Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

                                                

           

            Bu yazıdaki gözlemler 6–7 ve Mayıs 2001 tarihleri arasında Batum’a yapılan seyahatle yapılmıştı. Batum’da tarihi bir Türk İslam Mezarlığı olduğundan bahsedildi. Birkaç yıl evvel halktan başkonsolosluğumuza müracaatla mezarlığın T.C tarafından onartılması istenilmiş, sanırım fazla ilgimizi çekmemiş olmamalı köyün ismini hatırlayan bulamadık ve böylece mezarlığa da gidemedik.  

            Batum camisi imamı Şamil Hoca güzel Türkçe konuşuyor. Türkiye’de yanılmıyorsam ifadesine göre Samsun’da bulunmuş “beni Süleymancılar 3 ay misafir ettiler” diyor. 40–45 yaşlarında dinamik bir zat caminin medresesinde 20 gence dini eğitim veriyor. Ahıska Türkü Gülali’ye (64) masrafları kim karşılıyor diyoruz. “Biraz biz biraz Türkiye’den yardım oluyor” diyor. Batum müslüman ahalide hakikaten fakirlik hat safhada. Masraflarını Türkiye Diyanet Vakfının karşılamasına rağmen 2000 yılında Bosna Hersek’de yapılan Avrasya İslam Şurasına Batum müftüsü “cep harçlığı” bulamadığı için Trabzon’a kadar dahi gidememiş.    

            Batum un halkı Müslüman olan köylerinde cami var. Hacca gidebilme imkânlarını soruyoruz, fakirlikten gidemediklerini söylüyorlar. Batum un tek camisi Batim Camisidir. Burada 30–40 kişi ile ikinde namazı kıldık. Cemaatin yarısı medresenin genç öğrencileri idi. Diğer cemaat 60 yaşın üzerinde idi. Yan üst tarafta, tek bir hanım ilave binada namaz kılıp gitti. Caminin iç ve dış tezyinatı Anadolu camilerinden biraz farklılık arz ediyordu. Tek şerefeli bir minareli 3 tarafı açık oldukça büyük bir cami idi. Abdest alınacak yeri belli ki 20–30 yıl evvel yapılmış.  

            Cemaatten sohbet ettiğimiz kimselerden birisi Ahıska Türkü idi. İfadesine göre Batum’da mahdut sayıda Ahıska Türkü var. Stalin sürgününde ailesi Taşkent’e gönderilmiş. Büyük çoğunluğu hala oradalar. Ardahan’da da akrabalarının olduğunu belirtiyor. Batum’da doğu Karadeniz’den geçmişte gitmiş müslüman halk da var, bunlarla Türkçe konuştuk. Bizimle sohbet eden Hüseyin (70) “babam İstanbul’da 3 yıl din mektebinde okumuş Batum’a askerlerin imamı olarak gelmiş burada kalmış” diyor. Ayrıca geçmişte doğu Karadeniz’den çok evlilikler olmuş cemaatten tanıştığımız birisi “bizim evin sahibi Rizelidir.     5’i kız 10 çocuk etti bana şimdi olsa bir çocuk bakamazdık. Eskiden bolluk vardı(..) Habu camimiz 1946’dan beri açıktır.”diyordu. Geçmişteki dini serbestliği anlatırken biraz abartıyordu. Türkçe konuşan müslüman yaşlı kesim dahi cahil olsalar bile ciddi bir Gürcü olma telkini altında yetişmişler. Ben “ailem Sürmeli” deyince bana “sen de Gürcüsün” diyen bile oldu. Böylece Batum’da müslüman halk arasında Acara olan ve olmayanlar, Türkiye’den gitme olanlar ve Ahıska Türkü olanlar var. Azeri Türkü olanlar da varmış ancak biz tanışmadık. 

            Türk televizyon kanalları Batum’da yoğun bir biçimde izleniyor ve önemli kültürel katkısı oluyor Akalisopali isimli Batum’a 30 kilometre mesafede Serdar Kavasoğlu misafiri olarak bir akşam yemeği yedik. Batum’a döndüğümüzde Türkiye’den 2 saat farkla saat 22.00 idi. Ve hala hava kararmamıştı. Bize servis yapan görevli kız Nazlı Türkçe konuşuyordu. Aksanı Ahıska Türkü veya Azeri Türkü aksanı da değildi. Merak ettik. Ermeni de olamazdı zira kaşları ve saçları siyah fakat teni beyazdı. Hatırıma Kırzıoğlu hocanın “Gürcünün sarışını olmaz. Sarışın olanlar Kıpçak Türkleridir”dediği geldi. Ancak bu kız minyon tipli idi. Sorduk, Laz olduğunu Türk TV. Kanallarından Türkçe yi öğrendiğini Çiçek Taksi’nin Batum’da çok seyredildiğini de öğrendik. Batum’da “Çalı Kuşu” romanı ve filmi çok etki bırakmış birçok Feride ismi H.R. Gürpınar’ın anısına takılıyor. Filmin müziği de çok iz bırakmış. Doğu Karadeniz’in son yıllarda yetiştirdiği Türk halk musiki sanatçıları da Batum da çok tutuluyor. Türkçe’nin öğrenilmesinde Türk özel okullarının etkisi olmuş. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’de okuttuğu gençlerin aileleri bu vesile ile 1–2 defa Türkiye ziyareti yapma imkânı bulmuşlardır. En önemlisi Başkonsolosluğumuz uzun süredir açtığı Türkçe kurslar, İş bulma gibi faktörler de eklenince bu kurslara ciddi ilgi var.

            Batum Camiinin etrafı adeta Türk muhiti. Burada Türk lokantaları, dükkânları, kasapları gibi esnaflar var. Türkiye’den bilhassa Doğu Karadeniz’den gidip iş yapanlar az değil. Ancak kazançlarından pek memnun değiller. Başlangıçta birçok Türk esnafı dürüst olmayan ticari ilişkiler kurup kötü intiba bırakmışlardır.  

            Batum’da ciddi bir Gürcü milliyetçiliği havası soluduk. Medresenin genç talebeleri Türkçe bir tek kelime bilmiyorlar. Yaşlı olan ve Türkçe konuşabilenler kendilerini “Müslüman Gürcü” olarak tanımlıyorlar. Caminin İmamı Şamil İbadet dilini “Safları düzgün tutunuz, ön tarafları doldurunuz”gibi Gürcüce yapıyordu. Türkçe bilen birçok Batum’lu Acara olsun veya olmasın bu bilgisini saklamayı yeğliyor. Rusça konuşulmasını da pek onaylamıyorlar. Gürcüce konuşulmasını istiyorlar.  

            Batum un etnik yapısını tam çalışmış ciddi bir kaynak bulmadık. Hıristiyan mezheplerinden Ortodoks ağırlıklı olarak hâkim. Bir Katolik kilisesi var. Aslan Abaşidzade’nin damatlarından birisi İtalyan’mış bu kilisesinin biraz da siyasetsen kurulduğunu pek cemaatinin olmadığı söyleniyor. Rumlar ve Yahudiler büyük ölçüde Yunanistan ve İsrail’le güçmüşler. (Rum kelimesi Roma toprağında yaşayan demektir. Bu kelime burada da hatalı olarak Grek anlamında kullanılıyor. Anadolu’da Rum diye bilinen Karamanlılar ortodoks inançlı saf Türklerdi Trabzon Pontus devleti farklı dinli bir Türk devleti idi.) Batum da Ermeni de var. Bazı kaynaklar bunlar için “dağınık esnaflar” bazıları da “ ufak da olsa Ermeni kolonisi” gözü ile bakıyor. İslam halk çok baskı görmüş bir kısmı sürgünden ve baskıdan kurtulmak için din değiştirmiş. Bunlardan bir kısmı tekrar islama dönmüş bir kısmı direniş İslam olarak kalmış İslam olan sürgüne gidenlerden tekrar Batum’a dönenler olmuş. Bazı açıklamalara göre Acara’da İslamiyet % 90’dan  %70 ve nihayet %50’ye düşmüştür. Bazı kaynaklar ise %55’den %50’ye düştüğü kanaatindedir. Şurası muhakkak ki Ortodoks Hıristiyanlık Gürcistan milliyetçiliğinin her dönem esasını teşkil etmiştir. Kalmakta olduğumuz Inturist otel bir dönemin kilisesi imiş. Stalin zamanında otele dönüştürülünce binanın içinde bulunan ortodoks azizin bölümüne hiç dokunulmadan muhafaza edilmiştir.  

            Cami cemaatından çevrede İslam ulularına dair yatırların olup olmadığını soruyoruz. Her köyde bir veya birkaç yatırın olduğunu buraların çeşitli dilekler için ziyaret edildiğini adak adandığını öğreniyoruz. Bu arada “Askerin Başı” “Uçan Baş”gibi Osmanlı Türk şehit komutanlarının ziyaret kabul edilen mezarlarından bahsediliyor.               

            Halk bilgi vermekten biz de bilgi almaktan çekiniyoruz. İslamiyet burada çeşitli halkların Osmanlı Türk Kültürü adına harcı olmuştur. Türbelerimizle ilgili çalışma yapanları Türkiye de anlamakta zorluk  çekenlere selam olsun Ulu Kabirler Stalin ve Lenin’in heykellerinden öncede vardı. Şimdi de var. aydın araştırıp ortaya çıkarmasa dahi, sahip çıkılmasa dahi ulu canlar hala var. Bazı kafalara şunu sokmak lazım Balkanlarda İslamın Türk İzlerini yaşatanlar bu türbeler etrafında kimliklerini koruyabilenlerdir. Anadolu belirli günlerde mahdut sayıda ulu mezara sahip çıkmak, sadece bunlarla iftihar eder gibi görünmek, meseleyi anlayamamaktır. Konunun dışına çıkmak istemiyoruz.  

            Acaristan; Halvaçavri, Keda, Şuşkevi, Hulo, Kabuleti oluşmuş, Türkiye sınırına doğru gidildikçe Acara kimliğine mensubiyet daha netleşiyor. Ancak Acarlık ruhu bir etnik kimlik ihtilafı değil. Dil Acaristan’da da Gürcü’ce Acarlı kendisini müslüman Gürcü olarak bilir. Acara Parlamentosunda her etnik kesimden temsilci var. Ayrıca Acara bölgesi doğal olarak Tiflis Parlamentosunda da temsil ediliyor. Acara’nın ayrı bir para birimi, bayrağı, istiklal marşı yok. 7. Mayıs’ta R.F genelinde kutlamaları başlatılan Acara Gürcülerinde bölgeyi temsil eden folklor ve mahalli giysiler Yine Gürcü kültürünün bir yansımasıdır. Köylerde baş bağlama ve kıyafette mevzii farklılıklar bulmak mümkündür. Ancak resmi politika bu farklılıkları da milli Gürcü, kültür politikası içinde eritmiştir.     

            Gürcü uluslaşma hareketi Batum Bulvarda heykeli bulunan mehmet Abaşitze zamanında 1870’lere başlıyor, 1935’lere kadar sürüyor. Aslan Abasitz sonradan Hıristiyan olmuştur. Mehmet Abasitz Gürcü milliyetini Ortodoks Gürcülerle birlikte inşa ediyor. “Gürcülük” “Ulusçuluk” din üstü bir ideoloji olarak geliştiriliyor.  O dönemde Türkiye de yaygın Gürcü okulları açılması girişimleri başlatılıyor. Ancak İstanbul’da bir okulun açılabilmesi sağlanıyor.  

            Biz Türkler çok ilgisiz bir milletiz. Sovyetler Birliği içerisinde Slavlar kadar çoğunlukta olmamıza rağmen Slav alfabesi sadece bize kabul ettirebilmiş, Ermeni’de Gürcü de direnmesini bilmiş. Sadece kültürel kimlikte değil, siyasi kadrolaşmaktan bürokratik askeri, diplomatik yapılanmaya kadar hep adeta mankut olmuşuz. Milletimden bahsederken anlatılmak istene, konunun dışına da çıkmak istemem fakat bu gerçektir. Evvelce Tiflis’te ve Kırım da şahit olduğum dini kimliği muhafaza itibariyle Ataist döneme rağmen Hıristiyan abideleri dimdik dururken İslam dini mimarisi Batum’da da aynı kaderi yaşamıştır. Bu gerçeği “Biz Çoğunlukta idik birleşip bize karşı Ortak cephe aldılar, Ermeniler ve Gürcüleri tehdit kabul etmediler” tarzında açıklayan bir sayın hocamın izahına fazla katılmak kolay değildir.  

            Acaristan’da camilerde ezan okunması yasak ve fakat kiliselerde çan çalınması serbest. Gürcü milliyeti, milli harcını Ortodoks iden alırken, bu çizgisini tarih boyunca hep devam ettirmiş komünist dönemle de bir sapma göstermemiştir. Lenin’in milliyetler meselesine getirdiği esaslara rağmen Stalin, Gürcü milliyetçiliğini Şoven bir uygulama ile sürdürmüştür. Öyle ki Gürcücülüğünün önündeki Gürcü engelleri de hunharca aşmıştır. İslam olmasına rağmen milliyeti dininin önünde tutan tek fikir ve devlet adamı Gürcü Mehmet Abaşhisz’dir. 

            Acara Günleri münasebeti ile Batum da 7–5- 2001 tarihinde yapılan gösterilere katıldık. Folklor ve musiki vardı. Gösterili konsere Sayın Başkonsolos Hasan Aydın davetli idi. Halk kültürüne olan ilgimizi bildiklerinden lütfedip kendisine ait 3 davetiyeyi bize verdi. Yanımıza da Başkonsolosluğun Gürcü tercümanı Giargiyi refakatçi olarak verdi. Çok nefis bir tiyatro binaları var. Konserde Acara’ya muhtar Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sayın Aslan Abaistz ile aynı sırada adeta yan yana oturduk. Burası önden sahneye 3–4 sıra mesafede idi. Daimi yeri orası imiş. Biz Bakü de Devlet Basçıların iştirak ettikleri Dede Korkut Jübile toplantısında da aynı olaya şahit olmuştuk. En önde veya locada değil salonun orta sıralarında oturmayı seçiyorlar. Aslan Abaistz 60 yaşlarında orta boylu bypass ameliyatını İstanbul’da geçirmiş dinç bir kimse. Geçmişte Stalin döneminde babası Sibirya’ya sürülmüş kendisi orada dünyaya gelmiş, döndüklerinde uzun süre Acara’nın bir köyünde adeta köy hapsinde tutulmuşlar. Giderek siyasete girmiş iyi bir eğitim gördüğü çok zeki olduğu sevk idare biçimi ile Acarya’yı yakınları ile birlikte idare ettiği ifade ediliyor.  

            Tiyatro binasının içi de çok muhteşemdi. Salon da üç sıra halinde işlemeli balkon dolanıyordu. Perde de Gürcü tarihinden bir sahne çok sanatkârane işlenilmişti. Perdedeki fonda kurbanlık bir koç ve üzerinde altından Buta motifleri vardı. Türk cihan hâkimiyeti motifinin bu efsanevi tabloda işi ne idi. Kumaş perdenin üzerindeki motifler arasında stilize edilmiş üzerlik vardı. Tabloya bir prens ile âşık olduğu prenses resimleri hâkim idi. Gürcistan’da ciddi anlamda sanat var ve bu sanat Anadolu’yu da içine alan bölgesel karakterler taşıyor. Başkonsolosluğun duvarındaki bir Gürcü ressama ait keşanlı kızın önündeki kilim motiflerini ben Anadolu Türk el dokuma sanatından tanıyorum.  

            Konser salonunda çok sıkı güvenlik tedbirleri vardı. Beni fotoğraf çekmemem için maalesef uyardılar. Özellikle modernize edilmiş olsalar da Acara, Şıvanı, Narnari, Abkozuli, Forikoova, Mitiuluti gibi bölge ve etnik kesimlerin folklorik giysilerini tespit mümkün olacaktı. Dinlediğimiz şarkılar yaşları 40’ın üzerindeki erkek korosu tarafından kilise müezzini andıran Asya karakterli idi. Bu müzik bize çok yabancı geldi. Okuyucular devlet sanatçısı ve milli giysili idi. Dili bilmememize rağmen hayrete düştük. Folklor gösterileri de çok başarılı idi, oyuncular toplu oynuyor ara bir ekipten münferit figürler alıyordu. Biz bu müziği ve figürleri, Kars ekibinden ve Türkiye’deki Kafkas ekiplerinden tanıyorduk. Ancak Kaleğrafi fevkalade başarılı idi. Bölgede bu tür kültür bölge hakları itibariyle çok yaygın ve ortak. İlginç bir tespitimiz de kemençe ile ilgili oldu. Biz Gürcistan’da da kemençenin çalınabileceğine ihtimal veriyorduk. Hiç rastlamadık. Kafkasya’da sosyal antropologlara çok iş düşüyor. Türkiye’nin ses sanatçıları bu derece bir bölgede seviliyor ve televizyon kanalları seyredilebiliyor ise, gelecek için bölgesel barış adına bölge kültürü için, küreselleşen süper güçlere karşı bölgesel direnç oluşturabilmek bakımından yapılabilecek çok şey vardır.  

            8 Mayıs 2001 günü Acara’ya   Muhtar Cumhuriyeti Devlet Müzesini gezdik. Bize müze personeli çok yakınlık gösterdi. Başkonsolosluk personeli ile Acara yönetiminin ilişkileri çok iyi. Şehirde özellikle yönetime ait üst düzey personelin bina resimlerinin çekilmesi yasak iken, bize müzede resim çekebilme imkânı verildi. İki katlı birçok büyük salondan meydana gelen müzede jeoloji, arkeoloji, etnografya, resim, basın gibi bölümler var. Bizim en fazla ilgimizi çeken, falakalı medrese tablosu, esir kadın pazarı tablosu, üzeri Kıpçak figürlerini andıran atlıların bulunduğu taş lahit, Anadolu ve Türk Dünyasının diğer kesimlerinden farklılık arz etmeyen bebek beşikleri oldu. Acaristan’ı Şavşat bölgesi ile birlikte gösteren çok ayrıntılı topografik alçı kabartmalar gördük. Çarıklar da çok ilginçti.  Anadolu çarıklardan farklı değildi. 

            Aslan Abaşidze’nin ilginç bir politik dengesi var. Siyasi partisi Gürcistan’ın ikinci büyük partisi, iktidarı zorluyor. Partisinin ve Acaristan siyasilerinin Gürcü etnik kimliği veya Gürcistan’daki diğer etnik kesimlere uygulanacak politika itibariyle görüş ayrılıkları yok. Biraz şahsi ekonomik çıkarlar, biraz mafyalaşmış siyaset ve biraz da iktidar hırsı tarafların arasındaki farklılığı oluşturuyor.            

            Aslan Abaşidze, ekonomisini Türkiye’ye bağlamış, Sarp Gümrük Kapısından çok kazanıyor. Ayrıca Acaristan, Gürcistan geneline nazaran daha mümbit, Batum limanı da bir gelir kapısı. Böylece Gürcistan’ın en zengin bölgesi konumunda, Abhazya ve osetya gibi çatışma yaşanıyor. Panki Vadisi gibi Çeçen sorunu yok, Cevahiti gibi Ermeni direnişi yok. Hal böyle olunca refah düzeyi yüksektir. Hakikaten Batum’taki ticari canlılığı, mağazaların zenginliği, beslenme ve giyim standardı Tiflis’ten geri değil. Ancak Tiflis’te olduğu gibi burada da Mesketi otelinde olduğu gibi iç göçten kaçan Gürcüler yerleşmişler. Ekonomik hayatı en fazla etkileyen faktör Türkiye’dir. Türk ekonomisi hafif bir sarsıntı geçirse bunu Acaristan ve Gürcistan’ın diğer kesimlerinde ciddi bir biçimde hissediyorsunuz.  

            A.Abhazhidze Acaristan’daki Rus askeri üstlerine sıkı sıkıya sarılmış. Bunu Tiflis’e karşı bir güvence olarak kullanıyor. Böylece Türkiye’den ekonomik R.F.’den askeri güç almış oluyor. Gürcistan Rusya karşıtı batı ve bilhassa ABD yanlı davranırken Gürcistan’ın Muhtar Cumhuriyeti Acaristan, Rusya yanlı bir tutum izliyor. Acaristan’ın Ermenistan’la da ciddi dayanışması var. Ermenistan’a Karadeniz’den giren silah dâhil her türlü batıya ve RF’ ye ait malların Acaristan’dan girdiği iddia ediliyor. Bir ara Acaristan Muhtar Cumhuriyeti ile Cevahiti Ermeni bölgesinin Gürcistan içerisinde birleşik Muhtar Cumhuriyet olarak birleştirilmesi üzerinde durulmuş ve bu teklif Acara Muhtar Cumhuriyetinden gelmişti. Bilindiği gibi Cevahiti Tiflis’in kendisine vaat ettiği yüksek otonomiyi dahi yeterli bulmamaktadır. Üzerinde durulan birleşme realize olur ise Ermenistan otomatikman Karadeniz’e açılmış olacaktır. Zira Ermenistan Cevahiti’yi her an bir Karabağ modeli ile ülkesine bağlayabilir. Bu takdirde Acarya’ya üzerinde garantör devlet olan TC. ne yapabilir. Nahçıvan üzerinde garantör olan TC Ermenilerin işgal ettiği iki Nahçıvan köyüne tepkisiz kalmıştır. Kars Anlaşması ile Acaristan’daki müslüman nüfusun korumasında Türkiye Garantördür. Acaristan dahi Hıristiyan misyonerliği İslam ahaliyi şiddetle eritmektedir. Acara Cevahiti birleşme teklifi karşısında TC sürekli hazırlık yapmalıdır.  Gürcistan Avrupa yardımından sonra ABD ve nihayet şimdi de ciddi Japon yardımı görmektedir. Batının organizasyonunda dayanışmaya sokulmuş Ermeni Gürcü ittifakında Türkiye bypass edilebilir. Bu itibarla Türkiye bu dönemde ciddi adımlar atmalıdır.  

            Şevartnadze’nin İstanbul’da Ocak 2001 tarihinde Türkiye’deki Abhaz liderlerle yaptığı toplantıda Abhazya’nın tamamen kopup gitmemelerine karşılıklı her türlü hakkı vaat ettiği bilinmektedir. Buna göre Gürcistan Abhazya konusu bu tür bir çözüme götürüp güçlenince Abhaz lara karşı ipleri sıkılaştırabilir. Bize göre Gürcü yönetimi Osetya konusunda da zaman faktörünü değerlendiriyor. Bütün tavizler toparlanma süreci için veriliyor olabilir. Bilindiği gibi Abhazya’nın üçte biri Ermeni, üçte biri Rus ve sadece diğer üçte biri Gürcüdür.  

            XIX y.y sonunda İngilizler Azerbaycan ile Gürcistan’ı bir siyasi yapılanma içerisine almayı çok istediklerini Rusların Azerbaycan’a girmelerinden sonra İngilizler geciktiklerini anlarlar ve tutunamazlar. Kafkasya’dan çekilirler. Bu formül tekrar gündeme getirerek Türkiye’yi içine alması beklenebilir.  

            Mahko Acaristan’da Batum’a 35–40 km mesafede bir dağ köyü eskiden tamamen Türk köyü imiş, Stalin Türkleri Uluğ Türkistan’a sürünce yerlerine Gürcüleri yerleştirmiş Mahko bölgesinde ismi onunla birlikte geçen Zoncket ve Simonet isimli eskiden Türklere ait olan şimdi halkı karışık olan üç köye ayrılmış var” Bunların toplam nüfusları 700 hanede yaşıyorlar. Her üç köyün karakterleri müslüman Türk köyleri olarak bilinmeleri. Bizi Davut Dermanov (48) misafir etti. Davut’un resmi adı Davit ve resmi soy ismi ise Gogitze. Köyde çok az Türkçe bilen var. Davut’un ailesinde sadece kendisi ana dilini bir hayli biliyor. Eşi Emine konuşulanları anlıyor ancak Türk olmasına rağmen Türkçe cevap veremiyor. Davut bu bilgiyi Türkiye’ye sık sık gidip gelmesine ve Uluğ Türkistan’ın muhtelif yerlerindeki akrabalarını tek tek ziyaret etmesine borçludur. Türkiye’ye gelindikçe anadil hatırlanıyor. Davut’a Gürcüce isminin manasını soruyoruz. “Ana tarafım Çiloğlu baba tarafım Dermanlardandır. Bu ismi bana Komünistler verdi. Manasını bende bilmem” diyor. Davut’un 4 çocuğu var. Bunların dördü de evli, O’na Gürcüye kız verir misiniz diye soruyoruz. Kız vermekten ziyade alanlar çıkabiliyorlar. Şehir mektebine giden kızlardan Gürcü ile evlenen de oluyor, biz çocuklarımızı küçükken telkinle büyütürüz. Büyüyünce kendilerine sahip çıkarlar. Nasihat etmezsen büyür, Gürcü ile evlenir, diyor.  

            Mohho yöresi Türklerinde tek evlilik yaygındır. İkinci evliliği denemek için hırsızlık yapmak gerekir ki, bu da kırsal kesim sakini için muhakkak hapis yatmaktır.  Kız kaçırma yöntemi ile evlilik çok keşif, kızla oğlan anlaşarak kaçmakta ve 3–4 ay sonra düğünlerini yapılabilmektedir. Evlenme yaşı erkeklerde ortalama 24–25 bayanlarda ise 20-22’dir. Erkek çoğunlukla kızdan birkaç yaş büyük olur. Bir genç hem polis hem taksi şoförü ve hem de aynı anda üniversite öğrencisi olabilir. Bir ailenin ortalama 3–4 çocuğu olabilmektedir. Eskiden bu rakam daha fazla idi. Giderek 1–2 çocuğa düşmektedir. Geçmişte Acara da Türk aile kızı için başlık parası alırdı. Ancak şimdi kalkmıştır.  

            İsim konulması işlemine resmi baskı uzun süre kendisini hissettirmiştir. Nüfus kaydına geçebilmek, okula yazılabilmek, evlenme işlemi, iş edinme gibi hallerde Gürcü insan ismi mecburiyeti doğumdan itibaren kendini göstermiştir. Bazı şuurlu Türk aileler resmi Gürcü ismin yanı sıra Nana-Havva, Nona-Fadime, Çıra- Ayşe gibi Türk isimler de koymuşlar ancak bu ikinci isimler aile içinde kalmıştır. Bazı ailelerin bu şansı da olmamıştır. Biz ismi Natiye, Malhazi, Merabi gibi Türklerle tanıştık. Bunlar Türkçe bir kelime bilmedikleri gibi, Gürcü ve Türk ismi almanın bir Türk için ne anlama geldiğini de bilmiyorlardı. Din konusuna gelince Gürcülerde ve Türklerde din bir gelenek folklor olarak yaşıyor. Gürcülere, doğal olarak dinin kimlikteki önemi dana ciddi anlatılmış. Türklerden eski nesillere dinin yaşama şansı tanınmamış, yeni nesil ise, dinini öğrenme tanıma imkânına sahip olmamış. Birçok yüksek tahsilli Acaristan’lı Müslüman Türk genç kız “arkadaşlarım Ortodoks gruptan ayrılmamak için ben de Ortodoks olmayı düşünüyorum” veya “Şimdiye kadar müslüman olduk. Biraz da Hıristiyan olayım” diyebiliyorlar. Birçok müslüman genç erkeğin boynunda haç kolye görmek veya müslümana ait takside haça rastlamak olasıdır.  

            Gürcistan’da açık kapalı daima milli ve dini baskı yaşanmıştır. Buna rağmen numunelik de olsa direncini sürdüren aileler olmuştur. Mohho Köyü sürgünden evvel tamamen Türkçe konuşurmuş Kırgızistan’da sürgüne gönderilen Acaristan Türklerinde pek azı geri dönmüş, dönebilmiş veya dönmeyi tercih etmiş Misiloğlu ailesi bunlardan birisi sürülen Türk ailenin yerine yurduna planlı olarak Gürcü aile yerleştirilmiş Türkçe okul, Acaristan Türkleri için başlangıçtan itibaren hiç olmamıştır. Türkiye’de akrabası olan akrabası Acara Türkleri bölgede değil askerlik için Rusya’nın derinliklerine gönderildi. Sürgün de dönüp gelmek, bir hayli işlemin masrafını karşılamak hiç de kolay olmamaktadır. Acara, Kırım, Ahıska gibi Türk kesimlerin halk inançlarını incelerken biz hakikaten destanımızı anlımızın yazgısına yazan bir milletiz. Bizim çektiğimizin binde birisini dahi çekmeyenler fikir, sanat ve siyaset adamları dünyayı ayağa kaldırıyorlar.  

            Acaristan Türklerinde kısmeti çıkmayan kız için; “bağlı”mı, “sihir var” mı için baktırılırdı. Bunun için genç, şahıs hocaya götürülürdü. “Hoca bir şeyler yazar kısmeti açardı” inanç vardır. Falcılardan çok güçlü olanlar vardı. Bunlar “kahve falı” ve “kâğıt falı”na bakar “adamın cebindeki paranın miktarın bilirdi” inancı vardı.  

            Acaristan’da yaşayan müslüman Türk halkın eskiden çocuklarını sünnet ettirmeleri yasaktı. Şimdi bu yasak kalkmıştır. Eskiden mevlüt okutmak İmam nikâhı kıymak, İmam eşliğinde defin yapmak kesinlikle yasaktı. Sürgün edilme sebebi sayılırdı. Şimdi Mahho’da ufak camileri ve onun bir imam var. Bu arada Türkiye’den Doğu Karadeniz Camilerinden eski halılar organize bir biçimde toplatılıp bölgenin camilerine dağıtılmaktadır.  

            Acaristan Türklerinde çocuğu olmayan kadın dua alabilmek için hocaya gider, hoca kadına muska yapar. Aralarında kan davası yaşıyorlar ancak bu, kız kaçırma için olmamaktadır. “Çeyiz” yapma ve “çeyiz serme” “çeyiz açma” uygulamaları var. Dünyaya gelen bebeğe bir defasında baba tarafı isim koyar ise ikinci çocuğa anne tarafı isim koyar.  Çok kere isimleri yaşatmak için dedelerin ismi verilir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi bu özel bir isimdir, resmi isim Gürcüce olmalı.  

            Anlatılan bir efsaneye göre Maçahalli köyünde Rus Askerleri yol açımı münasebeti ile bilinmeyen bir mezara rastlar bu kadın cesedini alay edip suya atarlar. Ulu bir kadın kişiye ait olduğuna inanılan bu zat askerleri çarpar.  1990 yılında Maçahalli köyünde yaşanan bu olayda 360 Rus askerinin hiçbirisi kurtulmayıp hepsi ölürler.            

            Gürcistan’da Ruslara karşı ciddi bir alerji var. Gürcistan’dan sürgüne gönderilen sadece Ahıska Türkleri değil, Acara Türklerinin bölgesi ve isimlendirilişleri tamamen farklı olmasına rağmen onlardan da Kırgızistan, Sibirya, Özbekistan, Kazakistan’a 3 ayrı sürgün yaşanmış sürgüne gidenler kendilerini “Türk” olarak biliyor ve pasaportlarına “Türk” yazılıyordu. Son dönemde RF. Gürcistan’a vize koyarken ilginçtir, Acaristan üzerinden geçiş yapanlara vize uygulanmıyor. Böylece Rusya, Gürcistan’a vize koyarken Gürcistan’ın ihtilaflı olduğu Osetya ve Abhazya’ya vize koymuyor. Bu arada Acarya’ya da vize koymuyor. Halk kültürü arasında bu açıklamanın yeri nedir. Yeri şudur. Ruslar Kafkas halkları arasındaki kültür birliğini siyasi baskı ile bölüyorlar.   

            Acarya’da eğitimde Gürcü harfleri kullandığı için Türk – Latin alfabesi haliyle tanınmamaktadır. Ancak yabancı dil öğreniminde doğal olarak Latin harfleri öğrenildiğinden bu harflerle Türkiye’de hazırlatılmış Kur’an-ı Kerim ve meali okunabiliyor. Böylece müslüman Türk halk dilini öğrenme imkânı bulabiliyor. Bu konu ile ilgili ilginç bir husus da Diyanet İşleri Başkanlığının hazırlayıp Gürcistan’a gönderdiği dini yayınlarla ilgili. Bu yayınları başlangıçta Tiflis engellenmiş dağıtımına mani olmuş, bir süre sonra halka bunları para ile satmaya başlamış, şimdilerde ise temin etmek isteyenler bulamamaktadır.            

Türk halk inançları Türk küresinde ne tür bir özellik arz ediyor ise bunları aynen Acara Türklüğün de de görmek mümkündür. Annenin ve yavrusunun “kırklanması” Acaristan’da var. Doğum hastanede olmuş ise, doğumun 7. günü hasta taburcu edilir. Doğum evde yapılmış ise, anne ve çocuğu 40 gün evin eşiğinden dışarıya çıkarılmaz. Bebek her gün banyo yaptırılır. “Her gün banyo yaptırılan bebeğe Al düşmez” inancı vardır. Al kara iye ise, kara iyeler temizliği sevmezlerken her gün banyo yapılması anlamlı olmalı. Ayrıca “al düşmek” tabiri de ilginç. “Al Aparma” “Al Basma” ve “Al düşme” 

Acara Türklerinde Nisan ayının ilk Pazartesi günü eve değnek (kalın sopa) getirilmez. Getirilir ise eve yılan geleceğine inanılır. Biz bu tespiti ormandan odun getirilmez şeklinde evvelce başka b.ir Türk yöresinden yapmış efsanesi ve yorumunu da açıklamıştık.  

Acaristan’da Salyangoz Kabuğuna “Ali Kulağı” denilmektedir. Çocukları ve anneyi görünmeyenlerden korumak ve nazarlık yapmak için Ali Kulağı, süpürge parçaları, kibrit bir arada bebeğin beşiğinin yanına takılır. Anneye kırmızı kurdele bağlanır. Al, gelince gözü kırmızıya takılır ve zarar veremez. Ayrıca hocalara okutturulurlar. 

Salyangoz kabuğunun kolyelerde, kofiklerde omuz ve beşik nazarlıklarında saç bağlarında korunmak için kullanılması Anadolu’da, Ortadoğu ve diğer Türk kesimlerinde de vardır. Keza süpürge de kullanılır. Kibrit’in iki özelliği üzerinde durulabilir. Bunlar ateş / od koruyucudur.  Diğeri kibritteki kükürt tuz, soğan, sarımsak gibi antibiyotik içerikli besinlerde olduğu gibi mikrop öldürücüdür. Kırmızı ya gelince, Türk halk inançlarında önemli yeri, al karısı ve kızamıktaki koruyucu olduğuna inanılan fonksiyonu bilinmektedir. 

Acaristan Türklerinde kadın kırkında iken O’na mum akıtılır. Bunun için bir leğen alınır içine su konur bal mumu eritilerek kadının başından üstünden leğene dökülür. Bu esnada kadının başına atılan atkıdan dumanın dışarıya çıkması önlenir. Leğendeki suda soğuyan mum bir şekil alır. Şekle bakılarak kadının neye uğradığı tahmin edilir.  

         Mum akıtmayı biz Erzurum’da tespit edip resimledik. Eritilmiş mum teşiğin deliğinden akıtılmaktadır. Daha ziyade kurşun dökmede olduğu gibi, nazara karşı kullanılır. Korku giderci olarak da bilinir.  

Acara Türklerinde “hortlak” inancının aslı olmadığını anlatmak için, hortlak adına saf ve yalnız kadınlardan yemek temin edildiğine dair hikâyeler anlatılır.  

Acaristan’da Cuma akşamları helva kavrulur. Konu komşuya ve çoluk – çocuğa dağıtılır, hayır işlenilirdi. Şimdilerde fakirlik hat safhada olunca bu türden ibadet alarak kabul edilen uygulamalar yapılamamaktadır. Ayrıca ölünün hayrına ölümü takip eden ilk Cuma akşamı da ölü helvası ve 52. günü yapılan anmada da 52 helvası yapılırdı. 

Acara’da müslüman Türklerinde ambar ve evlere nazar deymesin “zararlılar” girmesin diye kapı başına keçiboynuzu gerilir, çakılır. Nazar boncuğunun yanı sıra kırmızıbiber asılır kırmızı dikkati çeker nazarı kırar inancı vardır. Bizim Acara Devlet müzesinde gördüğümüz yayık şeklindeki üstü kapaklı lahit taşının üzerinde de keçi figürleri vardı. Kırmızı Anadolu halk inançlarında çok yaygındır. Geline kırmızı kuşak bağlanır, yüzüne kırmızı şal örtülür.  

Yerikleme inancı Acaristan’da da vardır. Hamile bir kadın bir dükkâna gelse yenilecek bir şey satın alacak olsa parası yetmese de üçe beşe bakmaksızın ona o şey verilmelidir, yoksa kadın hasta olur inancı vardır. Bu uygulama ecüc-mecüc içinde geçerlidir. Bu tabirlerle itibarı olmayan halk kastedilmektedir.  

Acara Türklerinde Anadolu beslenme kültürü ile çok benzerlik gösteren bir sofra kültürü var. Bütün sebze çorbaları yapılıyor. Kartol (patates) çorbası, pirinç çorbası, sebzeli tavuk çorbası, lahana çorbası, pırasa çorbası vs. Tabiat çok mümbit olduğu için fakir olunsa da sebze bilhassa lahana bol yetiştiriliyor. Bu yıl çay bahçelerini söküp mısır ve fındık ekmeye karar vermişler. Çay bahçeleri bakımsızlıktan çaylar kartlaşmış. Bölgedeki çay fabrikaları çalışmayınca karlı bir ziraat türü olan çaycılık para etmiyor, mısır ekip açlığı gidermek istiyorlar. Çorbalarından birisi de karışık sebze çorbası. Bu çorbaya, pırasa soğan, pirinç, patates, havuç, mısır, vs. konuluyor. Sebze yemeklerinden çeşitli dolmalar, pırasa gibi yemekler yapılıyor. Ayrıca pirinç pilavı da varlıklı ailelerde yapılabiliyor. Et yemeklerinden Gürcü Tavuğu, haşlama et, şaşlık da biliniyor. Şaşlık bilindiği gibi Türk dünyasının ortak yemek türlerinden olup Türkiye’de şiş olarak tanınıyor. Türklüğün ortak yiyeceklerinden birisi olan kurut burada da var. bu arada, hamur et ile yapılan bir tür börek yapılıyor ismi katlet’dir.   

Sultanski ise, soğan, et karışımı sucuğu andıran bir yemektir. Acara da Gürcü ve Türk yemekleri büyük ölçüde aynıdır. Gürcü yemekleri çok çeşitli ve zengindir. Biz Acara da hep Gürcü lokantalarını tercih ettik. 

Acara Türklerinde geniş bir balık kültürü var. Alabalık, Sazan, Loka (yayın balığı burada bıyıklı olarak tanınıyor) Tobi (çok kılçıklı) bir balıktır. Yayın balığına Loka veya Lokka denildiğini biz Kars’tan biliyorduk. Borçalı’da da tespit ettik. Çoruh ve Kür’ün balık türleri her bölgede aynı isimle tanınıyor.  

Bölge de avcılık da varmış. Yabani hayvanlardan ayı, çakal, yabani kedi, geyik var. Yabani otlardan da beslenme de yararlanılıyor. Ancak bunların Türkçe isimleri maalesef unutulup gitmişler. Bu gibi konuları ilgili uzmanlar bulup çıkarıp Türk ve İnsanlık kültürü adına yok olmaktan kurtarmalı. Biz, ısırgan, diken başı, ekşi, yabani pırasa, elerti, üç kulak olarak bilinenleri tespit edebildik. 

Acara da Türkler bir inanca göre ceviz ağacının altında yatmazlar. Ağaçlarla ilgili bu tür inançlar vardır. İnanca göre cevizin altında yatanı yağmur yağınca “Gök vurur” Göğün vurması yıldırım düşmesine bu ismin verilmesi bize çok ilginç geldi. Keza kavak ağacının altında da yatılmaz. O’nun tezlerinin insanı boğabileceği inancı vardır.  

Gökte olduğu gibi su ve ateşle ilgili inançlarda da aynilikler var. Acara Türklerinde hangi yaşta olunursa olsun gece banyo yapan şahsın, banyo suyuna gece eşikten dışarıya sabahleyin dökülür. Kömür / ateş ve kara için koruyuculuğuna güzel çocukların gelinlerin yüzüne sürülmesinden de biliyoruz. Sütün üzerine de göze gelmesin diye bir parça kömür atılır. Bu tür tespitler Acara ve benzeri yörelerin Türklüğünün tespiti için yaşayan son tutanaklardır. Halkı sürülmüş, dili yasaklanmış, ana vatandan ayrı düşürülmüş bu toplumlar küreselleşmenin hışmını beklemeden yok olmak üzerededirler.         

Eşik iyesi ve eşikte durulmaması gerektiği inancı tüm Türk ellerinde ortak bir inançtır. Bölgede, eşikte durarak konuşmak, görüşmek isteyen kimsenin elinden tutulup içeriye çekilir ve “eşikte durma gir içeri” denir.  

Bir diğer halk inancı benzerliği de kedi ile ilgilidir. “Kara kedinin kestiği yol geçilmez” inancı vardır. Beklenilir ya yol değiştirilir veya başkası geçt


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.009 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim