Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

                      

GİRİŞ

Biz, bu kısa bildirimizde Balkanlardaki Kimlik arayışlarından hareketle, Türklerin Kültürel Kimliği üzerine teorik bir deneme yapıyoruz. Balkan halklarından Türk soyluluğun çapını genişleterek Türk kültür dairesi kapsamına giren; kültür birliğimiz bulunan “akraba toplulukları”da Türklük ailesinin kapsamına alıyoruz. Anadili Türkçe olmayan ve kendilerini Türk hisseden halklardan Ön-Türk dönemden hareketle getirilen izahlardan bahsediyoruz. Türklüğü bir yaşam biçimi olarak alan Balkan halklarını anlatıyoruz. Bunu yaparken, alandan derlediğimiz halk inançları müşterekliğini esas alıyoruz.

            METİN

Balkanlarda halk inançları çalışmalarına, bizi yönlendiren amil, Türk dünyasının diğer kesimlerinde olduğu gibi, kültürel kimlik arayış çalışmalarımız olmuştur. Bu arayış ilkin Anadolu’da başlamış, Anadolu’da yaptığımız alandan çalışma karşılaştırmaları, bize göstermiştir ki, Anadolu halk kültürü, kimlik belirleyici bir unsurdur ve bu kültürün adı Anadolu Türk Halk kültürüdür. Bu kültürü oluşturan unsurlardan birisi de halk inançlarıdır.

            Böylece, söylenilebilir ki, halk inançları, aynı kültür dairesi çerçevesine giren halklar arasında, bir kültür köprüsüdürler. Atatürk belirtmesinde geçtiği gibi, dil bir köprüdür, tarih bir köprüdür, kültür bir köprüdür. Kültürün ana kaynaklarından olan halk kültürü ve onu oluşturan asli unsurlardan birisi olan, halk inançları da bir kültürel köprüdür.

            Balkan Türk Kültürel Kimliğine geçmeden evvel, bizim Güney Sibirya Türklerinden veya Ural – İdil Türklerinden Hakaslar ve Altay kişiler, daha batıda Başkurtlar, Çuvaşlar ve Tatarların üzerindeki çalışmalarımız,     

            Türkistan’dan, Kırgızistan, Karakalpakıstan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan, Afganistan üzerindeki çalışmalarımız,

            Ortadoğu’dan, Suriye, İran, Irak ve Anadolu halk kültürü çalışmalarımız,

            Kafkasya’dan, Nahçıvan dâhil Azerbaycan, Acaristan ve Borçalı dâhil Gürcistan, Dağıstan’dan Türkmen, Karapapak Türk bölgeleri, Kuzey Kafkasya’dan, Kumuk, Nogay, Karaçay, Balkar, Kırım Türk kesimleri incelemeleri ile bölgede yaşamakta olan akraba toplulukla ilgili çalışmalarımız,

            Balkanlardaki halk inançları ağırlıklı, halk kültürü çalışmalarımızda varabildiğimiz sonuçları teyit edip doğrulamıştır. Türk dünyasında, ortak Türk halk inançları ve Ortak Türk halk kültürü, Kimlik belirleyici bir faktör olarak vardır.

            Balkan Türk halk kültürü çalışmalarımız, 1980’li yıllarda gittiğimiz Makedonya’da başladı. İlk araştırmalarımız kitap oldu. Bu ülkeye ikinci gidişimizde, bir bilgi şöleni Gözlemlerimizi neşrettik.

            İkinci seyahatimiz Gagavuz yeri’ne oldu. Bu çalışmamız, Romanya ve Bulgaristan’ı da kapsadı. Bu çalışmada iki ayrı bildiri ve gözlemlerimiz şeklinde yayınlandı. Gagavuzlar konulu çalışmalarımız makale ve bildiriler halinde sürdüler. Hıristiyan Türklerden Gagavuzları ve Çuvaşları inceleme fırsatı bulmuş olmamıza rağmen, Yakutlar maalesef inceleyemedik. Bütün bu ayrıntıyı, çalışmalarımın sonucu itibariyle, önem arz ettikleri bakımından belirtmeye ihtiyaç duyuyorum.  

            Bulgaristan’a yaptığım ikinci seyahatte de alandan derlemeler yaptım. Bunlar da bildiri metinleri, gözlem yazıları ve alan çalışmaları şeklinde yayınlandı.

            Boşnak halk inançları çalışmalarından evvel, Rodos’ta halk kültürü çalışmalarım oldu ve yayına hazırlandılar.

            Kıbrıs’a yaptığım 4–5 seyahat sonucu, muhakkak inançlar içerikli bildiri ile katıldım ve muhakkak alandan halk kültür verileri derledim.

            Balkanlarda bulunup, irdelemem gereken yörelerin bitmediğinin, girdiğim alanlara tekrar tekrar girilmesi gerektiğini de bilmekteyim.    

Tespitini yaptığım kültür verilerinden çıkarılabilecek sonuçları, şu başlıklar altında toplamak mümkündür;

            Bir dönemin Türk tanımındaki, dili dilimden, dini dinimden esaslandırılması, tekrar gözden geçirilmelidir.

            Türk dili olan Türkçenin ve Türkler arasındaki yaygın din olan İslam’ın, Ululukları tartışılmaz. Ancak ana dili Türkçe ve inancı Müslümanlık olmayan, Türklük ailesi de bir gerçektir. Bizim bildirimizin özünü de bu konu teşkil etmektedir.

            Bize göre Türklüğü, muhakkak soy birliği ile izah etmek, kültür ortak paydamızdan doğan, kültürel servetimizi görmezden gelme anlamına gelir ki, bu, hem çağdaş olmaz, hem gerçekçi olmaz ve hem de adil olmaz. Ayrıca dar anlamda Türklükten yola çıkarak, anti- emperyalist cephe oluşturma şansı çok sınırlıdır.

            Türklüğü tanımlarken, Ön-Türk döneme girilmez ise, Türk kültür ailesi her yüzyılda biraz daha küçülmekle kalmayıp, mevcut Türklüğün de korunması zorlaşacaktır.

            Türklüğü, bir ırk, bir kavim, bir soy birliği dar alanına sıkıştırmadan evvel, Türk kültür dairesine girmiş ve bu dairenin cidarının oluşturulmasında ve içinin doldurulmasında, Türk soylular kadar katkıda bulunmuş, akraba topluluklar kavramın altını çizmek ve kenetleşmek zorundayız. Bu mecburiyet, anadili farkı gözetilmeksizin, özellikle Balkanların Türk kültürlü halkları için bir zarurettir. Bu yaklaşım şekli, “özelde Türk Kültür çalışmaları” na engel değildir. Türkoloji’nin kapsamı genişletilerek, yeni teorik açılımlara ışık tutabilmelidir. Türk kültürü ve bu kültür mensubu haklar bunu hak etmektedirler.

            Biz, Balkan halklarından Boşnak, Pomak, Torbeş, Türkmen, Yörük, Gagavuz ve diğerlerinde, halk inancı verilerinden nazar, bereket, tuz-ekmek hakkı, haklaşmak, türbe kültürü, Albasması, yağmur duası, kurtağzı bağlamak, dua, gelin hamamı, kına gibi konularda hiçbir ayrılık görmedik. Gerek görülmesi halinde bunlardan örnekleri çalışmalarımızda bulmak mümkündür.

            Bulgaristan’da, Karadağ’da, Kıbrıs’ta, Üsküp’te ve Moldova’da katıldığım kültür içerikli kültür şölenlerinde, Balkanların Osmanlı coğrafyası aydınları arasında, kültür ortaklığımız konusunda çok ciddi bir fikir birliği ve dayanışma gördüm.

            2003 yılında, Katar’da yapılan III. Balkan Türkoloji Kongresinde şunu gözledim; Türklük bir ırk olarak değil, seviyeli insan ilişkileri anlamında algılanıyor, Türk müsün denilen bir Boşnak, size “Elhamdülillah Türküm” derken, Türklük ile halis İslam’ın yaşamını bir tutuyor. Türklük; temizlik, dürüstlük, çalışkanlık karşılığında kullanılıyor.

            Türklük, Osmanlı varisi Müslüman halkın ortak adı anlamında algılanıyor. Bu kültürü dilde edebiyatta ve folklorda paylaşan, bu anlamdaki Türklük Şemsiyesi altında toplanarak, varlıklarını muhafazaya çalışıyorlar.

            Ön-Türk dönemi inceleyerek,  Balkanlarda, nasıl farklı diller ve dinlerin tesiriyle, Osmanlı dönemi gelinceye kadar farklılaşma yaşadıklarını, belgelemeye çalışıyorlar ve çok ciddi akademik arşiv çalışması yapıyorlar.

            Osmanlı’nın, farklı dinlere mensup halkaları 6. asır bir arada tutabilmesine karşılık, AB’nin Hıristiyan mezhepleri arasında dahi, barışı sağlayamadığı anlatıyor. Bu onları ortak miras sahiplenmeye itiyor.  

            Biz, bu çevre aydının, halk kültürü alanında yaptığı çalışmaların bibliyografyasını kısmen çıkardık. Erhan Türbedar’ın ASAM yayını olarak hazırladığı Balkan Türkleri isimli kitap da yayınladık. Balkan Türk halk mutfağı, Balkan Türk Halk dansları, Balkan Türk halk musikisi, Balkan Türk halk tababeti, Balkan Türk halk takvimi, Balkan Türk el sanatları, Balkan Türk halk giysileri, sanıldığı gibi, dar anlamda Türklüğün ürünü değildir. Bu kültür, bu isim altında toplanmış, Balkan halklarının ortak kültürüdür. Balkan halkları, ortak Osmanlıcayı geliştirdikleri için, aralarında rahatça anlaşabiliyorlardı.

            Sonuç olarak denilebilir ki, Balkan Türk halk inançları kültürü, bir kültürel servet mirasıdır. Varisleri bu kültürü yaratan Balkan halklarıdır. Balkan Türk halk bilimci, bu gerçeğin farkındadır ve malına sahiplik yapmaktadır. Bize göre de doğru yoldadırlar.

            Bu konu münasebeti ile açıklanması gereken bir husus da bir kısım Arap ülkelerinin anlaşılması zor tutumlarıdır. Balkanlardaki Osmanlı Türk kültür varlığı devamlılığının karşısındaki en ciddi engel farklı dinlerden diğer halklar değil İslam toplumundan Araplardır. Araplar bilhassa Osmanlı İslam mimarisini yok etmek bu mimarinin yerine Arap mimarisini dikmek için her fırsatı değerlendirmektedir. Bize göre bunun iki sebebi olabilir, Vahabilik Türk İslam’ını bid’ad, hurafe ve şirk olarak algılamaktadır. Türk İslam’ının dini-folklorik boyutunun, bu halkları nasıl birleştirdiği karşısında acze düşmektedir. Vahabiliğin Osmanlı mirası Balkanlar İslamiyet inden rahatsızlık duyduğu ikinci husus, Balkanlarda İslam, geniş anlamda Türklüğe çağırım yapmaktadır. Araplar İslam ile kendilerini özdeşleşmişlerken, İslam’ın Türklükle anılmasından ciddi rahatsızlık duymaktadırlar. Balkanların bazı devletleri resmi politika olarak Balkan Türk nüfusu, Müslüman cemaat olarak algılarken, Araplar ve bu ülkeler farklı nedenlerle ve fakat aynı siyasi tercihte birleşmiş olmaktadırlar.

             

 



[1]Yaşar Kalafat “Balkanlarda Türk Halk İnançları” Teorik Boyut Balkan Türk Gençlik Önderleri 26.Mart 2004 Ankara (Bildiri) sh, 316–328; Erciyes, S.314 s. 16

 

 


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.003 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim