|
Yazımıza başlık olarak Ahlatşahları almakla beraber şüphesiz kültür tarihlerinin bağlantılı bir süreç oldukları gerçeğine ters düşmeği amaçlamadık. Ahlatşahlar, Ahlat halk kültüründe bir kesittir. Bu kesit benzerlerinde olduğu gibi etkilenerek gelmiş ve etkileyerek gitmiş Ahlât halk kültüründe kalıcı katmanlar oluşturmuştur. Böyle bir çalışma için bu derece kıt zaman elbette yeterli değildir. Ancak Yunus Ensarî’nin dedikleri gibi “her şey damlalardan meydana gelir, göl olur”
Bu çalışma 17–21 Haziran 2008 tarihleri arasında yapılan ve bizim ”Van Gölü Çevresi Örnekleri İle Türk Kültür Coğrafyasında Renkler” isimli bildiri ile katıldığımız IV. Uluslar arası Van Gölü Havzası Sempozyumu münasebeti ile derlediğim bilgilerden hareketle yapılmıştır.
Sempozyum veya araştırmaları hangi dönemden başlatmalı? Geçmişi mesela Urartu’yu inkâr etmek elbette mümkün gerekli ve mantıklı değildir. Ancak ateş bacayı sarmışken ocak taşının dip tarihinin incelenmesine ne derece öncelik kazanabilmeli. Urartu’yu veya Sümer’i incelemek bölge kültürel kimliğinin belirlenmesinde muhakkak ki hayatı ve geçerli bir boyuttur. Ancak deşifre edilmemiş adeta gizli tarihi adeta deşifre etmekle öncelikle kime yardımcı olunur. Bu konu hassas olduğu kadar da ihmal edilmeyecek derecede önemlidir.. Âşık Şenliğin ünlü “Eken de yok biçen de yok yemeye gelince…” dediği gibi, “bölgesel toplu kültür şölenleri ne derece arkeolojik içerikli olmaları” gerektiği konusunda zahmet çekmeden rahmet beklemek bize göre saygın olmayacaktır. Mutfak kültürünü günümüzden 4 bin yıl evvel yaşamış Urartu’dan başlatmış olmanın mantığını biz anlamakta zorluk çekmiyoruz. Geçen zaman zarfındaki katkılar bu katmanlaşmanın tabakalarını oluşturmuştur. Temeli Urartu olarak alıp onun üzerine inşa etmek yadırganmalı mı? Bize göre bu sualin cevabı da ‘hayır’dır. Sümerolog’unuz var ise aktif kültür savaşının içerisinde süreklilik arz eden bir mücadele yapabiliyor ise, başlangıcı Sümer’den yaparsanız. Sümerlerin dil ve dip tarihi itibariyle Türklüğe daha yakın olmasına rağmen ve bir dönem çok saygın çalışmalar yapılmış olmasına rağmen günümüz itibariyle yapılmakta olan çalışmalar bakımından süreklilik arz ettiği söylenemez.
Ermeniler bir dönem Saka-İskitler tarafından yıkılmış olan Urartu medeniyetine sahip çıkmak istemişlerse de Oktay Belli gibi bilim adamları Ermenicenin Urartu dili gibi kök bileşik olmayıp Hint-Avrupa dil grubuna girdiklerini Türkçenin ise Urartu dili gibi kök bileşik olduğunu belgelemişlerdir.
Sempozyumda dinlediğimiz bildirilerde bilgilere göre Urartularda ölünün kırkı yapılıyordu. Ruhlara yemek ikramı vardı mezarların yanında tespitleri yapılan çanak çömlekten bu teşhis konulabiliyordu. Sonbaharda bağ bozumu şölenlerinin yapılabildiğini şarap mahzenlerinden bulgulardan anlaşılmaktadır. Suların ve yolların tanrıları vardı. Urartu Tanrılarından Halti savaş tanrısı idi savaşırken ağzından ateş çıkarıyor daha ziyade kadınları koruyordu. Milli ve baş tanrı idi. Eşi de kendisi gibi birçok tanrıdan biri idi. Eski Türk inançlarında Umay koruyucu iyelerden olup Umay ana olarak anılıyor ve çocukları ve kadınları koruması ile tanınıyordu. Bu bulguların bir sistem dâhilinde günümüzün kültür zihniyetine kazandırılmaları benzeri farklı iddialar ile birlikte değerlendirilmeleri gerekecektir. Bilindiği gibi İslamiyet evveli Anadolu Türklüğünü Sümerler ve Saka-İskitlerden yola çıkarak anlatan varsayım ve iddialar da vardır. Türk eğitim sisteminde uzun süre mitolojik ve arkeolojik bulgular Yunan medeniyeti ile bağlantılanarak aktarılmıştır. Soğuk Savaş sona erip Türk devlet ve toplulukları dönemine girince Türklüğün geçmişi daha yakından tanınabilme imkânını vermiştir. Bu dönemde de tüm maddi ve mitolojik bulguların değerlendirilmelerinde yüzler Orta Asya’ya dönmüşlerdir. Bizim Sümerlerin inanç sisteminden hareketle halk inançlarında yaşamakta olan izlerin takibi çalışmalarımız çok kısırdır. Bu konuda Nahcıvan yapılmış oldukça muhtevalı çalışmaların olduğunu biliyoruz. Urartuların inanç sisteminin izlerini Anadolu araştırabilmek için ise yapılmış müstakil çalışmanın bulunduğuna şimdilik şahit olmadık. Urartularda tanrı diye tanımlanan unsurlar Gök Tanrı İnanç sisteminde Yol iyesi, Su İyesi, Atalar Ruhu olarak geçmektedir.
Bildirilerden Kadir Pektaş’a ait olan “Bitlis Yöresi Arkeolojik Yüzey Araştırmaları” isimli bildiride, bölgede İlhanlı Sikkelerinin bulunduğu ve Beyhan Karamağaralı’nın okunan bildirisinde bölgedeki Türk-Moğol maddi izleri anlatılıyordu ki, bizim başlattığımız Tatar Türk halk inançları çalışmamız itibariyle yararlanabileceğimiz tespitlerdi.
Bize göre ilme ve ilim adamına hiçbir kapı kapalı olmamalıdır. Ancak araştırmaları ile milli güvenliğin kapsamına siyasi sonuçlara varmak isteniyor ise, güvenliğin sağlanılmasında da aynı yöntem uygulanabilmelidir.. Aksi halde “Bu yurt hepimizin” görüşünün yerini “Bu yurdun şurası senin burası benim” görüşü alır. Atatürk Türk Milletini dini inanç ve anadil farklılığına bakmaksızın Türkiye Cumhuriyetini kuran halk olarak tanımlarken Sovyetler Birliği kapsamında dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz ile kültürel körüler kurulmasına vurgu yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyetini kuran halkın kültür genleri siyasi hudutlarla da sınırlanmamıştı. Bir kültür coğrafyasından ve bu coğrafyasının ortak kültürlü halklarından bahsediyoruz.. Atatürk millet olmanın olmasa olmazları arasında milli dili de görürken Türkiye Cumhuriyetini kuran halkın kültürünü de kurucu halkın kültürü olarak anlatıyordu. Kültürel hayatta bölgecilikten değil milli kültürden yana tercihini yapıyordu. Bize göre Atatürk Türk kültürlü halkları Türk olarak algılıyordu.
Ahlât’ta halkın bir kısmının ana dili Kürtçedir. Bunların İslam’ın Şafii mezhebine mensuplar. Ana dili Türkçe olanlar ise Hanefi mezhebi mensubu Müslümanlar. Ayrıca bu mezhebe mensup ana dili Çerkezce olan halk var. Bunların geçmişte kırsal kesimden Otluyazı, Akçaören, Yoğurt Yemez, Develik, Hanik, isimli köyleri varmış. Bu köylerde yaşayanlar ve Ahlat’ın içindekilerden bir kısmı Adicevaz’ın Kovoz, Malazgirt’in Verengazi Çerkez köyleri gibi büyük şehirlere göçmüşler. 20 yıl evveline kadar % 30 olan Türk kültürlü halklardan Çerkezlerin bölgedeki nüfusları bugün % 3 ün altına düşmüştür. Bunlardan ve Anadili Türkçe olanlardan boşanan yerlere Kürt dilliler yerleşmişler. Evvele ermelilerin yaşadıkları köylere de onların gidişleri ile keza bu halk uzak yakın çevreden göçerek gelmiştir. Bölgedeki demografik hareket Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluş dönemindeki yapılanmanın tamamen tersine gelişmektedir.
Demografik hareketlerin neler doğurabileceğini günümüz Türkiye’sinde yaşatılan olaylara bakılarak cevap vermek zordur değildir. Yer edinme konusu demokratik ülkelerde yasal haklardandır. Yerleşmelerin demokratik kontrolden yoksun bırakılmaları da yasaların hâkim olduğu ülkelerde sorumluların aranmalarını gerektirir.
Biz halk inancı derlemelerimizi her 3 kesimden de yapmaya çalıştık. Görüştüğümüz bilgi kaynağı olabilecek Çerkezler kendi yaşamlarında birlikte yaşadıkları diğer iki halktan farklı bir inanç ve uygulama olmadığını açıklamışlardır. Asgari bir asırlık birliktelik ortak bir halk kültürü havuzu oluştur. Her üç kesimden gelinler kayınvalideler veya damatlar karışarak aile oluşturmuşlar. Bilhassa Kafkas kültürüne ait olup da farklılıkları ile yaşabilen adeta hiç iz kalmamıştır.
Ahlat’ın Meydanlık Mezarlığı’nda Kesikbaş Yatırının mezarı vardı. Burası halk tarafından ziyaret edilen bir yerdir. Ahlât mezar ziyaretlerinde mezarın ağacına çaput bağlamak mezar taşına niyet taşı yapıştırmak, türbede mum yakmak gibi inanç ve uygulamalar pek sık görülmez. Bu tür uygulamaları daha ziyade çevre köylerden Ahlât’a göçenler getirmekte Ahlât’ın yerli halkı ise büyük şehirlere göçmektedir. Türbe taşlarının öpülmesi ve türbe etrafında dönme inancının daha ziyade anadili Kürtçe olanlar arasında görüldüğü ifade edilse de bu tür bid’at kabul edilen uygulamalar ana dili farklılığına bakılmaksızın bu kültür coğrafyasının her kesiminde vardır. Merden Baba/Mert Baba Ahlat’ın 3 km kuzeyindedir ve ziyaretçiler sadece fatiha okuyup geçerler. Bunlardan en ünlüsü Ahlat’ın güneydoğusunda Tunus Mahallesinde türbesi bulunan günde ortalama 100 tarafından ziyaret edilen Hz. Muhammed’in bayrağı Abdurrahman Gazi’dir. Bu türden kutlu olduğu kabul edilen yerlerden birisi de Haraba Şehir mevkiindeki Halit Bin Velit’in savaş esnasında parmağının düştüğüne inanılan yerdir.
Bunlardan Kesik Baş olarak bilinen zatın kellesi koltuğunda 7 gün savaştığına inanılır. Efsanesine göre zatın kesik başı kızgın saç üzerine konulmuş baş tekrar yerine yerleşmiştir. Selçuklu mezarlığında yatmakta olan zatın günümüze kadar gelen ailesi Kesikbaşlar olarak bilinirler.
Ulu kabul ezilen kabirlerden Dede Maksut’un efsanesi meşhur hacdaki ağasına helva götüren çobanın efsanesi ile örtüşmektedir. Ağası hacdan dönünce gerçek hacının kendisine zaman ve mekân boyutlarını aşarak helva getiren çoban Maksut’un olduğu söylemesi üzerine sırrı açık edilen Maksut Dede benzerlerinde olduğu gibi anında âlem değiştirir. Efsanedeki benzerliğe rağmen dede maksut çobanlık, hizmetçilik falan yapmamış medrese tahsili olan bir kimsedir. Ahlat’ta “Dede Maksut’un Kurban Kapanları” diye bilinen bir deyim vardır. Hacdan dönen Dede maksut’un ağası adet olduğu üzere şükür kurbanı keser. Ağa “beni değil Maksut’u ziyaret edin” değince ziyaretçiler Maksut’a koşuşurlar. Ortada kalan kurbanın etini birileri kaçırırlar buradan hareketle bu değim doğmuştur.
Üryan Baba’da ululuğuna inanılarak mezarı ziyaret edilen zatlardandır. Mezarı Tunus Mahallesi’nde Abdurrahman Gazi türbesi güzergâhındadır. Efsanesine göre kışın her taraf karla kaplı iken evine gelen misafiri kendisinden şeftali ister, Baba keramet gösterir. Bahçesinden konuğuna şeftali toplar. Biz Abdurrahman Gazi Üryan Baba ve güzergâh üzerindeki daha birkaç ulu zatı ziyaret etme imkânı bulduk.
Saçlı Baba, bu ulu zatın mezarı Merden Baba’ya giden yolun üzerindedir.
Sultan Seyit, bu ulu zat mekânındaki delikli taş ile de bilinmektedir. Buraya şifa bulmaları için öksürüklü çocuklar getirilir. Ziyaretler daha ziyade Çarşamba ve Perşembe günleri yapılır. Mezar etrafında tavaf inanç ve uygulaması yoktur. Abdurrahman Gazi türbesi etrafında tavaf edercesine dönme uygulaması başlatılmış din görevlileri bu uygulamaya mani olamayınca belediye başkanı bu duruma demir kapı ekleyerek mani olmaya çalışmıştır. Sultan Seyit’in türbesine adak bezi bağlanılmaktadır. Abdurrahman Gazi türbesine de adak bezi bağlama uygulaması getirilmek istenilmiş ancak görevlilerce engellenmiştir.
Sultan Seyit’in kardeşi Tahtı Süleyman Mahallesinde yaymakta olan Süleyman Baba’dır. Bu yatıra daha ziyade Çarşamba günleri dua etmek, kısmet açılması, çocuk sahibi olabilmek, iş edinebilmek, sınıf geçebilmek için Allah’a dua etmek maksadıyla de gidilir. Burada mum yakılmaz, çaput bağlanılmaz, buranın etrafında tavaf edilmez, şifa için burada gece yatılmaz ve burada kurban da kesilmez. Burayı ziyarete giden halk yemekleri ile brlikte burada piknik yaparlar.
Delikli Taş inancı ve Öksürük Ocakları Erzurum ve daha birçok yerde vardır. Erbil’deki Öksürük Baba’nın ismi Kokkok Baba’dır. İnanca göre taşın bir tarafından diğer tarafına 3 defa geçen hasta kimse, hastalığa veya sorununa yol açan kara iyeyi aldatmıştır. Burayı ziyaret edenler arasında evliliği gecikmiş olan kızlar da vardır. Delikli taşın deliğinden geçemeyenin deliğinden geçemeyenin muradının olmayacağına inanılır. Kızlar daha ziyade burayı ziyareti rüyalarında olduğu için gelirler. Taşın öteki tarafına geçmekle adeta yatırın koruması alanına girmiştir. Seyit sultan’daki delikli taş sadece öksürüğün tedavisi için değil kısmet bekleyen genç kızların kısmetlerinin açılmasında daha birçok konuda şifa ve yardım edici olduğuna inanılır. Buradaki yeraltı mağarasında cami de vardır. Buradaki kayanın üzerinde bulunan at nalı izlerinden sular çıkmaktadır.
Aydın Baba’nın yatmakta olduğu bölgeyi Van Gölü’nün suları kabarınca göl almıştır
Hıdır Baba’nın mezarını ise sel götürmüştür.
Mahmut Baba veya Baba Mahmut’u da rüyasında gören ziyaretine gitmeye çalışır veya ruhuna bir fatiha okur. Ahlat’ta bilhassa kırsal kesimde rüya önemsenir. Rüyada görülen şeye veya rüyanın gelene ana dili farklılığına rağmen ortak anlamlar verilir. Örneklemek gerekir ise rüyada at, murattır. Koyun, melektir. Su, aydınlıktır. Kâğıt para iyi sayılırken bozuk para söz, horada, sıkıntıdır. Siyah ve iplik yoldur. Et, pişmiş ise ve yenir ise iyidir, çiğ et söz, dedikodudur. Yılan bekâr olanlar için evliliğe, evli olanlar için zenginliğe işaret eder. Rüya hayıra yorulur. Dinleyen “hayırdır inşallah” der.
Muaz Baba muhtemelen Murat Baba idi
Yesevî Baba, bunlarla ilgili efsaneler ve menkıbeler eski cemaat odalarında toplanan halka anlatılıyor, onlar iyiye güzele yönlendirilmeğe çalışılıyordu
Mecit Baba, bunlar çok kere ziyaretçiler tarafından bir fatiha okunarak geçilen ulu zatlardı.
Mansur Gıyas, Tarihi Ahlat mezar taşları çok kere Arapça biraz Farsça nadiren de Türkçe olmaktadırlar
Ahlât’taki Kırklar kırk kardeşim yatmakta olduğu bir mezarlık olarak bilinmekte buraya da dini saygı gösterilmektedir. Burası dini bayramlarda ziyaret edilir ve türbe kısmında devir yapılır. Buranın ayrıca Kürtçe bir ismi yoktur. Kürt, Türkmen, Çerkez herkes burayı Kırklar olarak bilirler.
Anlatıya göre Ahlat’ta geçmişte yaşamış bir şeyhe iftira edilir, o da bu köyde artık duramayacağını açıklayıp ayrılmaya başlar.. Şey gitme hazırlıklarında iken öğrencilerinden birisi şeyh tespihi, diğeri, kuşağını, öteki seccadesini ve nihayet birisi de eşini bana vere diye akıllarından geçirirler. Şeyh herkesi kalbinden geçeni tahmin eder ve birisine tespihini verir ki bunlar Şeyh Bekir’in çocukları olarak bilinirler. Kemerini almak isteyen halen Selahattin Kemer’in çocukları olarak bilinirler ve Kemer Ocağı’dırlar. Çocuğu olmayan gelinler buraya gelir ve çocuklarının olup olmayacağını anlamak için bunların beline buradaki şeyhin kemeri dolandırılır. Kemer gelin beline dolanır ise bebeğinin olacağına ve boyu kısa gelip dolanmasa bebeğinin olmayacağına inanılır. Çocuğu olanlar daha sonra burada kurban keserler Şeyhin seccadesinin kimde ve nerede olduğu kayıp olduğu için bilinmemektedir. Hanımına göz diken öğrenciye ise şeyh, “Her eşyadan vazgeçilir ama namustan vazgeçilmez. Git senin 7 sülalen tok gezmesin ve şaşı olsunlar” der. İnanca göre şeyhin duası kabul görür. Ve dileği olur.
Ahlat’ta hiç çocuğu olmayan veya erkek çocuğu olmayan aileler ilk çocuklarında kurban keserler ve ezan okurlar. Anne sütü verilmeden evvel ezan okunur ve sonra güzel yemekler hazırlanıp ikram edilir. Bebeğe verilecek ilk memede güzel yemek yemesini bilen birisine niyet edilerek bebek besmele ile emzirilir. Niyet edilecek kimse kanaatkâr, yemek seçmeyen, şükrünü bilen hafif ayaklı birisi seçilir. Ayağı ağır, ağırlığı basan kimsedir.
Ahlat’ta bebek beşiğe konulurken eskiden mevlit okunurdu. Bebeğin üzerine şeker atılır, ayna, çakı bıçağı, kalem konulur zeki ve kültürlü olması temenni edilir. Konu-komşu davet edilir. Beşik Görmesi yapılır. Ahlat’ta geçmişte yapılırken şimdilerde Türk kültür coğrafyasında uygulanmasına çok sık rastlanan işlem Beşik Toyu olarak bilinir. Bebek ilk beşiğe konulurken yapılır. Türkmenistan’da biz bu uygulamayı resimlemiştik. Bebeğin üzerine şeker serpilmesi dâhil uygulama tamamen aynı idi.
Ahlât’taki ulu kabirleri kimlikleri sahabeyi kiram ile izah edilmelerine rağmen tamamına için bu teşhisi koymak zordur. İslam fütuhatı döneminde buralarda çok şehit kanı aktığı muhakkaktır. Ancak; Kırklar, baba ve dede ile biten isimler, Üryan, Saçlı gibi lakaplar ve Aydın gibi isimler pek Arap kültür unsurları olduklarına dair intiba uyandırmamaktadır.
Ahlatta da Türk kültürlü diğer halklarda olduğu gibi güçlü bir Hızır inancı vardır. Hızır’ı görmeyen göz kördür veya kör olur denir. Hızır’ın her Cuma günü namazı farklı camide kıldığı ve tüm cemaate göründüğüne inanılır. Ancak Hızır’ı görmek Hızır’a bakmış olmak onu tanımak anlamına gelmez Sağ başparmağı kemiksiz olan Hızır’ı tanıyabilmek bir nasip işidir.
Ahlatta Hıdrellez’de dilekler kağıda yazılıp Van gölüne atılır. Bunların Hz. Hıdır tarafından okunup yerine getirileceğine inanılır. Ayrıca Ahlât’ta Hıdırellez günü Van gölünün kenarına insanlar isteklerinin resmini çizer ve bunların Hz. Hızır tarafından görülüp yerine getirileceğine inanırlar. (Kaynak Kişi; Müslüm Ayber) Ahlat’ta eskiden nevruz kutlanırdı. Nevruz ve Hıtrellez adeta adeta kaışmıştı. Şans küpünden gençlere ait yüzük, toka falan çekilir mani okunur anlamlandırılırdı. Deniz kenarına Hıdrellez’de dileklerle ilgili şekler çizmek dilekleri bir kâğıda yazıp denize atmak türünden uygulama ve inançlar Trabzon, Giresun ve Ordu’da da vardır.
Ahlat’ta anadili farklılığına bakılmaksızın nevruz kutlamaları inancı yoktur. Eskiden Hıdır Ellez daha yoğun kutlanırdı. Orta Oyunları sergilenir erkeklerden birisi kadın giysisi ile kadın rolüne çıkardı. Evlerden un, şeker, yağ toplanır helva yapılır yenilir ve dağıtılır.
Ahlat’ta bebeği olmayan anne adayı Abdurrahman Gazi ziyareti’ni 3 Perşembe veya Sultan Seyyit’i 3 Çarşamba günü ziyaret eder. Seyit sultan’a gidenler oradaki Kutsal Mağara’nın Şifalı Suyu’nda çimerler ve Delikli Taş’tan geçerler. Ahlât’ta Ara Hekim veya Ana olarak bilinen kadınların da çocuk edinmede tecrübesinden yararlanılır.
Heloyi aşiretinde doğacak bebeğin cinsiyetini tahmin için annenin göbeğine bakılır. Göbek büyük ve dışa çıkık olursa bebeğin erkek, daha küçük ve içe çekik olur ise kız olacağına hükmedilir.
Ahlat’da yeni nesillerin giderek vefasız oldukları toplumun değer ölçülerinin değiştiği, çocukların bilhassa torunların geleceğinden endişeli olma hali çok yaygındır. Bir özlü söze göre,
Ben yanaram balama
Balam yanar balasına, denir. ,
Evlat ailenin ağacı ise
Torun onun dalıdır. Veya
Evlat meyvadır
Torun onun balıdır. Da denir.
Heloyı aşiretinde Kırk çıkarmada kırk arpa alınır bunlara kırk ihlas okunur bunlar kırk suyuna bir beze bağlanmış olarak karıştırılır. Kırk çıkarılırken diğer canlıların kırkı ile kırkı çıkarılan bebeğin kırkının karışmaması için “Kurdun kırkı, kuşun kırkı……..” diye isimleri sayılır. Kırk Kürtçe çile olarak bilinir. Emi iro çilevi derhin, bugün onun kırkı çıkacak, demektir. Yarı kırk doğumun 15. günü dökülür. Bu defa da arpa ve su ile yarı kırk dökülür. Kırk dökülürken kırk suyundan artan su evin dört köşesine ve yeşil temiz alana dökülür. Bu su temiz yere dökülür çiğnenmesi istenilmez günahtır inancı vardır.
Behranlı aşiretinde kırk arpaya 40 ihlâs suresi okunurken ve bu arpalar abdestli beze sarılır. Abdestli bez tanımlaması ile temiz bez kastedilir. Kırk suyuna ayrıca ayna, tarak, demir kaşık ve çatal da arpa ile birlikte konur. Bunlardan ayna, çocuk aydan olması diye konulur. Çocuk sevilirken yukarıya doğru atılır ve böyle hallerde aydan olabilir. Kırk suyuna ayna konulmakla bu gibi durumlarda aydan olmaması amaçlanır. Bıçak, kaşık ve çatal demir oldukları için bunların kırk suyuna konulmaları ile bebeğin sağlam bünyeli olacaklarına inanılır. Kırk suyuna konulan bu gibi şeyler için bu işin “tılsımı” denir. Kırk suyu bebek kırklandıktan sonra temiz bir yere dökülmelidir. Behranlı aşiretinde Yarı Kırk uygulaması yoktur. Bebek dünyaya geldiği gün tuzlanır ve bir gün tuzda kalır. Her sabah banyosu yapılır.
Başka bir izaha göre de 40 arpa alınır iki uçları kesilir bunlar banyo suyuna atılırlar. Bu su loğusanın başından dökülür da sonra abdest alır. Aynı su ile bebek de yıkanır. Bu su kesinlikle lağım ayağına dökülmez. Orada cinlerin bekleyebileceklerine ihtimal verilir. Cinler hastalanmalara yol açabilir. Cinlerden korunmak için Bismillah denilmelidir. Bismillah’ın koruyucusu olduğu varlıklar ile cinler kastedilir.
Al karısının yakalanması için iğneden istifade edilir. Yakalanan al karısı’nın yakasına iğne batırılır bu suretle o esir alınmış olunur. Esir alınan al karısı çeşitli işlerde çalıştırılır. Al karısının iğneden korktuğu inancı vardır.
Demir Türk kültürlü halklarda destanlar döneminden gelen bir külttür. Halk inançlarında demir etrafında oluşmuş bir hayli inanç ve uygulama vardır. Bebeğin tuzlanması yukarıda da belirtildiği gibi kişioğlunun kokusu ile ilgili olup kara iyelerden korunma maksatlıdır. Aydan inancı Türk kültür coğrafyasında çok bilinen bir çocuk hastalığı türüdür. Aydan olmuş çocuğun iştahı kesilir zayıflar halsizleşir ve gelişemez. Aydan’dan korunmak ve kurtulmak için bilen birisine aylığı kestirilir. Ayrıca gümüşten ay kestirilir nazarlık niyetine omzuna dikilir. Aylık kesmenin ayın durumu ile bağlantısı vardır. Herkes aylık kesemez. Çocuğun yukarı atılması Mutlak Olanın Gökyüzünde olduğu şeklindeki inançtan geliyor olmalı. Yukarıya atılan çocuk yukarıdakinden kut buluyordu. Bu inanç Gök Tanrı İnancından kaynaklanabileceği gibi Budist Uygurlarla bölgeye getirilmiş Budizm’den de geliyor olabilir. Ayrıca Güneyde İslamiyet’ten evvel bir süre hüküm sürmüş olan Sabilerde ayın özel konumu olduğu da bilinmektedir.
Ahlattaki inanç ve uygulama diğer Türk kültürlü halklarda olduğu gibi loğusa kadın 40 gün dışarı çıkarılmaz. Bu süre loğusalığın sona ermesi ile bitirilir.
Anadili Türkçe olan Şafii mezhepli Nakşibendî tarikatlı Heloyi aşireti’nde çocuğa ismini büyükler koyar ancak bu şekilde kalmıştır. İsmi daha ziyade anne ve baba koyar. İsimler Kurandan ve takvim kâğıtlarından seçilir Asude Rubeyde bunlardadır. Çocuk doğduğunda Ad toyu pek yapılmaz.
Ahlat’ta çocuğun göbeği cami duvarının dibine gömülür çocuğun eşi ise akar suya atılır veya çevreden uzak temiz bir yere gömülür.
Behranlı aşiretinde bebeye adını göbek anası/ebe koyar. Doğan çocuk erkek ise onun ilk ismi Muhammed Mustafa kız ise göbek adı Fatma veya Ayşe olur. Tam toy olmasa da doğum kutlanır kolu komşuya şeker, tatlı ikram edilir. Göz aydınlığına gelenlere de ikramlarda bulunulur. Daha sonra devamlı ismi konur. İsimler Kuran’dan seçilir isim koymak değil isim bırakmak tabiri kullanılır
Ahlat Türk halk inançlarında ana dili farklılığına rağmen ortak olan inançlardan birisi de Kırk Basması’dır. Kırk basması diğer Türk kültürlü halklarda da görülür. Kırkı çıkmamış anne ve çocukların kırkları karışabilir. Kırları karışan anne ve çocuklardan bir anne ve bir çocuk diğerini basar. Kırk baskısına uğrayan gelişemez zayıflar hastalanır. Tedavisi için Kırkı basan tarafın evinden alınmış toprağın karıştırıldığı su ile basılmış çocuk banyo yaptırılır. Basan tarafın evinden ev sahiplerinin haberi olmadan getirilmiş tuz, basılanın evinde yakılır.
Kırkının basabileceğinden çekinilen bir unsur da cenazedir. Cenazelerin de kırkı çıkmamış bebekleri basabileceğine inanılır ve evin yakınından cenaze geçiyor ise o evdeki kırkı çıkmamış çocuk evin dışına çıkarılır. Bir cenaze kırkı çıkmamış bir bebeği basmış ise, o cenazenin mezarından getirilmiş olan toprakla karıştırılmış olan su ile basılmış çocuk 3 Çarşamba günü banyo yaptırılır.
Kırk basımına uğramış çocuğun tedavisinin seyrini anlamak için çocuk 3 Çarşamba günü tezekle tartılır. Tartılarda basıldığı için kilo kaybına uğrayan çocuk tekrar kilo almaya başlamış ise tedavisinin başarılı olduğuna inanılır.
Tezekle tartmak başka uygulamalarda da karşımıza çıkmaktadır. Yaşamayan çocuğu bazı hallerde tezekle tartarlar. Bazı hallerde de ilk saç tezekle tartılıp bu tezeğin fakire verilmesi gibi kesinlik kazanmamış bulgularımız olmuştur. Kara iyelerin kemik ve bu arada kemre ile beslenmeleri tezeye verilen önemin sırrını anlatmış olabilir mi? Tezek çok kere yakıt olarak kullanılırken, bu bulgular od/ocak iyesi ile bağlantılı olabilir mi? Diye düşünülebilir.
Çocuğu olmayan anneler eskiden yerli hekim/ara hekim veya Kürt hekim diye bilinen kimselere götürülürdü. Bunlar karatavuğu kıyma yapar anne adayının kasıklarına bağlarlar böylece kadının hamile kalabileceğine inanılırdı. Mırıke reşt, karatavuk anlamındadır. Karatavuğun etinin kanının ve teleğinin halk hekimliğinde bilhassa büyü yapma ve büyü bozmada etkili olduğu inancı ana dili Türkçe olan halkta da vardır.
Ahlat halk kültüründe ninniler oldukça geniş yer tutmaktadır Bir ninni örneğinde;
Aylar balam aylayasın/uyuyasın
Gül yuhu/uyku ile büyüyesin
Aylar deyim deyem ayın gele
Sağlıklarla dayın gele, denilmektedir.
Ahlat sözlü kültüründe alkış ve kargışlar da çok zengindir.
Al yesen yeşil enderesen/ Al yiyesin yeşil yeşil kusasın
“Karagün Kara bahta kalasın”
“İğitler eğninde gidessen/ ölesin”
“Oğul senin eğninde gidem”
“Dul ere duvaksız
Kör ere kefensiz gedesen”
Alkı |