Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

 

          Birinci uluslararası Azerbaycan Şinasi 3–5 Aralık 1998 tarihleri arasında oldu. Faaliyeti AİKAM (Azerbaycan ilim kültürel araştırma merkezi) tertip etmişti. AİKAM Başkanı Güney Azerbaycan’dan Doç. Dr. Kadir Güldiken’in olduğu yeni kurulmuş bir ilim ve kültür kuruluşu idi. Kuruluşun ilk faaliyeti bu oldu. Bu münasebetle biz Türkiye ekibi Cemil Ünal, Abbas Aslan, Selçuk Alkın, Prof. Dr. Sadık Tural, Prof. Dr. Azmi Süslü, Prof. Dr. İsmail Aka, Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı, Prof. Dr. Haluk Çay, Doç. Dr. Ali Berat Alptekin, Doç. Dr. M. Akif Eroğlu, Doç. Dr. Ersoy Taşdemirci, Doç. Dr. Yavuz Akpınar birkaç gün farkla İran’da 7–8 gün bulunduk. Azerbaycan ekibinde olduğu gibi Türkiye ekibinin de seyahate niyetlenmişken katılamayan Türkologlar çoğunluktaydı. Faaliyete Nahçıvan, Özerk Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden katılımcılar belirlenmiş iken katılım olamadı ancak Kırgızistan Cumhuriyetinden Asan Olmuşef katıldı.

          Azerbaycan Şinasi iki bölüm halinde açılış ve kapanış oturumlarına ilaveten on oturum şeklinde gerçekleşti. Sempozyum yeri olarak Tebriz belirlenmiş iken Tebriz’in güney batısında Urmiye Gölü kenarında Şerefhane şehrinde yapıldı. Faaliyete Tebriz’den katılanlar sabah-akşam otobüslerle taşınmak suretiyle dinleyiciler, sözlü ve yazılı basınla birlikte 200-250’yi buluyordu. Biz dil ve edebiyat bölümünü izleyebildik. Diğer bölüm tarih ve kültür konularında idi. Gelemeyen bilgi sahiplerinin yanı sıra her iki bölümde de da 6–7 ilave bildiri verildi. Bir fikir vermek üzere bildiri konularından örnekler vermek istiyoruz. Bizim birinci İran seyahatimiz bu tarihten 2 yıl önce olmuş ve daha ziyade kum şehri ağırlıklı dini muhitte bulunmuştuk. Bu defa Türk kültürü ağırlıklı bir ortamda idik.

          Verilen bildiriler; Prof. Dr. İsmail Aka, “1920–1930 yılları arasında Azerbaycanların yurt dışında kültürel faaliyetleri” Prof. Dr. Yaşar Karayev, “Azerbaycan’da Ana Dilli Edebiyatın Teşekkülü ve İnkişaf yolu”  Ebul Fevzl Seferi, “Azerbaycan Tarihinde Ölçüler” Dr. Yaşar Kalafat “Karşılaştırmalı İran ve Anadolu Türk Halkının İnançları” Fatma Fatimi, “Folklorumuzda Ana Konusu” Doç. Dr. Ali Berat Alptekin “Azerbaycan ve Türkiye’de Tanınmış Ortak Âşıklar” Dr. Hüseyin Mehemmed Zade Sedıg, “Türklerin Eski Ketibeleri” Ekber Azad, “Haleçler, Kaşgayi ve Azerbaycan Adları İle İlgili İzahları” Behrus İmami, “Atalar Sözünün Edebi Dilimizde Etkisi”, Celil Yakubzade, “Aşık Sanatı ve Eski İnançta Onun Yeri”, Prof. Dr. Toqfik Hacıyev, “Azerbaycan Dilinin Teşekkülü ve İnkişaf Yolu”, Prof. Dr. Kamil Veliyev, (Nerimanoğlu), “Azerbaycan Türkçesinin Deyim Hazinesi”, Prof. Dr. Sadık Tural, “Türk Dünyası Edebiyat Tarihi Projesi İçinde İranlı Sanatçılar” Dr. Elmeddin Alibeyzade, “Azerbaycan’da Milli Maneviyatın Kaynaklarına Dair”, Fatma Veliyava Daşdemirkızı, “Azerbaycan Ağızları Üzerine – Ka Veliyev tarafından” Dr. Menücehr Keyani, “Azerbaycan ve Kaşgayi Kavminin Birliği”, Dr. Hüseyin Feyzullahi Vahit, “Azerbaycan’da Yağış İsteme Merasimi”, Dr. Cemal Ayrumi, “Azerbaycan Baki Bölgelerinde Aşık Muhiti”, Şehram Relnemum, “Azerbaycan Coğrafyası Ehemmiyeti”, Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, “Azerbaycan’ın Jeopolitik Durumu ve Azerbaycan’da İlk Göç Yerleşimi” Doç. Dr. Yavuz Akpınar, “Mehmet Emin Resülzade’nin Arşiv ve El Yazmaları” Doç. Dr. M. Arif Eroğlu, “Katip Çelebinin Cihannumasında Azerbaycan” Prof. Dr. Kübra Aliyeva, “Orta Asırda Azerbaycan’da Ressamların Rolü” Abbas Aslan, “Azerbaycan’ın Jeopolitik Durumu İran Toprak Bütünlüğünde Etkisi”, Hasan Raşidi, “İran’da Mahalli Bölgesel ve Genel Ülke Dilleri” Dr. Rasim Efendiyev, “Azerbaycan’da Sanat Şinaslık Tarihi” Doç. Dr. Ersoy Taşdemirci, “Nizami Medresesinin Türk İslam Telimatı Tarihinde Yeri ve Önemi” Muhammed Ali Nigavi, “Möciz Hüviyeti ve Ana Dili” Prof. Dr. Azmi Süslü, “Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türkiye-İran İlişkileri” Prof. Dr. Ağamusa Ahundov, “Azerbaycan Halkının Edebi Dili ve Onun İlmi Tedgigi Tarihi” Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı, “Altınorda-İlhanlılar Mücadelesinde Teblis Şehri” Selçuk Alkın, “Azerbaycan Coğrafyası Önemi” Nesir Paygozar, “ Cinas Şiirinde Masallar ve Atasözlerinin Dil Gelişmesindeki Yeri” Fidan Murat Aliyeva, “Azerbaycanda Halk Tatbiki Sanatı” Dr. Ali Hüseyinzade, “Öten Yirmi Yılda İran Türklerinin Dil İlerleyişi” idi.

          Azerbaycan Şinası’nda verilen bilgilerde bir mesaj bütünlüğü vardı. Özetle; Ortak payda Güney Azerbaycan Türklüğü, İran Türklüğünün farklılık arz etmeyen bir parçasıdır. İran Türkleri bir kısmı ile Güney Azerbaycanda yaşamıyor olsalar dahi tümü İran Türkleridir. Kuzey Azerbaycan Türklüğü İran Türklüğü ile, dil, edebiyat, resim, arkeoloji, halk bilimi, musiki, siyasi tarihi itibariyle bir bütündür. Bu bütün genel dünya Türklüğünün asli unsurlarından birisidir. Verilen bildiriler tamamen ilmi saygınlık çerçevesinde olmuş itham, kalem kavgası, kışkırtmaya tevessül edilmemiştir. Fars- Aryan kültürü ile yapılan tespitlerin bağlantısı her vesile ile vurgulanmış bilhassa kapanış bölümünde ev sahibi ülkenin siyasi iktidarına gösterdiği demokratik tutum için haklı olarak tekrar tekrar teşekkür edilmiştir.

Azerbaycan Şinası’na iştirak ederken, çeşitli acabalar ve farklı kuşkular yaşanıyordu. Bizler bilgi birikimimizi artırarak döndük. Vedalaşırken bazı gençleri bu faaliyet nedeniyle kaygılı gördük. Muhtemel gelişmelerin üzücü olmamasını diliyoruz.

          Bildirilerden bizi en fazla etkileyenlere kısaca değinmek istiyoruz.

          İran’da konuşulan dillerin yüzdesine dair bilgi verirken Hasan Rahşidi İran’da ana dili Türkçe olduğu gerçeğini aktardığı istatistikî bilgilerden hareketle ortaya koydu. Bildiride hak etmiş olmasına rağmen Türkçenin İran’da resmi dil, kültür dili, yayın dili olmayışının da acı tablosu sergilendi. Bizim Güney Azerbaycan’da Türkçenin eğitim dili olması halinde İran’ın ve Türkiye’nin İslam medeniyetine ne türden yeni hizmetlerinin olacağını anlatan geçmişte bir bildirimiz olmuştu. Güney Azerbaycan’da din isimli bu çalışmamızı konuşmacıyı dinlerken hatırladık.

          Güney Azerbaycan Türklerinin isteklerinin gizli kapaklı tarafı kalmamış, vakıf dergisinin son sayısın 51. sayfasında Cumhurbaşkanına açıkça istekler açıklanmıştı.

Hüseyin Feyzullah Vahit’in bildirisi çalışmalarımız itibariyle bizim için çok yararlı olmuştur. Güney Azerbaycan’da kuraklığın giderilmesi için küçük kızlar yağış duasına dağlara çıkıyor ve saçlarını gökyüzüne doğru kaldırıyorlardı... Kırk kızlar efsanesinde yağmur yağdırmasına karşılık kırk kız Allah’ın kendilerini taş etmesini dilerler. Yağmur yağması için iki köyün çobanı kıyasıya dövüşürler. Sonra bu dövüşe iki köyün kadınları katılır daha sonra anlaşmaya varılır ve yağmur yağarmış... Dul kadınlardan yağmur için yardım istenir. Dul kadınlar gece şallarını suya basarlar, ertesi gün erkenden bu şallar kıbleye doğru asılır daha sonra bu şallar seccade olarak kullanılıp bunlarda namaz kılınırsa yağmur yağacağına inanılır.

          Türk halk inançlarında buluğa ermemiş çocukların bir takım kuvveleri olduğuna inanılır. Bunlardan fala bakmakta, defin aramakta, büyü bozmakta yararlanılır. Günahsız oldukları inancından hareketle Allah’ın merhametini celp etmekte Anadolu’da kuzular koyundan ayrılarak meleşmeleri sağlanır. Amaç günahsızın itibarından istifade etmektir. Saçları göğe doğru savurmak tanrıyı gökte düşünmüş olmanın bir sonucudur.

Kırk kızların yağmur karşılığında kendilerini taş olmalarını göze almaları, Anadolu’daki taş kesimi motifiyle aynıdır. Ayrıca Türkistan’daki yağmurun piri Burkut Ata tanrı ile yağmur yağdırması konusunda pazarlık yapar ve yağmura karşılık kendisinin cezalandırılmasını teklif eder ki burada da bir ortaklık var. 

         Yağmur dualarında çoban motifi Anadolu Türklerinde de vardır. Çoban, saflığın, gütmenin, kanaatkârlığın, Allah rızası için yönlendirmenin simgesidir. Birçok peygamber ve evliya çobanlık yapmıştır. Çok sayıda çoban ata ve çoban babalar vardır. Anadolu’da yağmurun yağması için çoban suya basılır.

          Halk inançlarımızda “dulluk” bazılarına göre bağlanmış olmanın, basılmış olmanın simgelerindendir. Eri ölmüş ve çocuğu olmamış hanımlara “kör ocak” gözü ile bakıldığı olmuştur. Dul kadının yağmur dilemesini istemek onu kıbleye ve namaza yöneltmek bir anlamda kuraklığı izale amaçlı olabilir. Gece ise güneş kültü ile ilgili olmalı.

Fatma Fatimi’nin, folklorumuzda ana konulu bildirisi “kurban kültü” itibariyle ilginçti. Bir laylada;

            “Balama kuzu kurban

             Koç kurban kuzu kurban

             Kurban kabul olmazsa

             Koy anan özü kurban”

İfadeleri vardı ki Türk halk inançlarında insandan kurban yok iken mecaz anlamıyla da olsa bu tespit bize manidar geldi.

          Nesir Peyguzar’ın bildirisi Türk cinas sanatı itibari ile bu sanatın geçmişle ulaşabildiği nokta da dâhil dorukta idi. O bildirisini okurken salon alkıştan inledi. Bizi en fazla etkileyen dörtlüğü kızılelma ile ilgili olandı. Usta şair bu dörtlükte;

“4 satır yerine yazı gelecek”

          Azerbaycan Şinası’nda bildirilerin dışında da çok güzel şeyler yaşanıldı. Orada “uşak ve yeni yetmelerle alakadar cenubi Azerbaycan’da çiçekler kuruluşu”nu Nurşen Musevi hanımdan tanıdık. Bize faaliyetlerini anlatıp dokümanlarını verdiler. Bir kitap sergisi ve bir hat sanatı sergisi gezdik. Güney Azerbaycan sanatçılarının yaptıkları heykelleri gördük. Sanatçılarıyla tanıştık.

          Başka güzelliklerde tattık. Kıbrıs’taki Rum haksızlığını anlatan afişler salonların duvarlarına asılmıştı. Millet olarak kederde ve kıvançta birlik olmak budur. Faaliyetin yapıldığı Grant Otel’in duvarı İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Kırgızistan ve Türkiye’nin bayrakları ile süslenmişti. Aynı duvarlarda büyük bez afişlerde faaliyet tanıtılıyordu. Bu bayraklar oturum başkanlarının da masalarını süslüyordu. Konser gecesi takdimler yapılırken bu bayraklar tek tek öpülüp alnına konuldu. Salon alkıştan inliyordu. Bütün şiirler hasret, coşku, hamaset ve millet duygusu dolu idi. Gözlerimiz ağlamaktan kan çanağına dönmüştü.

          Konserde 17–18 yaşlarında Hötcet isimli bir genç ilkin Azerbaycan sazı ile sonra bağlama ile taksimler yaptı. Gerçekten bir virtüöz idi. 6–7 makam arasında geçiş yapıyordu.

Taşkail musiki orkestri (orkestrası) coşkuyu zirveye çıkardı. Dinlediğimiz parçalar suzinak makamında idi. Hac Mahmet Hüseyin Rioni ve Mahmet Nesirî çok nefis parçalar okudular. Onlara Semed Caidi (kemence) Semsam Şam Mehmedi (tar) Behnam Cavidi (kosonavara) da eşlik yaptılar. Assolistimiz 90 yaşında idi. Orijinal kıyafetleri konusunda bize Ekber Azad ve doktor Menüçehr Keyani bilgi verdi. Yavuz Akpınar Kaşkayiler incelemek için yayla mevsiminden evvel bölgelerine gitmek için randevular aldı. Kaşkayiler konusunda bir hayli yayın satın aldık.

          Acı olan husus şu idi ki, İran Türk gençliği Güney Doğu Anadolu’daki terörün iç yüzünü ve Türk Ermeni ilişkilerindeki realiteyi bilmiyorlardı. Türk televizyon kanalları konusunda program itibariyle ihmal edildikleri kanaatinde idiler. Zorda olsa çanak antenden istifade ediyorlar. Bir genç bize İran Türklüğünü ihmal edilmemesi halinde Türkiye’deki bölücü harekette petrol boru hattı sorunu da kendiliğinden çözülebileceğine dair bir değerlendirme yaptı.

          Kapanış bölümünde Ferhat hoca hanımın hepimizi coşturan bir hareketi oldu. Hoca hanım 15–20 kadar ilkokul seviyesinde öğrencisi ile gelmiş bize çocukların hazırladığı bir kaç parçayı dinletmek istiyordu. Ancak vakit azdı ve ona sıra gelmiyordu. Azerbaycan milletvekili yazar S. Rüstemhanlı’dan sonra mikrofonu dişi bir aslan gibi kaptı ve bize güzel çocuk şarkılarını dinletti.

          Azerbaycan Şinası münasebeti ile yaşadığımız bir güzellik de AİKAM’in TÜTEV (Türk Devlet ve Toplulukları Vakfı) ATKD (Azerbaycan Türk Kültür Derneği) AKM (Atatür kültür merkezi) AAK (Atatürk Araştırma Merkezi) ATKM (Azerbaycan Türk Kadınlar Merkezi) gibi kuruluşlarla ayrı ayrı protokoller imzalaması idi.

Doç. Dr. Yavuz Akpınar’a Prof. Dr. Yaşar Karayev tarafından türk kültürüne yaptığı hizmetler için “Fethali Ahondov Şükran Belgesi” ni verdi.

          Azerbaycan Şinası’nın iki komisyon raporları okundu. AİKAM’in ilim heyeti ve genel yönetim kurulları seçildi. Bunlar ayrı ayrı ve tam metin olarak şüphesiz arşivlenilecek. Türk kültür tarihinde haiz oldukları önemle gerçek yerlerini alacaklar.

          Kültür şölenimiz Azerbaycan’ın İran büyükelçiliği müsteşarı Doç. Dr. Eynullah Medetli’nin evinde devam etti. E. Medetli beyde K. Güldiken kadar yoruldu. Bütün dostlara ve bizimle yakından ilgilenen Şahram Rehnemun’a teşekkür ediyoruz.



[1]Yaşar Kalafat “Birinci Uluslar arası Azerbaycan Sempozyumu ve İkinci İran Seyahat Notları” Kardeş Edebiyatlar S. 44 s. 14–18

 

 


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.004 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim