Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

 

   Bu çalışmamızdaki bilgileri “Türkmen Dünyası’nda Karşılaştırmalı. Karakeçili Halk İnançları” isimli bildiri ile katıldığımızı “Türk Kültüründe Karakeçililer ve Şanlıurfa, bilgi şöleni münasebeti ile bulunduğumuz Şanlıurfa / Siverek’te 02–05 Haziran 1999 temas imkânı bulduğumuz Karakeçili Türkmenleri, Zaza ve Arapça konuşan şahıslardan derledim. Bu bilgileri kısa karşılaştırmalarla açıklamaya çalışacağız.[1]
   Ş.Urfa merkez ve yakın çevresinde yaşayan Zazaca konuşan halklar kızlar 16–20 yaşlarında erkekler ise 18–20 yaşlarında evlenirler. Evlenecek kıza ailesi kanaatini sorar. Kızın kanaati alınır. Bununla beraber gelin adaylarının %80’i aileye “hayır” diyemezler. Yakın akrabalar arasında evlilik olmakta mesela kardeş çocukları evlenebilmektedir. Eskiden daha çok çocuklu olurken şimdi bir ailede ortalama 5–8 çocuk olmaktadır.
   Kırsal kesim ailelerine çocuk sayısı daha çoktur. Vefat eden büyük kardeşin dul kardeşin dul eşini kaynı olabilir.[2]
   Zazaca konuşan bir aile Kırmanç ve Türkmen’e kızını verir ve onlarda gelin alır. Sünnü Zaza, Alevi Zaza’ya nadiren kız verir. Sünniler itibariyle bir Zaza aile gelin alır ve verirken Zaza kesimi tercih eder. Alevi inançlı Zaza ailede Alevi olmayan Zaza aileye kızını pek vermek istemez.
   Urfa’da Zazacaya genelde “Dımdı/Dımılı” denir. Ancak Çermik Zazacası, Siverek Zazacası, Polu Zazacası, Bingöl Zazacası, Tunceli Zazacası vardır.[3]
   Zazaca konuşan ailede dünyaya yeni gelmiş çocuğu babası tarafının bir aile büyüğünün ismi verilir. Daha ziyade vefat etmiş dedenin ismi verilir. Çocuk kız ise, ninenin ismi verilir. İsim verme işi ilk 3 günde tamamlanır. İsim verilirken bebeğin sağ kulağına 3 defa ezan okunur. Çocuğu olmayan aile çareyi ilkin tıpta, doktorlarda arar. İkinci planda ise “Şeyh Ocağı” “Ziyaret”ler ve “Âlim Mezarları” gelmektedir. Bu tür yerler çocuk dileği ile ziyaret edilirler. Zazaca konuşan Türkler de her ziyaretin bulunulacak talep itibariyle bir özelliği vardır. Eyüp Nebi’ye bir Hz. İbrahim’e farklı bir hacet için gidilir. Çok kere birçok hacet için birçok ulu kabire gidebilir. Ziyarete giden, talebini ziyaretten değil Allah’tan ister. Bu arada “Allah’ın burada yatan senin peygamberindir. Bunun hatırı için, benim çocuğum olmuyor benimde birçok sahibi olmamı nasip et” der. Ziyarete gidenin adağı var ise, kurban keser. Adak kurbanın etinden kendisi yemek, konu komşuya ikram eder. Çocuk olduktan sonra kurban bir defa kesilir.
   Siverek’deki Zaza ulusu olarak bilinen kimseler Koçali Baba, Cerrah Baba olmakla beraber halk etnik farklılık gözetmeden ziyaretlere giderler. Sunni halk, Zaza, Kırmanç ve Türkmenler daha ziyade Sunni inançlı olduğu bilinen ulu mezarlara giderler. Alevi inançlılar da daha ziyade Alevi inançlı yatırları tercih ederler.[4]
   Zazaca konuşan halkta; çocuğu olmayan veya çocuğu yaşamayan gelin, kısmeti açılamış yetişkin bir kız bu hacetlerinin karşılanması için, ziyaret yerlerine ve şeyhlere giderler. Bu gidişler çoğunlukla Cuma akşamları olur. Şifa niyetine gelenler türbede ve Şeyh’te bir gece konaklayabilir.[5]
   Türbe kapısında yatarak şifa aramak batı Anadolu’da görünür. İran’da ise, İmamzadeler ve içerisinde ulu kabirlerin bulunduğu camilerin kapıları önünde şifa niyeti ile geceleri hasta yatırılır.[6]
   Zaralarda türbe ziyaretine gidenler teberrük olarak türbeden “toprak” alınır. Bu toprak suda eritilir. Bu su şifa niyetine içilir. Hz. Eyüp’ün toprağına şifa, Hz. İbrahim’in toprağının ise bereket için kullanılır. Günün her saatinde toprak alınır topraklar evden de kıymetli bir metal olarak saklanılır. Ruhi rahatsızlığı çok olan hastaların tedavi için türbeye zincirlendikleri de olur.
   Zazaca konuşan Türklerde annenin ve bebeğin kırkı çıkarılacağı zaman Hicazdan getirilmiş özel tasla anne ve bebeğe 40 tas su dökülür. Kadın evinden kırkı çıktıktan sonra dışarı çıkar. Kırkı çıkmadan çıkan kadın “Çarpılma” tehlikesi vardır. Ayrıca iki kırklı yanı kırkı çıkmamış çocuk bir araya gelseler ikisinin de çarpılabileceği inancı vardır. Çarpılan çocuk hastalanır. Böylece çocuklara “Kırk Basmış”, “Kırkı Karışmış” denir. Önlenilmesi için bebeklerin anneleri çatal iğne değişirler. Kırkı basması halinde tedavi maksadı ile tekrar kırk çıkarılır.[7]
   Kırk basması, Türk halk inançlarının ortak kültür kodlarındandır. Daha ziyade çocuklardan birisi diğerini basmış olur. Basılan çocuğa “basılı” veya “basık” denir. Böyle çocuklar, halsiz, renksiz, isteksiz olurlar.
   Zaza Türklerinde doğum yapan eve komşu ve yakınları 3 gün yemek getirirler. Bunların boşalan kap ve tabakları loğusanın kırkı çıkmadan sahiplerine verilmez. Kap-kaçağın sahibi de 40 çekmeden bunlara almak istemez. Bu eşyaları geçici sahipleri yemek götürülen evlerdir.
   Halk inançlarımızda böyle hallerde daha ziyade yumurta, maya, sirke gibi mayalanmayla ilgili besinler verilmez. Geceleyin ateş türünden nesneler verilmez. Yukarıda tespitin mahiyeti aynı olmakla beraber bizim için yeni bir tespittir.
   Zaza Türklerinde kırklı anne ve bebek eşikten dışarı çıkmış ise, düğüne gitmez, götürülmez. Gidecek olsa geline ve damada sokulmaması gerekir. Bu kurala uyulmadığı takdirde damat basılmış olur. Damadın erkekliği bağlanır. Bağlanmış damadın çocuğu olmaz inancı vardır. Ayrıca nikâh esnasında ip bağlanır ve parmaklar katlanır ise damadın bağlanacağına inanılır. Bağlanmış damadı hoca okuyarak açabilir. Ancak bağlanma sebebinin şeklinin bilinmesi gerekir. Büyüde ipe düğüm atarak bağlanılmış ise, müdahale edilerek bağlılık hali giderilmez ise, düğüm atılan ip çürüyünceye kadar bağlanmışlık sürebilir. Tıpkı akarsuya bırakılan sabunun erimesinin beklenilmesi gibidir. Ayrıca bağlanmak için “bıçak kapatma” uygulaması da yapılır.[8] Bıçakla bağlama uygulaması kurtağzı bağlama dini uygulamasında da vardır.
   Damadın bağlanması ile ilgili inançlar Türk halkları arasında çok yaygındır. Bağlama; ip bağlama, el bağlama, bıçak bağlama, kilit kapama gibi uygulamalarla yapılır. Bağlanmanın önerilmesi için imam nikâhının yapılacağı saat saklı tutulur. Nikâh salonuna yabancılar alınmaz. Çocuklar sehven el ve kollarını bağlamasalar diye uyarılırlar.
   Diğer Türk halk kesimlerinde olduğu gibi Zazalarda da “Kurtağzı Bağlama” uygulama ve inancı vardır. Kurtağzı duası ile dağda bir evcil hayvan var ise hayvan parçalamaması için yapılır. Hayvan kurtulduktan sonra ağzı kapalı kurdun açlıktan ölmemesi için duası okunarak ağzı açılır.
   Zazaca konuşan Türklerde, gelin yeni evinin eşiğinden girmeden evvel bir yumurtayı duvara vurarak kırar. Ayrıca bir testi veya şişe kırar. Bir dönem tahta kaşığın sırtına basarak onun ses çıkararak kırılmasını sağlardı. Bu esnada gelinin uğurlu tatlı dilli olması için başına şeker, para ve buğday karışımı bir saçi saçılır.[9]
   Geline eşikte ses çıkararak bir şey kırdırmak ses çıkarmasını sağlamak içindir. Ses çıkarılarak kara iyelerin kavurup dağılmalarını sağlamak içindir. Böylece kötülükler dışarıda bırakılmış olunur inancı vardır. Bu uygulama Türk halklarında çok yaygındır. Keza konfeti saçışı da hemen hemen bütün Türk Dünyasında yaygındır. Zazalar gelinin “uğurunu açmak” için bu uygulamayı yapmaktadır.
   Zazalarda, gelin yeni evinin kapısından girmeden evvel ona toklu getirilir gelin o tokluyu kaldırabilir ise, toklu o gelinin olur. Gelin yeni evinin kapısından girmeden evvel Kur’an-ı Kerim’i öper başına koyar sonra kapıdan içeri girer. Oğlan evinin çatısına düğün evi olduğu belli olsun diye çatısına bayrak asılır.
   Türk halk inançlarında gelin-koca ilişkisine dair bir hayli inanç vardır. Çocuk isteyen gelinin oğlu olur ise koç, kızı olur ise koyun keserek adağını yerine getirir. Erkek çocuk sahibi olması istenen gelin saya zamanı koça bindirilir. Gelin kendisi için kurban edilen koç postuna basarak eşikten geçer, kurbanın kanı gelinin anlına sürülür. Gelin olayı bir çoban ve sürüsünün yanından geçiyor ise, çoban bir koç getirir ve “ben bu koçu geline kurban edeceğim” der. Damat çobana koçun parasını verip kestirtmez böylece gelin koçun hayatını bağışlamış olur. Gelin oğlan evine gelinceye kadar oğlan evi her bayram kızın evine birkaç kurbanlık gönderir. Zazalarda ki tokluyu kaldırarak hak etme inancı diğer Türk kesimlerinde de görülür. Kur’an-ı Kerim ve bayrak uygulamaları da halk inançlarımızda çok yaygındır.
   Zazalarda çok eşli evlilikler de olmaktadır. Bir Zaza erkeğin 3–4 hanımı olabilmektedir. Zazalarda eskiden başlık parası çok yaygın iken şimdi o derece sık ve ağır şartlı değildir. Zazalarda kan davası da vardır. Zazalar inatları ile meşhurdur. “Zaza İnadı” denir. Zazalarda “Kan Parası” ölüme sebebiyet kaza ile olmuşsa alınır. Her halükarda barışılmış olsa da “kanlı, her ikisinden birisi köyü terk etmek zorundadır. “Kan düşmanlığı” evlenilmek suretiyle yakınlık sağlanıldığı için intikam giderici olur. Ancak ölümden sonra akrabalık cihetine gidilmez, bir süre beklenilir.[10]
   Zazalarda “Gelin çeyizi sergisi” yapılır. Gelinin eş dostunun görmesi için görüşe açılan çeyizlerine “Çeyiz görme” denir. Zazalarda evlenmek isteyen genç kız bu isteğini ilkin yakın arkadaşlarına söyler onlar kızın annesine, annesi de babasına söyler. Evlenme isteğini anlatamayan genç kız, tabakları yemek servislerini yere sert sert vurur. Tartışmak için vesile arar, daima duysuzluk eder.[11]
   Zazaca konuşan Türklerde “Berdel/Berdil” karşılıklı kızkardeşleri olarak evlenme yöntemi de vardır.
   Zazalarda da evin damına konmuş baykuş uğursuzluk işareti olarak kabul edilir. Keyfi olarak köpek beslemek, köpek melaikelerin eve gelmesine mani olduğu için uğursuzluk sayılır. Hayvancılıkla uğraşanların çoban köpekleri bu keyfiliğin kapsamına girmez. Zazalarda da uğurlu kişi, uğursuz kişi inancı vardır. Ancak Zazaların %20’si ancak buna inanır.[12]
   Zazalarda ikinci evlilik sırasıyla, zevk için, çocuğu olmadığı için, erkek çocuğu olmadığı için yapılır.
    Zazalarda ölümün sadece kırkı yapılır.[13]
   Dünya balığın, balık öküzün sırtındadır. Öküz de denizin üzerindedir. İnsan ölünce ruh boğazdan ağzına gelir ve ağızdan dışarı çıkar. Daha sonra cennete veya cehenneme gider. Kur’an-ı Kerim’de baykuşun kuşların padişahı olduğuna dair açıklama olduğu için baykuş kıymetlidir.[14] 
   Zazalarda çocuğun sünnet parçasını saklayan, camiye gömen, suyu atan kimselerde vardır. Göbek bağı içinde de aynı inanç ve uygulamalar vardır. Saçının kesilmesi için berbere götürülen çocuğa, direnç göstermemesi için “kesik saçlarını bakkala verirsen sana meyve verecek” denilerek oyalanır.
[15]   Zazalarda çocuğun ilk dişi çıkında buğday ve nohut kaynatılır. Buna “Donuk” denir. Donuk’un içine soğan ve nane de konur. Bu yiyecek konu komşuya dağıtılır. Amaç çocuğun çıkan dişinin sağlam olmasının temennisidir. Bu uygulama diğer Türk kesimlerinde hedik olarak bilinir.
   Zazaca konuşan Türklerde çocuk ilk olarak yürüyünce onun ayak parmaklarına incecik bir ip bağlanır. Çocuklardan birisi bu ipi parmağı ile koparır. O anda başka bir çocuk elindeki suyu dökmeye hazırdır. İpi koparının korunmak için kaçar. Burada çocukların yiyip neşelenecekleri şeker meyve türünden gıdalar vardır. Yürüyemeyen çocuklar şeyhe götürülür.[16] Bu uygulama köstek kesme olarak bilinir.
   Ölecek kişi gördüğü rüya ile öleceğini anlar. Ölümün zor olmaması için ezan okunur. Öldü zannedilen bir kimsenin ölmediği anlaşılınca bu durum “Azrail aynı isimli iki kişiyi karıştırdı” şeklinde izah edilir.
   Zazalarda Cuma ve Kandil akşamları komşulara para, yemek gibi şeyler verilir. Bu bir sadakadır. Ayrıca “sabah ekmeği” inancı vardır. Zaza aileler günün doğma saatlerinde komşu veya birisine ekmek vermeni hayrına inanırlar.
   Semekant-Özbekistan’da sabahın erken saatlerinde şehrin çıkışında ekmekçiler yolculara ekmek vermektedir. Bu uygulama Timur’un bir seferinde halkın askerlere ekmek vermesinden kalmıştır. Şimdilerde para karşılığında verilmiş olmasına rağmen başlangıçta ekmek verenin ve alanın hayrına olduğu inancı vardı. Ayrıca Taşkent’te bir ev ziyaretine ilk gidişte en makbul hediye o eve ekmekle gidilmesidir.
   Anadolu’da birçok yerde mesela Kars’ta sofrada “lokma” bırakılmaz kısmeti kalmasın diye. Birisinin lokmasını başkası yese “kısmetini aldı” denir. Erzurum’da ise sofrada lokma bırakılır. Kısmeti devam etsin diye. Ekmek ayakta iken yenilmez yere dökülür, fakirlik olur diye oturarak yenilir.
   Urfa’da Mırra içilen fincan yere konulmaz. Konulur ise ikram yapan hizmetliye hareket olur. Telafi etmek için mırra bardağının altınla doldurulması gerekir. Bazan ağalar fakir ve bekâr yardımcılarının fincanını ona yardım etmek için özel olarak yere koyarlar.
   Anadolu’da düğün arifesinde kız evinde kına gecesi yapılırken oğlan evi de damat ve arkadaşları ile “Kısır gecesi” yapar. “Kısır” ayrıca; Kısırlık bulgur, soğan, maydanoz, salça, baharatlar, yağla yapılan marul yaprağına sarılarak yenilen bir yiyecek vardır. “Kısır gecesi” ve “Kısır” Kırmanca konuşan halkta da vardır ve ismi Hasandi’dir.[17]
   Aile fertleri arasında Arapça konuşan Urfalıların bir kısmında kırkı çıkmamış anne ve kırkı çıkmamış çocukların kırkı bastığı gibi sünnetli çocuklar ve gelinler arasında da birbirlerini kırkları basabilmektedir. Gelin kırkları karışmasın diye gelinler durumdan haberdar edilirler. Bir mecliste karşılaşılan gelinler yerlerinden birbirlerine doğru yürürler. Böylece birbirlerini karşılamış olurlar. Biri diğerini basmamış olurlar. Kırkları karışmamış olur. Kırk çıkarmak için altın bir yüzüğe ip bağlanır. “Kırk suyu” bu yüzük kırk defa bastırılıp çıkarılır. Tuzun da bu su ile kırklanılacak kimse yıkanılır.[18]
   Gelinin saçında (başına damadın atılan saçı) bozuk para, şekerleme ve elma atılır. Gelin eşikten girerken eline bir nar verilip duvara vurması, istenir. Etrafta saçılan nar taneleri kadar çocuğun olması dilenir.
   “Yuvarlanma” diye bilinen bir uygulama vardır. Gelinin yatağına bir erkek çocuk yatırılır ve yatakta yuvarlanarak yatağın her tarafına sürünmesi sağlanır. Böylece gelinin ilk çocuğunun olması çocuklarının yaşamaları için çok çocuklu anneler ve onların erkek çocukları ile ilgili olarak Türk halkları arasında bu tür uygulamalar çok yapılır.
   Bu çerçevede üzerlik yakmaya “üzerlik çevirmek” denilmektedir. Bazı yörelerimizde ise “Üzerlik tütsülemek” denilmektedir. Buradaki uygulamanın da biçimi ve amacı aynıdır. Biz Harran’ın İmam Bakır Köyünde çocuklardan yuvarlak halkaya dizilmiş üzerlik aldı ve bu düzenlemeyi ilk defa burada gördük, üzerlik uygulanırken;

   “Üzerlik kovasan

   Bin bir derde devasan

   Muhammed Mustafa’yı (s.a.s) seversen

   Bizim bu derdi savasın” denir.[19]

   Bilindiği gibi Kara iye/cinlerin bir kısmı Müslüman’dır ve Hz. Muhammed cinlerin de peygamberidir. Bu itibarla ondan bu konuda şefaat istenilmiş olabilir. Şefaat Allah’tandır. Ancak peygamberler Allah’ın itibarlı kullarıdır.
   Bir çocuk dünyaya gelince ailesine göz aydınlığı verilince “ismi ile yaşasın” bir dostun kızı evlenmiş ise “Ağbatı olsun” (Bahtı ak olsun) başsağlığı dilenirken, “Ağbatı kalanlara olsun” beddua ederken Huzulkurt (Kızılkurt) seni tuta, seni vura” dağ gibi durasan buz gibi eriyesen” ciğerin hastane şilepçe (yayvan küçük leğen)sini doldura” denir.
   Halkın inancına göre dünya bir balığın üzerindeki öküzün sırtındadır.
   Aralarında Arapça konuşan halkta da “Kırk karışmak” vardır ve “Erbain” olarak bilinir. Düğünlerde bayrak uygulaması vardır. Bayrak oğlan evine asılır. Gelin yeni evine gelmeden evvel eve Kur’an-ı Kerim getirilir. Gelinin başına şeker konfeti saçını damat yapar.[20]
   Gelin yeni evine girince bir süre oturmaz, oturması için istekleri karşılanır. İstekleri kayınpeder veya damat yenge aracılığıyla öğrenip karşılarlar. Gelin kaynanası ile 9 gün konuşmaz hediye alarak konuşur. Evlenme isteğini gençler annelerine anlatarak açıklamış olurlar. Geçmişte evlendirilecek kızın kanaati sorulmazdı. 3–5 yıldır sorulmaya başlanılmış olmakla beraber, sonuçta kızın değil babasının görüşü ne ise o uygulanır.[21]
   Aile içerisinde Arapça konuşan Türklerde ulu bir mezarı, Türkiye’ye ziyarete giden etnik farklılığı önemsemez Sünni bir ziyaretçi Alevi inançlı olan yatırı da ziyaret edebilir.[22]
   Bu çevrede erkekler 18–19 yaşlarında kızlar ise 16–17 yaşlarında evlenirler. Kırsal kesimde bir ailenin 6 çocuğu olurken şehir merkezlerinde bu miktar 3’e düşmektedir. Çocuk sayısı eskiden daha çok olurdu. İki eşli evliliklere de rastlanır. Erkek çocuk daha çok istenilir. Çok eşliliğe daha ziyade zenginlik yol açmaktadır. Kız alıp vermede etnik farklılık bir faktör değildir. Sünni bir aile Alevi inançlı kız verdiği veya aldığı olur. Bu tür evlenmelere daha ziyade erkekler tepki gösterirler. Kaçma yöntemi ile kızların eş seçmesi onaylanmaz. Böyle kızları aileleri öldürürler. Kan davalarında “kan bedeli” ödeme, büyüklerin araya girmeleri 5–6 aşiretin yetişkinlerinin bir araya gelerek yemek yenilmesi gibi uygulamalar vardır. Evlilikler yoluyla da düşmanlık giderilmeye çalışılır. Kan davalı olan ailelerin bütün aşiret fertleri “kanlı” sayılır ancak intikam, vuranın yakınlarından alınır.[23]
   Arapça konuşan Türk ailelerde kullanılan özel isimler yoktur. İnsan isimleri Kelam-ı Kadim’den alınırlar. Başlık parası eskiden de alınırdı. Bu para ile yatak-yorgan yapılırdı. Şimdide başlık alınmakta ancak kız babası daha fazla katkıda bulunmaktadır.
   Bu çerçevede çocuğu olmayan veya çocukları yaşamayan aileler ziyarete giderler. Çocuğu olana “Allah hayırlı evlat versin” oğlunu evlendirenlere “Allah mübarek etsin” başsağlığı için “Baki Allah”, yemek esnasında “Allah bu sofrayı daim etsin” denir. Yemek kokusunu alan veya yemek pişirildiğini gören şahıs için “nefsi içine kaydı” denilir. Yemekten o şahsa ikram edilir. Cuma akşamları ölüler, evlerinde hayır işlenilmesi ve sadaka verilmesi beklenilir.[24]
   Çocuğu olmayan ziyarete gider, çocuğu olunca tekrar gidilir. Bu ziyaret 7 yıl tekrar edilir ve her yıl bir kurban kesilir. Kesilen hayvanın etini çocuk sahibi yemek ziyarette dağıtır. Gidilen ziyaretin adı çocuğa verilir. İmam Baktır bu tür isimlerden birisidir. Bu çevrede kız çocuğu olan kimsenin erkek çocuğu yok ise mesela “altı kızı olduğu çocuğu yoktur” denir. Ziyarete gidilerek edinilen çocuk büyüyüp askere gidine veya evlenince de bu türbeyi ziyaret ederler.
[25]
   İftiraya uğrayanlar İmam Bakır veya başka bir Ulu Can’a gider orada gömleğini veya başka bir eşyasını koyar ve bu esnada o ulu canı yardıma çağırır. Mesela “İmdadıma yetiş İmam Bakır” denir.[26] İslam’da yardım Allah’tan istenilir. Hz. Muhammed’in şefaati de istenilecek ise doğrudan doğruya peygamberlerden istenilmez, Allah’tan istenir. “Allah’ım bu senin peygamberindir onun hatırına, onun banan senin nezdinde senin şefaatine aracı olmasını nasip et” denir. Esasen İmam Bakır’dan yardım istenilirken de, Yardım Allah’tan istenilmiş İmam Bakır yardımcı kılınmıştır.
   Bu çerçevede şeyh hayatta iken ve öldükten sonra kendisinden hikmet beklenirken onun asası, kaftanı ve tespihinden de hikmet aranır. Nazardan korunmak için insanlar üzerlerinde “Şap” taşırlar. Nazardan kurtulmak için kâğıt yakılır. Kurşun dökülür. “Üzerlik dumanı” koklatılır.
   Karakeçili Türkmenleri damat adayında soyluluk, tahsillilik, meslek sahibi, gelirli olma, karakter ararlar. Alevi inançlı Müslümanlara kız vermezler. Çocuğa isim olarak ölmüş büyüğün ismi verilir. Bu tarz ad vermeye “isim kaldırmak” denir ve çocuğa ismini büyükleri verirler.
   Urfa Karakeçileri 13 Mirek (Beylik)’tir. Bunlardan 5’i kendisini Kırmanç 8’i ise Türkmen olarak bilir.
   Eyüp Nabi Siverek’e 100–110 km mesafede Eyüp Nebi beldesindedir. Buradaki türbesi 3–4 yıl evvel onarıma alınmış camisi yapılmış, türbesinde çevre düzenlemesi ve çeşmesi yapılmıştır. Türbede orta boy bir karpuz kadar tam çapı 20–25 cm olan küre şeklinde ağır bir taş var. Bu taş şifa taşı olarak biliniyor ve ağrıyan yerlere sürülerek şifa bulunuyor. Bilhassa bel ağrılarına iyi geldiği inancı var. Şifa arayan kimse yere uzanıyor, bu taş ağrıyan yer üzerinde yuvarlanıyor.

Cami imamının ifadesine göre türbenin yerinin tespiti ile ilgili bir menkıbe var. Bunlardan birine göre 1634 yılında IV. Murat “Hasan Duk Tepesi’nde Eyüp Nebi yatıyor türbesini yaptırır” diye bir rüya görür. Diğeri ise aynı seferde IV. Murat’a atını serbest bırak durduğu yerde Eyüp Nebi yatıyor türbesini yaptır” tarzında duyuru aldığı bir rüya görür ve türbeyi yaptırır.
   Hz. Elyasa ise Hz. Eyüp’ü ziyaret için buraya gelmiştir. Geldiği yer ile Hz. Eyüp’ün mezarı arasında 40 arşın vardır. Şeytan Hz. Elyasa’ya gelir “Hz. Eyüp’e ulaşman için bu kadar daha gitmen lazım der” Hz. Elyasa “Yarabbi ayaklarımda takatim kalmadı” der ve orada ölür ve orada defnedilir. Şeytanın bir peygamberi aldatması görüşüne itibar etmeyen görevliler her iki peygamberin türbeleri arasında bir tepe olduğu bu tepenin görüş ve zaviyesini daralttığı fikri üzerinde dururlar. Yapılmış olan tepe ağaçlandırılmıştır. Buralar Cuma ve dini bayramlarda peygamberlerini ziyaret etmek ve dilekte bulunmak üzere ziyaret edilirler. Psikolojik rahatsızlıkları olanlar sabahleyin gelip bir gece türbede konaklıyorlar.
   Eyüp Nebi’nin sırtını dayayarak sabır gösterdiği taş “Sabır taşı” olarak biliniyor. Buraya ziyaret edenler sırt ağrılarının şifa bulması için sırtlarını bu taşa dayıyorlar. Bu taşın diğer adı “Kurt Taşı” veya “Kurtlu Taş”dır. Hz. Eyüp’ün yaralarının üzerindeki kurtçuklar yere düşünce “sizin nasibiniz buradan” deyip kurtları beslenmeleri için tekrar yaralarının üzerine koyarken bu taşa yaslanmıştır. Halk buradan götürdüğü toprağı her şeye karşı korunmak için kullanmaktadır. Hz. Eyüp’ün türbesinin bulunduğu bahçede üzerinde 1334 yazılı Şeyh Abdurrahman Baba’nın da mezarı vardır.
   Hz. Elyasa’nın mezarı bir ağacın dibinde iken, Hz. Eyüp’ün türbesinin üzeri kapatılmaya başlanır. Bu esnada asırlık kuru ağaç devrilir. Bu bir işaret kabul edilir. Elyasa türbesinin de üzeri kapatılır. Ağacın kökü halen oradadır.
   Hz. Eyüp’ün eşi Rahime Ana Hz. Eyüp’ten evvel vefat etmiş olup iki türbe biraz aralıdır. Orada da iki yuvarlak taş vardır.
   Urfa’da “taziye evi” geleneğinde bir değişme olmuştur. Eskiden Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi cenazenin çıktığı ev taziye evi idi. Şimdi, sokak ve evin konumu uygun olan birkaç hane taziye evi olarak tefrik edilmiştir. Yas evi başsağlığına gelenleri organize edilmiş bu evde karşılamaktadır. Sokakların dar oluşu gibi sebeplerden ötürü bu uygulama ilkin Şurkav tarafından yapılmıştır. Urfa’da cenaze konvoyu mezarlığa gidinceye kadar diğer taşıtlar konvoyu geçemezler”.
   İran Türklerinde ölü evine “bağlı ev” ve bulunduğu sokağa da “bağlı sokak” denilmektedir. Bu sokağa yas boyunca taşıt girmemektedir. Resmi bir organizasyonla yas evine büyük bir çadır veriliyor taziyeler, hayır hasenat yapılması, Kelam-ı Kadim okunması bu çadırda yapılıyor.
   Biz Urfa’ya giderken; Dede Osman Avni, Şeyh Şahabettin, Şeyh Bekir, Ali Efendi, Nebi Efendi, Şeyh Maksut, Abdurrahman Dede, Ala Burç, Dev Kubbesi, Melik Tahir Baba, Şeyh Cemalettin, Şeyh Müftah, Hasan Keşif Baba, Şeyh Hasan, Şeyh Safi, Şeyh Abdullah, Zehravet, Hâkim Baba, Şıh Salih, İmam Bakır, Şeyh Hayari Harrani, Neslebin Name, Şeyh Muhammed Lütfü, Kemal Hoca, Cerrah Baba, Koç Ali Baba, Hz. Eyüp nebi (A.S.) Hz. Elyasa (A.S.) Hz. Rahime, Hz. İbrahim’i tespit etmiştir.[27]
   Karakeçililerde çocuğu olmayan anne için ailesi “Boylama” yaptırır. Gelini şeyhlere ve ziyaretlere götürürler. Ziyaret giden kimse dua okuduktan sonra “dilek tutma”ya geçer. Dilek tutulurken “Allah’ın önünde oruç tutmayı kurban kesmeyi, fakir sevindirmeyi adıyorum” der. Çocuk dileği ile ziyarete giden kimse bir kurban hamile kaldığı zaman bir kurban da çocuğu olunca keser.[28]
   Karakeçili Türkmenlerinde “Kırkı Karışmak”a çel tepher dibi de denir. Kırkı kadın kırkı döneminde yavru yapmış mesela tavuk, koyun, kaz vs. Hiç bir canlıya kırkları karışmasın diye sokulmaz onlardan kendisini sakınır. Kırklı anneler kırklara karışmasın diye karşılıklı iğne değiştirebilirler.[29]
   Karakeçili Türkmenlerinde yaşı geçtiği halde kısmeti açılmamış kızlar, kısmetlerinin açılması için mendillerini düğüm yapıp kırklı gelinin yastığının altına koyarlar. “Dara düşen insanın duasını Allah kabul eder” inancından hareketle kırklı kadın darda olduğu için duası kabul olur inancı vardır. Düğüm atmanın büyü niteliği bilinirken mendile düğümü atılması ve kırklı gelinin Allah mezdindeki özel itibari bizim için büyük ölçüde yenilik olmuştur.
   Karakeçili Türkmenlerinde gelinin eli bereketli olması için eve (33 besmele) asılır. Halk inançların bazı ayet ve surelerin özel şartlarda belirli bir miktarda tekrarlanarak amacın hâsıl olmasını beklemek din bilginlerinden bir kısmı için normal iken bir kısmı bu tür uygulamalara itibar etmemektedirler.
[30]        Karakeçili Türkmenlerinde doğum esnasında zorluk çeken anneye acısı azalsın diye Kelam-ı Kadim okutulur. O kadın hangi şeyhin müridi ise şeyhinin kabrinden alınmış toprak teberrüken suda eritilip o suyu kadına içirilir. Bu toprak şerbeti akıl hastası olan kimselere de şifa niyetine içirilir. Bu tür toprakların evlerde bulunmasının hayrına inanılır.[31]
   Karakeçili Türkmenlerinde bir kimse ölmüş bir yakının rüyasında görse ertesi gün hayır işler sadaka verir. Ölen bir kimsenin mezar toprağından alınır, molla/hoca o toprağı ilk Cumaya kadar okur. Gün battıktan sonra hoca ve ölünün ailesi o toprağı ölünün mezarına koyarlar. Ölüye telkin o zaman yapılır. Karakeçili Türkmenlerinde akşamdan sonrada defin yapılabilmektedir. Bu hal defin ertesi güne kadar bekleyip yas evi daha fazla acı çekmesin ve gündüz mezarlığa gidilerek düşman aileye hedef olunmasın diye yapılır.[32]  
 Karakeçili Türkmenlerinde ere verilecek kızın kanaatini büyükleri sorarlar. Kız damat namzedini istemez ise ailesi kızını vermez.
   9 bin yıllık tarihi olan Urfa’da Hz. İbrahim’in doğduğu, Hz. Eyüp’ün yaşadığı Hz. İsa’nın kutsandığı, Hz. Elyasa’nın yatmakta olduğu şehir olarak biliniyor. Biz bunları ve çevrelerindeki ulu zatların kabir ve makamlarını resimledik. Siverek’te Koç Ali Baba, Şeyh Lütfü (Kadiri) Cerrah Baba, Şeyh Ahmet (Kadiri) Cerrah Baba, Şeyh Ahmet (Kadiri) Şeyh Hüseyin (Nakşî) Karadağ’da Gürgür Baba, Şeyh İbrahim Galhacıoğlu (Kalhacıoğlu) Faffer Dede isimli yatırların varlığı bilinmektedir.
   Karakeçi kırk karşılığında “çel” kırklı karşılığında “çelro”da kullanılmaktadır. “Ro” gün demektir. Bebek veya annesi kırklanacağı zaman kırkı suyuna; kırk adet taş, makas, şap, üzerlik, şima, gülle (mermi) ve soğan konulur. Bu su kaynatılır, banyo suyu hazırlanır. Bu su üç defa kırklanacak kimsenin başından dökülür. Bu su ile çocuk annesi banyo yaparlar biraz da içerler. Bu sudan bir miktarda evin avlusuna dökülür. Annenin ve bebeğin üzerine serpilir.[33]
   Karakeçili Türkmenlerinde ayrıca “Seri Mohi” diye bilinen “Aybaşı Hastalığı” vardır. Bu hastalığa düşen çocuğun anlına “Kazan isi” ile çarpı işareti yapılır. Çocuğun bu uygulamadan sonra 3 gün içerisinde iyileşeceğine inanılır. Kazadan isine beros veya beruş denir. Bu uygulamayı yaşlı kadınlar yaparlar.[34] Mıkrı ise küçük tencere demektir.
   İmam-Bakır köyünde İmam Bakır’ı ve Harrani Hz. ziyaret ettik. İmam Bakır’ın Hz. Fatma’nın torunu olduğu Hayati Harrani İbn-Kays, Hz. Muhammed’in 4. dereceden neslinden olduğu ifade edilmektedir. Bu köye ziyarete gelenler ilkin İmam Bakır’ı sonra Harrani’yi ziyaret etmektedirler. İmam Bakır’ın burada parmağı kanayıp bir savaş anında buraya kanı akmıştır. Kendisi burada yatmamaktadır. Harran’da yapılan yağmur duası için buraya gelinmekte hayvanlar yavrularından ayrı tutulup meleşmeleri sağlanarak Allah’ın merhametine talip olunmaktadır. Ayrıca kurbanda kesilmektedir. Yağmur duası esnasında sadece duayı idare eden imam cübbesini ters giyer.
   Hayat El Harrani’nin tabelasındaki yazıda “Hayat El Harrani (Hayat bin Kays) XII. yy.da Harran’da yaşamış büyük bir İslam âlimidir. 1185’de vefat etmiş türbe Eyyübiler zamanında yapılmıştır. Selahattin Eyyübi savaştan evvel duasını alırdı. Camisi 1195 yılında Eyyübiler tarafından yapılmış 1399, 1755 ve 1858’de tamir edilmiştir. Bu bölgeye yağmur duası yapmak için gelmişti. Ebul Vefa olarak geçmektedir.
  Urfa’da da yılan görünce Sarıkamış’ta olduğu gibi “Şahmeran aşkına” denilince yılanın dokunmayacağı inancı vardır.
   Yılandan korkan insanın vücudunun yayınladığı enerjinin dalga boyunda bir artış olmaktadır. Bunu hisseden yılan muhatabının korktuğunu anlamaktadır. Yalvaran insanın da enerji dalga boyutunda değişme olmaktadır.
         Kırrım’da köpekten korkan insanın vücudundaki kıl dibi gözeneklerinin özel bir salgı ifraz ettiklerini bu kokuyu alan köpeğin muhatabının korktuğuna kanaat getirdiğini öğrenmiştim.


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.008 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim