tepe Ziyareti –Emen Dede ve Romatizmaya şifa verdiğine inanılan Yel Dede oldukça ünlüdür.
Lâ |